Toplumun ciddi taleplerinin örtülme politikası sonucu

insanlar, gelişmeye ve katma değere bakma yerine elindekine bakmaya

başlamıştır. Geçici bir başarı getiren bu süreç, ülke açısından günümüzde

kalıcı hasarlar oluşturmayı tetiklemektedir. Günümüz insanı, güçlü iken

Allah ın takdirini unutmaktadır! Çünkü sorumluluklarını unutmaktadır. Bunu,

insanımızın haktan, hukuktan, mazlumdan ve doğrudan yana güçlü ısrarını artırıp

artırmadığından anlayabiliriz. 

Gücü önceleyenlerin yaşadığı mantıksal kayma, adalet

eksenini de kaydırmaktadır. Halbuki, insanı koruyacak olan sadece kendi imanı

ve adalet duygusudur. Bunu unuttuğumuzda, toplumun haklı taleplerine

kulaklarını tıkayan ve çeşitliliğini görmezden gelen siyaset tarzının

sonuçlarını göremeyiz. Ya da görürüz ama ses çıkarmayarak, sorun üretmesine

müsaade ederiz! Bu yüzden yarının kurulması fikri yerini maalesef yarının

kurtarılması endişesine bırakıyor ve umutlar sürekli erteleniyor.

Bilinmelidir ki; eğer canınız yanmazsa bu ülkede doğru

adam kalmaz. Bazen hak elde etmek için çiğnenmek zorunda kalabilirsiniz. Ben

hiç zarar görmeyeyim, bir elim yağda bir elim balda olsun, ben gemimi

yüzdüreyim kimse bana dokunmasın, haksızlık hukuksuzluk karşısında sessiz

kalayım şeklinde düşünen insanlar kazanıyor gibi görünse de büyük kayıplar

vermektedir. Çünkü öyle bir düzen sadece hak yemek üzerine kurulan bir

düzendir. Bu nedenle hakkı tutup yükseltmek için çiğnenmek, mücadele etmek

gerekiyor . Makamlar bunu perdelememelidir. Makam savaşlarına son verecek tek

şey emanet anlayışı olabilir.

Makamın emanetçisi, günü geldiğinde bunu iade edeceğinin

bilincinde olmalıdır. Bunu başarmak ise; dünyaya dünya kadar, ukbaya ukba kadar

değer vermekle mümkündür. Dünyadaki tüm makam ve mevkilerin gelip geçici

olduğunun bilincinde olarak hareket etmek, gönül rahatlığı (selim bir kalp) ile

gerçekleşebilir. Makam ve mevkilerin insanlar için bir imtihan yeri olduğunu

unutanlar nedense düştükleri yerde yalnız bırakıldıklarında bunu daha iyi

anlıyorlar. Yapılan hizmetlerin, verilen emeklerin ancak baki kaldığını ne

zaman anlayacağız

Başkasının istediğini yapan, başkası olur. Bu yüzden,

Müslüman ülkelerdeki başkalaşım da, Batı nın tüm istediklerini yapanların

eliyle gerçekleşmektedir. Sistemi değiştirmekten vazgeçip sadece kadroyu

değiştirenler havanda su dövmüştür. Birileri kaybetmeden de başka birilerinin

kazanabilir olduğunu, birileri alçalsa da başka birilerinin yükselme imkân ve

ihtimâlinin her zaman var olduğunu bilmeliyiz. Böylece, ideolojik söylemlere

yamanmak yerine, muhkem direnç noktalarını güçlendirmek, zihnî bir silkinme

yaşamak ve teslimiyetten vazgeçmek mümkün olacaktır.

Erdemin, uzun soluklu bir maraton koşusu olduğunu, bu

yolda aşkla yürümenin dışında her yolun bir çıkmaz olduğunu tecrübelerle değil,

inancımızla anlayabiliriz. Bunun için de, şartlar ne olursa olsun, bu necip

milletin tarihi medeniyet yürüyüşünde sadakatle saf tutmayı şeref addetmek

gerekiyor. Müslümanca bir hayatın, dünyanın, düşünme, duyma, yaşama ve var olma

biçimlerinin yeniden hayat bulması buna bağlıdır.

Bir milletinin yeniden kendi dünya görüşü ve değer

ölçülerine dönmesi yönünde yapılan her adım asildir. Buradaki asalet, haklıyı

koruyarak adaleti tesis etmekten doğmaktadır. Hile ve desiselerinin belirlediği

bir sahnede figüran olmayı istememek, kötü gidişatın bir parçası olmaya mani

olmak kadar duruş sergileyen bir hamle yoktur. Bu hamleyi yapmak ise, sadece ve

sadece milletin makus talihini değiştirebileceğine inananların hakkıdır.

Geçmişine kurşun sıkanlar ise, sadece geleceğinde topa tutmuş olacaklardır.