İtalyan basınında ünlü bir deyiş vardır: Nulla nuova,

buona nuova . Hiçbir haberin olmaması durumunun en iyi haber olduğu anlamına

gelen bu deyiş, insanların kendilerini üzen gelişmelerden bihaber olması

durumunda daha mutlu olacaklarını varsayar. Ancak aktif hayat hiç de öyle

değildir. Tam tersine insan yaşamı, içerisinde insanı bazen sevindiren bazen de

üzen sine qua non (olmazsa olmaz) hadiselerle doludur. Bu hadiseler nasıl insan

hayatını duygusal yönden etkiliyorsa, bu duygu ve tutkunun en önemli

aracılarından biri eskiden beri gazetelerdir. Birçok insanın her sabah yaptığı

ilk iş gazetelere bakmak olur. Hayattan kopmamak, gündemin bilgisine ulaşmak

için bu eylem, belki de bir kahve eşliğinde insanların günlük rutin

faaliyetlerine ekleniverir. Nitekim modern toplum denilince akla ilk gelen

fenomenlerden biri de gazetelerdir ve gazeteler günümüz insanının yaşamsal

pratiklerinin içerisinde gömülü olarak birçok fayda sağlamaktadır.

İnsan hayatına bu kadar dâhil olmuş gazetelerin insanları

etkileme özellikleri, iktidarda olanların ve olmak isteyenlerin de gözlerinden

asla kaçmamış. Dolayısıyla gazeteler her zaman siyasetle iç içe geçmiş, siyasal

çıkarlar için bir araç olmuş ve insanları çekebilmede mıknatıs görevi

görmüşlerdir. Bu doğrultuda politik bir silah haline gelen gazeteler, günümüzde

de yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası çapta insanlığı yönlendirici bir rol

oynamaya devam etmektedir. Ancak buradaki mesele insanlığı doğru yola mı teşvik

ettikleri, yoksa çarpıtılan haberlerle insanlığa hedef mi saptırıyor

olduklarıdır.

İçerik Savaşları

Teknolojik ve dijital gelişimin inanılmaz şekilde

ilerlediği günümüzde ortaya çıkan önemli kavramlardan biri de içerik

endüstrisi dir. Bu terim, özelikle iletişim, bilişim, medya, internet,

dolayısıyla sanal ve dijital kültürün, ağ toplumunun yaygınlaşmasından sonra

daha da önemli hale gelmiştir. İşte bu endüstrinin en önemli ürünlerinden biri

de şüphesiz gazetelerdir. Bu endüstrisinin temel konusu bilgiyi toplama,

oluşturma ve yayma gücüne sahip olmakla yakından alakalıdır. Tüketici durumdaki

birey ve toplumların düşünce biçimlerini, dünyaya bakış açılarını

düzenleyebilmek burada kritik önemdedir.

Bu durum, bilgi yönetimin temelinde, ulusal ya da küresel

kamuoyunun oluşturulması ve yönetilmesi anlamına da geleceğinden siyasete yön

verenlerin en önemli gündemlerinden birini teşkil etmektedir. Dolayısıyla

insanların kendilerinin istediği gibi düşünmelerini arzulayan iktidarlar için

içerik kontrolü hayati önemdeyken, bugün de siyasal açıdan içerik savaşlarının

içerisinden geçtiğimiz bir gerçektir.

Zihinsel İktidar

Eskiden iktidarlar, biyo-iktidar gibi kavramlarla, modern

uygulama ve düzenlemelerin çeşitli teknikleri kullanarak insanların bedenlerini

tahakküm altına alma ve nüfus kontrolünü sağlama meseleleri üzerinden

eleştiriliyordu. Ancak artık iktidarlar daha çok zihinsel iktidar olarak

isimlendirilebilecek, insanların bilinçleri üzerinde kurdukları tahakküm ile

alakalı olarak, onların nasıl yönlendirildiği üzerinden eleştirilmektedir.

Artık siyasal güçler, bireyleri kontrol etmek ve onlara hükmetmek için her

türlü gelişmelerden fayda sağlıyorlardı. İktidarların insan bilinci üzerindeki

yükselen bu etkisi, yeni insan mühendisliği amacı güdenlerin de gündemlerinin

vazgeçilmez bir unsuruydu. Kısacası zihinsel iktidarlarını kurma arzusunda

olanlar, yeni bir ahlakın oluşturulmasında ve karşı sınırlarda yaşayan

insanların kalplerine ve zihinlerine hitap etmede başta gazeteler olmak üzere

tüm içerik endüstrisini bir araç olarak kullanıyorlardı.

Ve Milli Gazete

İşte zihinsel iktidarı ele geçirme adına böylesine yoğun

içerik savaşlarının yaşandığı modern dönemde, bu suni çıkar savaşların

gündeminde kaybolmadan yoluna devam eden tek bir gazete kalmış durumda: Milli

Gazete. 42 yıldır gündeminde tek bir savaş var olageldi: Hak ile Batıl Savaşı.

Her zaman zalimin karşısında, mazlumun yanında olan gazetemizin arzuladığı tek

bir şey vardı: Bize Hakk ımızı öğretmek. Ulusal gündemin çarpıtılmış

meselelerindense, Ümmetin gündemini sundu bizlere. Boşa atılacak tek bir mermi

yok düsturuyla kaleme alınan yazılar ve her bir harfin sorumluluğunun bilincinde

olan sağlam kalemleriyle, kurtuluş yolunu tarif etti zindanlara hapsedilen

zihinlere. Kısacası bir zihinsel direnişin simgesi oldu ve okurlarıyla beraber

bu direnişin hikâyesini birlikte yazdı Milli Gazete. Hiç kimse merak etmesin

Allah ın izniyle Milli Gazete bu misyonunu gerçekleştirmeye devam edecek.  Zihnimizi diri tutma adına bizleri her sabah

bu organik mental kahvaltımıza çağırmaya devam edecek. Daha nice 42 yıllara

Milli Gazete