Muş-Bitlis arası arabayla yaklaşık 1 saat. Muş uçsuz bucaksız bir ova. Hemen o meşhur türkü geliyor aklınıza: “Burası Muş’tur / Yolu yokuştur.” Kafanız karışıyor ister istemez. Nasıl yani? Bir zamanlar Muş engebeli bir arazı idi de jeolojik safhalardan geçerek zamanla ovaya mı dönüştü? Bu kadar kısa zamanda yokuşların inişe geçmesi mümkün değil elbette. Türkülerin zamanla hafızası karışabilir. Burada da böyle olmuştur muhtemelen. Muş ile Huş arasında bir kafiye karışıklığı olmuş olabilir. Bu türkü vaktiyle Yemen’de savaşıp şehit olan Osmanlı askerleri için yakılmış bir ağıttır. Türküyü tartışmalı hale getiren “yolu yokuş” ifadesinin aslında orijinal metinde “havası hoştur” şeklinde olduğunu söyleyenler de vardır.

“Muş”, “Huş”, “Hiş” diye diye bir de baktım ki Muş-Bitlis arası Hasköy’e kadar gelmişiz. “Siz çayı seversiniz” dedi dostum, “Hele bir de közde demlenmişse.” Hasköy’ün haslığı demek buradan geliyormuş. Bu beldede közde çayın saadetini yaşadık desem abartı olmaz sanırım. Şehre hiç sürünmeden Bitlis Eren Üniversitesi’ne geçtik. Üniversite adını hayırseverliği ile tanınan Bitlisli Eren ailesinden alıyor. Şehrin dört bir yanında Eren ailesinin yaptırdığı okul, öğrenci yurdu ve hizmet binalarını görebiliyorsunuz. Bitlis Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı sevgili dostum Prof. Dr. Nurullah Ulutaş’ın daveti üzerine bu kentte bulunuyorum. Üniversitede “Edebiyatımızda Doğu ve Köylülük” üzerine söyleşi gerçekleştireceğiz.

Öğrencilerle daha yakından tanışmak için derslerine misafir olup ders konuları olan “Tevfik Fikret ve Şiiri” üzerine bildiklerimi aktarıyorum. Sınıfta kız öğrenci ağırlığı dikkat çekiyor. Bu bölgemizde kız çocuklarının lise ve üniversite öğrenimi görmesinde büyük artış var. Öğrenciler anlatılanla son derece ilgililer. Bu ilgilerinden edebiyatı sevdikleri anlaşılıyor. Deneme ve şiir yazanlar çoğunlukta. Kentte yaklaşık 10 bin öğrenci olduğunu söylüyor dostum. Bitlis’in ilçelerinde değişik yüksek okullar mevcutmuş. Bu arada Tatvan çok hareketli ve nüfusu yoğun bir ilçe. Aslında üniversiteler bulundukları şehre hem tanınma fırsatı hem de önemli ölçüde bir hareketlik ve enerji katıyor.

Muş gibi Bitlis’te de bir türkünün peşine düştüm: “Bitlis’te beş minare.” Minareleri beşe tamamlamak için sürekli yukarılara bakıyorum. Belli ki bu dize beş tarihi camiye atfen bu türküye girmiş. Okullarda kültür-sanat ve edebiyat faaliyetlerinin durumunu yakından öğrenebilmek için gittiğimiz Hatuniye İmam Hatip Lisesi’ni unutmam mümkün değil. Dışı ahlât taşıyla örülmüş öğrenci yurdu binası çok görkemli duruyordu. İmam Hatip Lisesi binası da neredeyse benimle yaşıt (1967). Hatuniye İmam Hatip Lisesi Müdürü Nafiz Uğurlu Bey sadece öğretime değil eğitime de ziyadesiyle vakıf bir idareci. Aktüel dünyada gençliği anlamış ve çözmüş bir zihin dünyasına sahip. Müdür yardımcılarıyla oluşturduğu senkronize idari yapı daha okula girer girmez kendisini hissettiriyor. İnanın bu okulda umudum arttı.

Koridorda bir ara müdür beye, “Bitlis’te minare sayısını zihnimdeki 5’e tamamlıyorum” deyince Nafiz Uğurlu Bey pencereden hemen karşıyı göstererek altın sarısı yapraklarla dalların kapadığı ağaçların arasındaki camiyi işaret etti. “Bir tanesi işte bu!” dedi. Minarenin dörtte birini, caminin beşte birini görebildiğim için fotoğraf alamadım.

Dostum dönüş yolunda giderken Bitlis Atatürk Camii’ni gösterdi. Önünden dere geçen bu caminin türküdeki 5 minareye dâhil olmadığını da söylemeden geçmedi tabii. Bitlis İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Emin Korkmaz ile sözleştiğimiz üzere öğrencilerimizin, eğitim-öğretim, kültür-sanat ve edebiyata yönelik ilgi ve alâkalarına dair bilgi alarak önerilerimizi iletme fırsatı bulduk. Mehmet Emin Korkmaz Bey’in de eğitimde sosyal faaliyetlerin bilincinde bir idareci olduğunu görmüş olmak gençlerimiz adına bizi ziyadesiyle sevindirdi.

Bitlis Eren Üniversitesi’ndeki konferansımız öğrencilerin sınav dönemine denk gelmesine rağmen göstermiş oldukları teveccüh görülmeye değerdi. Edebiyat ve sanatın gençler arasında birleştirici ortak bir dil olduğunu bu programla bir kez daha görmüş oldum. Türkiye’nin merkez noktasına göre uzak sayılabilecek bu bölgelerde yer alan üniversiteli gençlerimiz daha çok bu imkânlarla buluşturulmalıdır. Bitlis Eren Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necmettin Elmastaş Bey’in kendisini ziyaretimiz sırasında Eren Üniversitesi’nin aynı zamanda kültürel buluşma noktası olduğunu ve edebi ve sanatsal değerlerimizin gençler arasında yaşatılması ve geliştirilmesi adına hizmet etmeye devam edeceklerini vurgulaması da bu kültürel heyecanın sürmesine yönelik bir işaretti.

Bitlis’in kenarlarında dolaşıp da merkezine inmemek olur mu hiç? Bitlis şu sıralar bir şantiye görüntüsünde. Bir tür şehrin gizli hazineleri geri kazandırılıyor. Şehrin gerçek suret ve siluetini örten eğreti yapılar yıkılarak tarihi doku ortaya çıkarılmaya başlanmış. Tarihi eserler, köprüler, mabetler, kemerler, surlar… Yani Bitlis’in gerçek yüzü aydınlanıyor. Öyle zannediyorum ki Bitlis türküsünde ayırdına varamadığımız beş minare de böylelikle daha net ortaya çıkarılacaktır. Bitlis’e gidenler bundan böyle sadece Büryan tadı almakla kalmayacak, aynı zamanda geçmiş zamanların esintisini de alacaklardır. Selam olsun yurdumun Bitlis’ine, beş minaresine, türküsüne ve memleketimin güzel insanlarına!