Genellikle öğretim ile eğitim birbirine karıştırılır. Halbuki öğretim ile eğitim farklı iki kavramdır. Daha doğrusu birbirini tamamlayan kavramlardır. Eğer, öğretim ile eğitim birbirini tamamlamıyorsa okullarda verilen öğretimin fazla bir anlamı kalmaz. Etrafımıza baktığımızda her alandaki kural ihlallerinin, bilgisizlikten değil eğitim yetersizliğinden ileri geldiğini görürüz. Söz gelimi ehliyet sahibi tüm sürücüler bilirler ki sağa ve sola dönerken, durmaya hazırlanırken sinyal lambalarının kullanılması gerekir. Bu hem kendi hem de birlikte trafikte araba kullanan sürücüler için önemlidir. Ve yine hepimiz biliriz ki, trafikte hareket halinde iken cep telefonu ile konuşmak hem kendimizi hem de başkalarını sıkıntıya, hatta tehlikeye sokar. Buna rağmen direksiyon başında cep telefonu kullanmaya devam ederiz. Kısacası bazı tipler vardır ki tüm trafik kurallarını özellikle ihlal eder, bu kurallara uymamaktan adeta özel bir zevk alır. İşin garip tarafı kuralları kendimiz çiğnediğimiz halde bir başka sürücünün kural ihlalini gördüğümüzde çileden çıkarız. Diyebiliriz ki sanki toplumsal bir kural tanımamazlık hastalığına yakalanmış gibiyiz.
Peki bu kural ihlalleri hukuki düzenlemelerin yetersizliğinden mi kaynaklanıyor
Sanmıyorum... Hayatın her safhası hukuki kurallarla düzenlenmiştir. Söz gelimi bir trafik kuralını ihlal ettiğimizde görevli polise yakalandığımızda bir sürü dil dökeriz ceza yememek için... Halbuki polise dil dökene, boyun bükene kadar kurallara uysak daha iyi değil mi
Ya bir de kural koyucular koydukları kurallara uymuyorlarsa bunu nasıl izah edeceğiz
Bütün bunları İçişleri Bakanı Beşir Atalayın bir açıklaması hatırlattı. Sayın Bakan özellikle hareket halinde cep telefonu kullanan sürücülerin takibe alınacağı ve cezalandırılacağını söylüyordu.Kısacası trafik kazalarını asgari düzeye indirmek için sürücülerin sıkı bir şekilde takip edileceğinin altını çizerek sürücüleri uyarıyordu. Bu açıklamayı dinlerken, "Bir takım kuralları çiğnememek için ille de bir görevlinin bizi takip etmesi mi gerekiyor Niçin buna ihtiyaç duymadan sadece kendimize ve çevremizdekilere duyduğumuz saygı gereği kurallara uysak daha doğru olmaz mı " diye düşündüm.
Söz gelimi belediye otobüslerinde niçin biner binmez arkadan gelenleri unutur, ille de biri ikaz etmeden boşluklara yanaşmayız Halbuki yağışlı ya da soğuk bir gün otobüse binmek için binenlerin ilerlemesini isteriz de kendimiz ayağımızı attığımızda aşağıda kalanları unutuveririz. Hergün yaya üst geçitlerinin hemen altından akan trafik içinde karşıya geçmeye çalışan insanları görürüz. Bu tür kural ihlallerine günlük hayatımızda pek çok örnek vermek mümkün.
Örnekleri uzatmaya gerek yok diye düşünüyorum.
Önemli olan bu kuralsızlığın sebebine doğru teşhis koymak. Çünkü, yukarıda verdiğimiz tüm örnekler bilgisizliğin sonucu ortaya çıkmıyor. Bilindiği halde kurallar uygulanmıyor. Meseleye bu açıdan bakıldığında ülkemizde öğretimden çok, eğitim eksikliğinden söz edebiliriz. Çünkü, öğrendiklerimiz hayatımıza yansımıyorsa o bilginin önemi olmaz. Öğretim bizde yeni bir davranış biçimi oluşturuyorsa eğitim gerçekleşmiş demektir. Öğretim ile birlikte eğitimde gerçekleşmişse artık kurallara uymamız için etrafımızda bir görevlinin bulunmasına gerek kalmaz. Eğitime dönüşmemiş öğretim, toplumu bilgili cahillerle doldurmak anlamına geliyor.
Olayın başka boyutları da var elbette... Söz gelimi toplum halinde yaşamanın ilk şartı karşılıklı saygıdır... Bu da önce insanın kendisine saygı duyması ile mümkündür. Yani toplumsal kural tanımamazlığımızı farklı biçimde yorumlamak mümkündür ama sanıyorum en önemlisi öğretimin, eğitimle tamamlanması mecburiyetidir.