İslam dünyası artık bir takım uluslararası örgütlerin

dünya üzerinde barışı sağlamak, kan ve gözyaşını engellemek için kurulduğu

yalanının peşinden koşmayı bırakmalı, gerçeği görmelidir. Çünkü söylenen ile

gerçek birbirinden çok farklıdır. Uluslararası örgütler işgal edilen ülkeler

Müslümanlara ait, akan kan ve dökülen gözyaşı Müslümanların ise uluslararası

örgütleri hiç ama hiç ilgilendirmediğini artık görmek durumundayız. Dünyanın

her köşesinde bunun yüzlerce örneğini görmek mümkündür. Ne var ki, propaganda

bombardımanı karşısında sersem tavuğa dönmüş, Batı hayranı Müslümanlar bu

gerçeği bir türlü göremiyor, görmek istemiyor. Zaten uyuşmuş/ uyuşturulmuş

beyinlerin olayların perde arkasını görmek için çaba göstermesi de beklenemez.

Bu gerçeği yıllar öncesinden gören Rahmetli Erbakan Hocam

ömrünü İslam dünyasını uyandırmaya, İslam dünyasının tek yumruk haline getirmeye

çalıştı. İslam Birliği çağrısını bunun için yaptı. İslam Birleşmiş Milletleri,

İslam ülkeleri ortak savunma sistemi, -bunu İslam NATO su olarak ifade etmek de

mümkün- oluşturulması; kısacası hayatın her alanını kapsayan Batı dünyasının

kontrolü altında uluslararası örgütlerin Müslümanlar tarafından oluşturulması

için çabaladı. Çünkü rahmetli Erbakan Hocam Müslümanlar Birlik oluşturamadığı,

Hıristiyan-Musevi-Budist kısacası batıl ittifakının saldırılarını önlemenin

yolunun birlikten, güçlü olmaktan geçtiğini biliyordu. Bunun için Irak ın ABD

ve müttefikleri tarafından işgalini önlemek için Irak a giderek Saddam ı

Kuveyt ten çekilmeye ikna etmeye çalıştı. Ne var ki, Saddam bir Müslümana kulak

vermek yerine kendisini Kuveyt i işgale iten ABD ve yandaşlarının sırtını

sıvazlamasını tercih etti ve sonuçta hem ülkesi işgal edildi ve bölündü hem de

hayatını darağacında kaybetti. Onu bu sona sürükleyenlerde sırtını

sıvazlayanlardı.

Artık Müslümanlar uğradıkları haksızlıklar ve kanlı

saldırıların arkasından uluslararası örgütlerden sanki bu örgütler Haçlı

dünyasını Müslüman dünyasını hizaya getirmek ve yeryüzünden silmek için

oluşturulduğunu bilmiyormuş gibi yardım beklemesi çok acıdır. Müslüman feraset

sahibi insan demektir. Feraset ise olayların görünenden çok görünmeyen kısmını

görebilmek anlamına geliyor. Eğer bir takım Müslümanlar hala olayların perde

arkasını göremiyor, cellatlarını dost kabul ediyorlarsa bu işte bir yanlışlık,

bir başka ifade ile Müslümanlığımızda bir eksik var demektir.

Bu bakımdan öncelikli olarak artık her zulüm ve kanlı

olayın ardından uluslararası örgütleri yardıma çağırma alışkanlığını terk etmek

durumundayız. Özellikle de 5 ülkenin kontrolündeki Birleşmiş Milletler denen

sömürgecilerin sömürülerini kolaylaştırmak için oluşturulmuş örgütün yakasını

bırakmak gerekiyor. Bunun için gerekirse Müslüman ülkeler bu örgüte olan

üyeliklerini çekmek durumundadırlar. Yeryüzünde sürekli olarak zulme ve

katliama uğrayanların Müslümanlar olduğunu, buna karşılık bu örgütün hiçbir şey

yapmayışını yapamayışı demiyorum-  göre

göre bu örgütten bir şeyler beklemek, örgüte üyeliği sürdürmek sömürgeciler ve

Siyonistlere teslim olmak anlamına gelir ki bunun akıl ile izahı mümkün olmaz.

Uzun lafın kısası artık

laf üretmek yerine sadece Müslümanları hizaya ve uslu çocuk haline getirmek

için oluşturulmuş uluslararası örgütleri gündemimizden çıkarıp atmamız

gerekiyor. Üyeliklerimizi iptal edemesek bile en azından açıklamalarımızda bu

örgütlerin yeryüzünde barış ve adaleti sağlamak gibi bir amacı olduğu intibaı

vermek yanlış oluyor. Bunun da ötesinde eğer yeryüzünde barışı ve adaleti

sağlamakla görevli bir uluslararası örgüt Esad ın kimyasal silah kullanıp

kullanmadığını araştırmak için katilin müsaadesine ihtiyaç duyuyorsa bu ya bir

aldatmacadır ya da söz konusu örgütün hiçbir fonksiyonu kalmadığını gösterir.

Her iki durumda da varlığı anlamsızlaşmış demektir. Katilinin insafına terk

edilmiş mazlumların dünyasında tek çözüm mazlumların ayaklanmasıdır. Eski

Roma da kölelerin isyanı gibi