24 Nisan 1915 tarihi Ermenilerin "Büyük Ermenistan Rüyası"nın sekteye uğradığı tarihtir. Ama ne yazık ki, Ermeniler propaganda mekanizmasını ve kapital gücünü kullanarak tüm parlamentolarda bunu sözde Soykırım Günü olarak kabul ettirmişlerdir.

Bitmez kinler vardır, kan davalarına sebep olur, hayatları, sülaleleri mahveder.  Yıllar sonra kişiler olayın neden başladığını, gerçek sebeplerini unutur, arada uydurulan hikâyelere inanır olurlar. Bunların çoğunun da hakikatle ilgisi olmaz.

Ermenilerin de Türklerle olan ilişkileri aynen bu tarife uyan bir olaydır. Ama gelişmeler gün geçtikçe vahametini arttırmaktadır.

Gelişmeler:

- Avrupa nın çeşitli ülkelerindeki parlamentolarda  "sözde Ermeni Soykırımı" kabul edildi ve 24 Nisan bunun anma günü haline getirildi. Bu kararı alan parlamento mensuplarının tarihi doğru bildikleri iddia edilemez. Herhangi bir arşiv veya dokümana dayanarak da bir karar almadılar. Kararlar tamamen kulis faaliyetleri sonucunda Ermenilerin anlattıkları hikâyelere dayanılarak alınmış bulunmaktadır. Bir de o dönemin misyonerlerinin abartılı yazıları.  Kısacası, Avrupalı milletvekillerinin, kendi seçmenlerini memnun etmek için yapmış olduğu bir jest ve almış olduğu bir siyasi karardır.

- ABD nin çeşitli eyaletlerinde veya şehirlerinde, belediye meclislerinde ve eyalet parlamentolarında da benzer kararlar alınmıştır. Bir asır önce Amerika ya göç eden, orada yerleşip zenginleşen ve kan davası kini ile yetişen Ermeniler, kiliselerinin onları örgütlemesi ile lobi çalışmalarını yapmış ve bu meclislere benzer kararlar aldırtmışlardır.

- Şimdi Türklerin de sayısı ABD de artmaktadır. Eğitimli Türklerden oluşan çeşitli kuruluş ve dernekler artık karşı atağa geçmişlerdir.  Türk hükümeti de arşivleri açmış ve cesur kişilerimiz her yerde ellerinde doğru dokümanlarla konferanslar vermeye başlamışlardır.

- Yalanlarının artık geçerli olamayacağını gören Ermeni gurupları ise bu günlerde ABD üniversitelerinde akademik konferans vermek için gelen profesörleri konuşturmamaya, konferansları son anda iptal ettirmeye ve kampüsteki Türk öğrencilere saldırmaya başlamışlardır. Bunlar sadece ABD deki gelişmelerdir.

- Avrupada ise, Nisan ayı içinde Türkler Ermeni yalanlarına karşı protesto yürüyüşü hazırlayıp buna Avrupa nın her yerinden ve Türkiye den büyük sayıda Türk katılmak isteyince, oradaki Ermeniler, Berlin otoriteleri üstünde siyasi baskı yaparak ve onları tedirgin ederek verilen izni iptal ettirmişlerdir. Buna rağmen, daha sonra izin alınmış fakat yine son dakikada Avrupalı "dostlarımızın" Ermeniler lehine yaptığı manevralarla Türk yürüyüşü son derece sınırlı ve sönük kalmıştır.

- "Medeniyetine hayran olduğumuz" İsviçre, kanun çıkararak, "Ermeni Soykırımı yoktur" diyene hapis cezası uygulamaya karar vermiştir. (İfade özgürlüğü bu olsa gerek!) İsviçre ye, resmi davetli olarak konferans vermek için giden Türk Tarih Kurumu başkanını tevkif etmeye kalkmıştır.

- "Medeniyetini taklit etmeye bayıldığımız" Fransa, şu günlerde aynı tip bir yasa çıkartmaya hazırlanmaktadır. Bu bizim Avrupa Birliği ne girmemizi kendi kamuoyunda Referanduma götürecek olan "kadim dostumuzun" tutumudur..

Bilmemiz Gerekenler:

Olaylara fazla şaşmamak lazım, çünkü Fransa, Anadolu yu ve Osmanlı topraklarını işgal etmeye geldiği zaman, ordusunda Fransız üniforması ile Ermeni birlikleri getirmiş ve bu kişiler Antep te, Adana da, Mersin de yapmadıkları mezalim ve cinayet bırakmamışlardır. (Belgelerle sabittir. Arzu edenler Çukurova da Ermeni Mezalimi adlı esere bakabilirler)

Osmanlı nın Kırım Savaşı dolayısı ile Avrupalılardan borç almaya başlayıp faizi ile birlikte gittikçe artan borçları ödeyememesi sonucunda kurulan Düyun-i Umumiye İdaresi,  Anadolu daki maden ve işletmelere el koymuş, tütüne kadar her türlü tarım ürün ve üretiminin nereye ve hangi Avrupa firmasına satılacağını belirlemiştir. Bu idarenin bölgesel teşkilatlarının başına da azınlıklar ve özellikle Ermeni ve Rumlar yerleştirilmiştir. Ermenilerin idaresinde birçok masum çiftçi sadece kendi malını başka firmaya sattığı için hem para cezasına uğratılmış, hem işkenceyle öldürülmüştür. (Bunlar belgelerle sabittir: Ege de Mehmet Ağa olayı)

