İslam alimleri çocuklarımıza öğretilmesi gereken ilim alanı olarak matematiği söylemişlerdir. Matematik bilmemenin sonuçlarını Müslümanlar olarak yaşıyoruz.
Matematik bilimini bilen biri öncelikle bir sorun ile karşılaştığında matematiksel olarak bir “problemle” karşılaştığında çözüme giden “doğru yolu” bulmaya çalışır. Matematikte ustalaşan bir zihin, bir problemin başka yollarla çözülebileceğini de bilir. Yani hayatta karşılaştığımız problemlere “tek bir bakış açısı” ile değil de farklı farklı pencerelerden bakarak başka “doğru çözüm yolları” olduğunu da idrak eder. Hayata tek boyuttan bakmaz.
Matematik dersinde öncelikle “değerleri” doğru “yere” koymayı öğreniriz. “x’leri, y’leri, eşitliği…” doğru yerlere koyarak sonuca ulaşabiliriz. Bu da anlamı “şeyleri yerli yerine koymak” olan “adalet” duygusunun gelişmesine yardım eder. Hayatta karşılaştığımız olayları, kişileri, fikirleri, düşünceleri, duyguları yerli yerine koyarak “adil bir sistem” içinde yaşayabiliriz. Matematik insanlara bunu da öğretir.
Matematik probleminin çözümünde bulduğu “doğru yolu” kontrol etmek için çıkan sonucun “sağlamasını” da yapar. Sağlamanın sonucunda da “doğru” sonuca ulaşınca artık emin olur. Bu beynin iki yönlü hareketini sağlar. Bunun sonucunda karşılaştığı olayın önünü, arkasını, gösterilen ve görünen kısmının yanında gösterilmeyen ve görünmeyen kısımlarını da görebilir hale gelir.
“Matematik Hayattır” diye kitap yazmış kişi haksız değildir. Bize Allah tarafından verilen hayatı onun istediği şekilde yaşayabilmek için matematik ilmini bilmemiz gereklidir. Matematik her şeyden önce “hesap” demektir. Öldükten sonra “hesap vereceğine” inanan bir dinin mensupları bunun alıştırmasını matematik ilmine vakıf olarak yapabilir. Ama yazdığımızdan şunu çıkarmayalım; “Müslüman hesabî davranır.” Böyle bir durum kesinlikle olmaz. Müslüman “hesabî” değil, “hasbî” olmalıdır. Kitabımız Kur’an, Allah’ın indirdiği hükümlere “hesabî” yaklaşanların nasıl helak olduklarını sayısızca örnekle apaçık şekilde anlatmıştır.
Bir insan yaptığı her davranışın bir sonucu olduğunu bilmesi açısından da matematik pratiklik kazandırır. Bir olayla karşılaştığında o işi “kimin rızası için yapacağını”, yaptığı işin sonucunun kimin işine yarayacağını, işlemiş olduğu amel sonucunda hayra mı yoksa şerre mi vesile olacağını hesap ederek hareket etmelidir. Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de sık sık soru ile dikkatimizi çektiği “Akletmez misiniz?” sorusundaki “aklımızı” kullanmak için matematik ilmi önemli katkı sağlamaktadır.
Bir Müslüman’ın öğrenmesi gereken diğer önemli husus ise “ölçü”lerdir. Bir insan hangi “ölçü”ye göre hayatını yaşayacaktır. Ölçüsüz yaşam “hadsiz” bir hayatı beraberinde getirir. Allah kullarına “ölçü” olarak İslam nizamını indirmiştir. Yani hayatta karşılaştığımız olaylar karşısında “şeyleri yerli yerine koyarken” “hangi ölçüde” hareket edileceğini bildirmiştir.
Bu sebeple Müslüman’ın hayatında en önemli “helal-haram” kavramı vardır. Erbakan Hoca’mızın sık sık konferanslarında anlattığı gibi bir Müslüman “Haram beşin, helal üç”ün yanında değersiz olduğunu bilmek zorundadır. Bir Müslüman “batıl ölçülerde” hayat sunan ve bu peşinde giden kalabalıkların hiçbir “değeri” olmadığını, adını bildiği gibi bilmek zorundadır. Allah’ın “Biz nice azları nice çoklara galip kıldık” ayetini okuyan bir Müslüman kalabalık diye Siyonizm’in kurdurduğu görüşlerin peşinden gidemez. Herkes “faiz”li iş yapıyor diye faizin işin peşinden gidemez. Faizli sistem uygulayıcıların peşinde ömür tüketemez. “Hakikatin” hiçbir zaman değişmeyeceğini, hakikatin peşinde giden “tek kişi” de olsa “Hakk” olanın “değerli” olduğunu idrak etmek zorundadır. Bir Müslüman için kalabalıklar bir “ölçü” olamaz.
Sevgili okur, hayatta karşılaştığımız problemleri “sadeleştirdiğimiz” zaman dediklerimiz daha anlaşılır olacaktır.