BİRLİK, güç ve bağımsızlık demektir. Çatışma ve bölünme

ise zafiyeti, etkisizliği getirir. Bunun içindir ki, Haçlı-Siyonist ittifakı

önce Osmanlı İmparatorluğu nu moleküllerine ayırdı, bir imparatorluktan 60

devlet çıkardılar. Kısacası tespihin imamesini kopardılar. Söz konusu ittifakın

planı henüz tam olarak sonuçlanmamış olacak ki, şimdilerde molekülleri

atomlarına ayrıştırmanın peşindiler. İslam dünyasında yaşanan işgalleri,

çatışmaları, ayrımcı hareketleri böyle okumak yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Osmanlı İmparatorluğu konumunu ve gücünü koruduğu sürece Siyonist-Haçlı

ittifakının özelikle İslam dünyasında borusu fazlaca ötmüyordu. Ne zaman

imparatorluk parçalandı, o zaman Ortadoğu nun kalbine İsrail hançeri saplandı.

Şimdilerde bir yandan İslam ülkeleri daha da ufalanmaya, kendi başlarına karar

alamayacak, yeryüzünde belirleyici olamayacak hale getirilmeye çalışılıyor. Böylece

İslam dünyası teslim alınmış olacak. Çünkü bölünme ve ufalanma ister istemez

bağımlılığı ve teslimiyeti gündeme getiriyor. Mevcut sınırları sömürgeciler

tarafından çizilmiş ülkeler bir kaç parçaya daha ayrıştırıldıktan sonra bir

yandan İsrail in güvenliği tam olarak sağlanmış, aynı zamanda büyük İsrail in

önü açılmış olacak, hem de İslam ülkelerinin sömürülmesi daha da kolaylaşmış

olacak. Bundan kurtuluşun yolu ise birlik ve beraberlikten geçiyor. Bu birlik

öncelikli olarak İslam ülkelerinin kendi içlerindeki ihtilaf ve ayrılıkların

bir kenara bırakılması, bunun için de farklıklara tahammül kültürünün

yerleşmesi gerekiyor. Ardından da İslam dünyasının yaşadığı farklılıkların

körüklenmesi ile ortaya çıkan çatışmalardan bir an evvel kurtulması gerekiyor.

Bu sağlanabildiği takdirde bölgemiz hakkında her türlü kararı bölge ülkelerinin

vermesi mümkün olabilir. Aksi halde bölge ülkeleri sadece sömürgeci güçlerin

aldığı kararları sessizce kabul etmekten öte bir tavır ortaya koyamıyorlar.

Bir yandan bölge ülkeleri karıştırılıyor, ardından bu

karışıklığın sonucu ortaya çıkan çatışmanın durdurulması içinde belirleyici

olanlar yine sömürgeciler oluyor. Bunu söylerken sadece sömürgeci güçlere

kızmanın yeterli olmadığını, onların yerli işbirlikçilerinin ve Müslümanların

dağınıklığının buna zemin hazırladığını unutmuş değilim. Bizim yapmaya

çalıştığımız sadece bir gerçeğe dikkat çekmekten ibaret.

Pazartesi günü Cenevre de Suriye ile ilgili barış

görüşmeleri başlayacaktı. Ne var ki, müzakere heyetlerine kimlerin katılacağı,

hangi grupların temsil edileceği hususunda anlaşmazlığın ortaya çıkması

sonucunda görüşmeler 29 Ocak a ertelendi. Medyaya yansıyan haberlerden

öğreniyoruz ki, Cenevre de barış görüşmelerine Türkmenler çağrılmamış, buna

karşılık PYD nin temsil edilmesi hususunda bölge ile doğrudan ilgisi olmayan

emperyalist güçler ısrarcı davranıyor. Türkiye ise PYD ille de barış masasında

yer alacaksa Esad ın yanında yer alabileceği hususunda ısrarcı. Bu tartışmalar

nasıl sonuç verecek, Türkiye masada ne kadar etkili ve belirleyici olacak bunu

zaman gösterecek ama Türkiye üzerinde de hesapları olan Haçlı-Siyonist

ittifakının mensupları Suriye nin ve bölgenin geleceği konusunda kendilerinin

belirleyici olması hususunda kararlı v e ısrarcı davranacaklar. Bu açıkça

görülüyor. Bu arada bir taktım örgütler adına Cenevre ye gidenlerinde

sömürgeciler gibi hareket etmeleri, ister istemez bölge ülkelerinin elini

zayıflatacaktır. Sonuçta bölge ülkeleri ve örgütlerinin dediği değil, sömürgeci

güçlerin dediği olduğunda masadan istedikleri sonucu elde ederek kalkmış

olanlar bile sömürgeci güçlerin himayesine girmiş olacaklar. Böyle bir sonucu

bağımsızlık, özgürlük ve başarı olarak nitelendirebilenler var ise onlar

bilerek ya da bilmeden sömürgecilere teslim olmuş, onların kılıcını sallıyor

olacaklar.