24 Nisan 1915 tarihinde ise herhangi bir katliam yapılmış değildir. Bu tarih, Osmanlı idaresinin, (içişleri bakanlığının) hükümetin hiçbir uyarısına kulak asmadan, yerel isyanlar ve ayaklanmalar çıkartan elebaşları ve isyancıların yakalanıp mevcut kanunlar çerçevesinde cezalandırılmalarına karar verildiği tarihtir. Ermeni komitalarının merkezleri kapatılmaya başlanmış ve evraklarına el konmuştur. O gün alınan karar sonucunda isyan çıkartan çete reisleri yakalanmaya başlamıştır. Düşmanla işbirliği yapıp "Beşinci Kol" olarak çalışan guruplar da "zorunlu iskân"a tabi tutulmaya başlanmıştır. Bu işbirlikçi guruplar sınır bölgelerinden alınıp daha güvenli yerlere göderilmişlerdir. Yani Tehcir e tabi tutulmuşlardır.

24 Nisan 1915 tarihi Ermenilerin "Büyük Ermenistan Rüyası"nın sekteye uğradığı tarihtir. Ama ne yazık ki, Ermeniler propaganda mekanizmasını ve kapital gücünü kullanarak tüm parlamentolarda bunu sözde Soykırım Günü olarak kabul ettirmişlerdir.

Osmanlı Devlet mekanizması tarafından resmi olarak belli bir gurubun veya ırkın veya dini cemaatın yok edilmesi için alınmış herhangi bir karar mevcut değildir. Bu doğrultuda verilmiş bir emir de bulunmamaktadır. Tüm karar ve emirler arşivlerden incelenebilir. Bunu iddia eden ve ellerinde delil olduğunu söyleyen Ermeniler pekçok defa Türkiye de veya dış ülkelerde yapılan konferanslara gelmeyerek veya son anda salonu terk ederek, hiçbir iddialarını ispatlayamamışlardır. Kısacası meydandan kaçmışlardır. Onların başarıları açıkta, herkesin önünde ve dokümanlara dayanarak değil, gizli kapılar ardında, kulislerle, abartılmış hikâyelerle ikna edilerek yapılan işlemlerdir.

Neler Yapmalıyız:

- Herşeyden önce kendimize, milletimize ve tarihimize güvenmeli ve gurur duymalıyız.  Düşmanlarımızın en büyük gayreti, bizlerin özgüvenini sarsmak ve kendimize karşı temelsiz bir utanç hissi oluşturmaktır.

- Tarihimizi ve arşivlerimizi daha iyi okumak ve öğrenmek için daha fazla sayıda Osmanlıca bilen eleman yetiştirilmelidir. Bugün hâlâ araştırmalarımız için İngilizce, Fransızca veya Rusça yazılmış eserlerden yapılacak tercümelere dayanmaktayız.

- Araştırma yapmasını bilen, lisan ve metodoloji bilen kişilerin sayısı arttırılmalı ve Ermeni olayları konusunda çalışmalar yapmaya teşvik edilmelidir.

- Herşeyden önce kendi insanımıza, özellikle genç nesillere bu Ermeni olayları doğru ve net bir şekilde öğretilmelidir. Doğru ve yeterli bir eğitim verilirse o zaman bazı "türedi" akademisyenler yalnış veya çarpıtılmış bilgiler ve yapay iddialarla halkın ve gençlerin kafasını karıştırmayı başaramazlar.

- Maalesef, son günlerde bu tip, sözde aydınlar artmıştır. İşin en acı tarafı da, Ermeni Enstitüsü yayınlarında, para karşılığında bazı Türk "aydınlarına" bu konuda "aydınlatıcı yazılar yazdırılabileceği" açıkca tartışılmaktadır. Acaba, bunları gören yok mudur Bu konu dikkatle takip edilmeli ve gereken tedbirler alınmalıdır.

- Mutlaka cesaretle ve etkin bir şekilde dış dünyada da mücadeleyi sürdürmek gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki, aynen 19 cu ve 20 ci yüzyıllarda yapıldığı gibi, Türkiye den bir şeyler koparmak isteyen büyük devletler daima Ermenileri, Rumları, Sırpları ve diğer azınlıkları ustalıkla kullanmışlardır.

Şimdi de Ermeni iddiaları onlara (Batılılara veya bölge komşularımızdan bazılarına) istedikleri baskı manivelasını sağlamaktadır. Bu fırsatı kaçırmayan ve Türkiye yi yenmek veya yıldırmak isteyen guruplar da, hem Türkiye yi yavaş yavaş kanatmak, yıpratmak, hem de moralini bozmak ve iç güvenini sarsmak için bu fırsatı kaçırmamaktadır.

Bu sebeplerle, tarihimizi ve kendimizi iyi bilmek, doğru gayreti elden bırakmamak ve daima başımızı dik tutmak zorundayız.