PAZARTESİ gecesine iki önemli spor müsabakası sığdı. Biri futbolda Beşiktaş-Sivasspor maçı idi, diğeri ise basketbolun bu sezonki en önemli derbisi Galatasaray-Fenerbahçe oyunu...

Önce futbol... Beşiktaş onca eksiğine rağmen Sivasspor karşısında öyle bir ilk yarı oynadı ki, ben uzun yıllardır bizim ligde böyle bir tablo görmedim. Her Beşiktaş atağı, savunması kalesinin uzağına taşınmış ve darmadağınık Sivasspor kalesinde gol pozisyonu oluşturdu. Hem de ne pozisyonlar. Kaleci ile karşı karşıya ve boş kaleye hemen hemen... Ama son vuruşlar feci kötü olunca ve de iki üç defa dönen toplara dengeli hamle yapılmayınca skor tabelası sadece Almeida’nın golünde kilitlendi. Oysa Almeida’nın o golüne benzer en ez dört-beş gol atardı Beşiktaş. Sonra ne mi oldu Futbolun “Atamayana atarlar” kuralı ağır ağır sahne almaya başladı. Sivasspor yanlışından biraz da Beşiktaş’ın orta alandaki zafiyetinin katkısıyla toparlandı. Artık konuk takımın da hücumları olmaya başladı. Beşiktaş’ta Fernandes takımını ta baştan beri on kişi oynatırken ilk defa yer alan Mehmet ona adeta bir forma savaşının nasıl yapılacağı anlattı. Tabii anladıysa. Oyundan çıkarken de sanki kendisine haksızlık yapılmışçasına yürüdü gitti. Neyse ki Kasımpaşa İstanbul’daki her türlü eğlence mekanına yakındı(!)

Muhammed ve Holosko’nun katkıları sıfır gibi dururken kimilerine göre Hakan Şükür’ün alternatifi diye gösterilen ki bu çok komiktir, Mustafa Pektemek oyuna avdet ettiler. Burada Biliç’e hadi yürü demek gerekir. Sonuçta Beşiktaş da bence artık şampiyonluk sözü edemez duruma geldi. Sivasspor ise ilk yarıdaki futbol faciasının incelemesini yapması gerekir derim. Yoksa birileri yakalayıp affetmez. Örnek mi Fenerbahçe... Sanki deplasmanda olan takım Beşiktaş, kendi evinde hücum oynayan Sivas idi, ilk yarıda...

VE DERBİ

Galatasaray, hemen hemen bir dakika bile kumandayı vermediği maçı on sayı farkla kazandı. Obradoviç’i bu sütunlarda hep övdüm. Zaten bu bana kalamazdı. Çünkü kendisi gerçekten büyük hoca. Ama bizim ligde kaybettiği bu üç maçtaki hatasını görebildi mi acaba   Hiç bir takım pota altında uzunu olmadan oynayabilir mi Tofaş, Banvit ve Galatasaray maçlarına dikiz. Vidmar çok yetenekli değil ama, pota altını karartır, ribaunt alır, alamazsa da kolay aldırmaz. Bunu ne Kleiza, ne Zoriç yapabiliyor. (Bak; Avrupa maçları) Galatasaray’da ise hem Mensah Bonsu, hem de Furkan vardı. Yani Galatasaray 2-0’la pota altında maça avantajlı girdi ve öyle de çıktı. Hal böyle olunca da Fenerbahçe’nin kaderi dış şutlara kalıyor. Onlar da kaçıp pota altında rakibe ribaunt gidiyor ise, sonuç bellidir. Bu arada Ender Aslan’ın müthiş oyunu da galibiyetin tarafını belirleyen faktördü. Böylece Arroyo da Ender varken diri kalıp maçı yönlendirdi. Maça Mc Clebb’le başlamamak da pek anlaşılır gibi değildi. Ergin Ataman dinlendirme politikasında da çok dikkatli idi. Tutmayanı çabuk aldı kenara. Böylece de farkın kapanmasını hep önlemiş oldu.