Pazartesi günkü yazıda "bid at-ı hasene-bid at-ı seyyie" taksimi konusunda İzzuddîn b. Abdisselâm ın görüşünü zikretmiş ve verdiği örnekleri kısaca aktarmıştım. (1) Bu yazıda da el-Karâfî nin konu hakkındaki tavrını kısaca görelim:
O, el-Furûk ta (2) bid atin, vacip, haram, mendup, mekruh ve mübah olmak üzere 5 kısma ayrılarak ele alınması gerektiğini belirtir ve bu kısımlara misaller zikreder. Sırasıyla Kur an ın Mushaf halinde toplanması ve dinî hükümlerin tedvini "vacip" (farz), ticaret erbabından fazladan vergi (bâc, gümrük vb.) almak, cahillerin ve naehil kimselerin yönetici/amir kılınması "haram", Teravih namazı(nın tek imam arkasında kılınması) "mendup", bazı günlere mahsus ibadetler ihdası "mekruh", unu eleyerek kullanmak da "mübah" bid atin örnekleridir.
El-Karâfî nin, özellikle "mekruh bid at" kategorisi üzerinde dururken dikkat çektiği bir nokta var ki, konumuz bakımından son derece önemli: Mendup bir ameli, olduğundan farklı bir şekilde işlemek de mekruh bid attir. Zira böyle yapıldığında halk, değiştirilerek işlenen şeklin, o amelin aslı olduğu düşüncesine kapılabilir. Mesela namazların arkasından çekilmesi tavsiye buyurulan tesbihatın sayısı 33 erden 99 olduğu halde, bunun 100 e çıkarılması halinde avam bunun aslının 100 olduğunu zannedebilir. Vacip üzerine ziyadede bulunmak ise haramdır. Bu cümleden olarak İmam Mâlik in, Şevval orucunun Ramazan ın hemen arkasından tutulmasını onaylamaması, bu orucun Ramazan dan sayılması gibi bir yanlışlığa meydan vermemek içindir. Keza Hz. Ömer (r.a) in, farz namazdan hemen sonra, hiç ara vermeden sünnet kılmaya kalkan birisini bundan men etmesi de bir diğer önemli örnektir. Ki Efendimiz (s.a.v) "Senin bu davranışınla Allah bir hakkı ortaya çıkardı ey Hattab ın oğlu" buyurmak suretiyle onun bu davranışını takrir etmiştir. (3) Hz. Ömer (r.a) in bu davranışı, farz ile nafilenin birbiri peşinden yapılması sebebiyle zaman içinde nafilenin farz olarak telakki ve ona ilave edilmesi endişesine mebnidir.
Ebû İshak eş-Şâtıbî, gerek bir önceki yazıda İzzuddîn b. Abdisselâm dan, gerekse burada el-Karâfî den özetleyerek aktardığım hususlara eleştiriler yöneltmiştir ki, özeti şudur: Zikredilen örneklerin bir kısmı ihtiyat, bir kısmı mesalih-i mürsele kabilindendir. Bir kısmı Sahabe döneminde mevcut bulunduğu için bid at değildir. Bir kısmı ise bid at, dolayısıyla dalalettir ki bunların vacip bid at, mübah bid at vb. tarzında isimlendirilmesi doğru değildir. Nihayet zikredilen örneklerden belli bir bölümü de taabbudî özellikte değildir; dolayısıyla bunların bid at olup olmadığını tartışmak yersizdir. (4)
Eş-Şâtıbî nin, hayli uzun olduğu için buraya alamayacağım ifadelerinde dikkat çeken nokta, aslında terminoloji farklılığı olarak tesbit edilebilecek kimi hususlarda ısrarla kendi benimsediği terminoloji savunma yapması ve kimi meselelerin aslını Sahabe dönemine kadar götürerek bid at olduğu tezini çürütme yoluna gitmesi. Elbette fazla vergi alınması, medrese yapımı, unu eleyerek kullanma vb. gibi taabbudî olmadığı için vacip veya mendup bid at kategorisine örnek olarak zikredilmesi doğru olmayan hususlara itirazının yerinde olduğunu belirtmemiz gerekiyor.
Bir sonraki yazıda bu meseleyi noktalayalım.
Not: Bayramların "bayram" gibi kutlanacağı zamanlara ulaşmamıza vesile olması dileğiyle bütün İslâm aleminin Kurban bayramı mübarek olsun.
1) El-Karâfî nin adının başına gelmesi gereken "Malikî mezhebine mensup" ifadesi o yazıda yanlışlıkla İbn Abdisselam ın adının başına gelmiş. İbn Abdisselâm Şafiî mezhebine mensuptur. Düzeltirim.
2) IV, 202 vd.
3) Ebû Dâvûd, "Salât", 188; el-Hâkim, el-Müstedrek, I, 403; et-Taberânî, el-Mu cemu l-Kebîr, XXII, 284.
4) El-İ tisâm, I, 141 vd.