Çağlayan mitinginde atılan sloganların bir kısmının tahrikten başka bir anlam ifade etmediği, ilan edilen kalabalığın şu ya da bu kadar oluşu üzerinde de duracak değilim. Bu arada Meydanın hemen kenarındaki camide ezan okunurken konsere ara vermeyi düşünmeyen/düşünemeyenlerin konserin bitiminde yaptıkları açıklamanın takiyeden başka bir anlamı olmadığını da fazlaca irdeleyecek değilim. Bu arada, Ankara Tandoğan Meydanı ndaki mitingin ardından medya ve bazı televizyon kanalları bir milyon kişiden söz etmişlerdi. Ben de mitingin arkasından Tandoğan Meydanı na bir milyon kişinin nasıl sığdırıldığını birilerinin izah etmesi gerektiğini hatırlatmıştım. Çağlayan mitingine katılanlarda bir milyon kişi olarak ifade ediliyor. Öyle anlaşılıyor ki, Ankara mitingine katılanların sayısı biraz şişirilmiş. Aslında bunlar pek de önemli değil.
Önemli olan şu ki her ülkede olduğu gibi bu ülkede de farklı görüş, kanaat ve inançta insanlar bulunmaktadır. Ve bu insanların barış içinde birlikte yaşama mecburiyeti vardır. Bir başka ifade ile toplum halinde yaşamanın ilk şartı farklılıklara tahammülden geçiyor. Bunun aksi çocuk kavgalarında sıkça tekrarlanan şu sözleri hatırlatır: "Benim babam senin babanı döver". Bu anlayış bir çocuk için belki mazur görülebilir ama, büyükler için hoş değildir, hatta çirkindir. Olgunluğun değil hamlığın, bilgeliğin değil, cehaletin dışa vurumu anlamına gelir.
Çünkü, esas olan toplumlar için dövüş değil barıştır. Karşılıklı konuşma olmalıdır.. Düşüncesinden, inancından emin olanlar barıştan ve konuşmaktan korkmazlar. Ama, düşüncesinin ve inancının sağlamlığından endişe edenler ya da sahip olduğu inanç ve düşünceyi tam olarak bilmeyen, üzerinde düşünme ihtiyacı bile duymamış olan işi getirip "Benim babam senin babanı dövere" bağlayıverir. Bu ise toplumda farklı renklerin gruplaşmasına, giderek kamplaşmaya yolaçar. Bundan da hiçbir kesim fayda göremez. Geçici olarak daha çok bağırarak ve eline geçirdiği güce güvenerek karşı tarafı sindirmeyi ve susturmayı başarmış olsalar bile bu sürekli bir başarı anlamına gelmez/gelmemeli. Böyle bir algılama sadece kişilerin kendilerini kandırmasından ibarettir.
Çağlayan Meydanı nda toplananlar Atarük ün, laikliğin, Cumhuriyetin, demokrasinin ve ordunun kendilerinin olduğunu haykırdılar. Buna hakları var mı Sahiplenmek elbette haklarıdır ama başkalarına bu kurum ve değerleri yasaklamak gibi bir hakları olabilir mi Söz gelimi bu memlekette askere sadece Çağlayan Meydanı na toplananlar ve onların çocukları mı gidiyor Çatışmalarda şehit düşenler sadece o meydandakilerin çocukları ya da yakınları mı Böyle mantık olmaz Böyle bir mantık kesinlikle demokrat da olamaz. Kaldı ki bununla da yetinmediler ezan okunurken konsere ara verilmeyişini mazur göstermek icin yapılan açıklamada, "Ezan bizim ezanımız, cami bizim camimiz, Allah bizim Allah ımız" demek suretiyle sahiplenmedikleri hiçbir değer bırakmadılar. Tüm bu sahiplenmeler "Bizim" şeklinde değil de "Bizim de" şeklinde olsaydı o toplantıya katılmayan, hatta tasvip etmeyenler dışlanmamış olsaydı daha doğru olmaz mıydı Topluma malolmuş değerler elbette toplumun tamamına aittir. Ama, bir kesim çıkar sadece kendilerine ait olduğunu ileri sürer, kendileri gibi inanmayanları dışlarsa yapılan iş sadece kavgayı çağrıştırır, meydan okumaya dönüşür. Bunu da kendi güçleri ile değil çocukların yaptığı gibi "Benim babam senin babanı döver"e dönüştürürler... Elbette meydanlara dökülenlerin babaları bu işi yapacak değildir. Babalarına güvendikleri de yoktur. Onlar sıkışınca bir takım zinde güçlere davetiye çıkarırlarsa toplumu germiş olmaktan öte bir yere varılamaz.
Herkes ve her kesim bu ülkede huzur içinde yaşamak istiyorsa farklılıklara tahammülü öğrenmek zorundadır. İçine sinse de sinmese de. Farklılıklara saygıdan söz etmiyorum.. Ama, toplum halinde yaşamanın şartı farklılıklara tahammüldür. Aksini düşünen ve davrananlar bilsinler ki bu işten karlı çıkamazlar. Olay bilek güreşi değildir/olmamalıdır.