Ülkemiz talihsiz günler yaşıyor.

Haklı veya haksız yeşil katliamını protesto etmek isteyen

çevreci gruplar, aralarına giren ajanlar ve provokatörler tarafından, sosyal

medyayı kullanarak ve hükümetin basiretsiz tutumunu da kendi lehlerine

çevirerek, meydanlarda can, mal ve mukaddes değerlere zarar veren eylemlere

sürüklendiler.

Başbakan Sayın Erdoğan da onların ekmeğine yağ sürecek

olan tabirleri ve özellikle yüzde elliyi evlerinde zor tutuyoruz cümlesini

kullandı. Bu yangına barut atmak gibi sonuçlar doğurdu.

Önce Başbakan a bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Böyle

hayati konularda konuşacaksa, önceden bir metin hazırlatmalıdır. Yoksa

irticalen konuşunca belki de hiç kastetmek istemediği şeyleri ağzından

kaçırıveriyor. İtidalli sözler söylemeyi onuruna yediremiyor mu ne bilinmez.

Ama sorumsuz hareketler neticesinde büyütülen terör elebaşları ile ileride

masaya oturmak zorunda kalması daha mı onurlu oluyor, onu da herkes görüyor

Yüzde elliyi bir emir ve işaretle sokaklara

çekebileceğine samimiyetle inandığını ben zannetmiyorum. Çünkü daha geçen sene

kendisi ifade etmişti ki; 10 yıldır milletin gazını almak ve pürüzlerini

törpülemekle meşgul olmuşlar ve bunu başarmışlardı.

Bu iktidar tarafından milletin çoğunluğunun başarılı bir

şekilde gazının alındığını bir iki örnekle açıklamak gerekirse:

Afganistan da, Filistin de, Irak ta, Libya da, Suriye de,

Arakan da ve daha başka coğrafyalarda milyonlarca Müslüman katledilirken, ırza

namusa tasallutlar olurken, trilyon dolar servetler yağmalanırken, altyapılar

tahrip edilirken ve onlara Müslüman olanlar destek verirken, bir tek Milli

Görüş ve onun etrafındaki STK lar meydanlara indi, iç ve dış dünyaya mesajlar

verdi. Gazı alınmışlardan gık çıkmadı. Enteresan olan da bu iktidarın, o tür

mitingler yapan yegane toplum olan Milli Görüş ün önünü kesmek için her çabayı

harcamasıdır. Mesela duyuruların engellenmesi, pankartların toplattırılması,

ulaşım yollarının zorlaştırılması bunlardan sadece bir kaçıdır.

Allah ve Peygamber düşmanları içeride ve dışarıda gemi

azıya aldıklarında, mukaddes değerlerimize hakaretler yağdırdıklarında,

bunların elebaşı olan Rasmussen isimli İslam düşmanı bu iktidar tarafından

NATO ya tekrar tekrar genel sekreter yapıldığında, bir tek Milli Görüş, hukuk

çerçevesinde milyonluk mitinglerle sesini cümle âleme duyururken, gazı

alınmışlar pencereden kafalarını bile uzatmadılar.

Ülkemiz ABD ve NATO nun silahları ve kanlı postalları

tarafından işgal edilircesine doldurulmaya çalışılırken, gazı alınmışlar

kapılarının önüne çıkmaya tenezzül etmediler. Saadet Partimiz ise bu silahların

karaya çıkarılacağı Hatay da hukuk çerçevesinde milyonluk yeni bir mitingle

halkı ayağa kaldırmak istedi ise de maalesef Başbakan Sayın Erdoğan ın verdiği

talimatla bu protesto mitingi engellendi.

Misalleri çoğaltmak mümkün

Şimdi insan düşünmeden edemiyor. Bu kadar hayati

konularda sokağa çıkmayı bırakın, sesini bile çıkarmayan bu gazı alınmışlar, üç

beş tane ağaç ve kışkırtılmış eylemcilerin karşısına mı çıkacaklar Sayın

Başbakan sanıyor ki bu toplum onun emrindedir. Onların kapılarını dışarıdan

kilitlemiştir, bu kilidi açtığı anda hepsi sokağa fırlayacaklardır. Ama on

yıldır gördük ki bu toplumun kapısı dışarıdan değil içerden kilitlenmiştir.

Duyarsızlaştırılmış, törpülenmiş, gazı alınmış ve pasifize edilmiştir. Hem de

kendisi tarafından!..

Başbakan ın kastettiği yüzde elliyi bir tarafa bırakacak

olursak, son derece duyarlı, ülkesi ve insanı ile ilgili, Milli Görüş tabanı bu

kanunsuz olayların içine çekilmeye çalışılmaktadır. Ekranlarda, yazılı basında

ve sosyal medyada bu tür yoğun çabaları görüyoruz. Ama bu provokatörler

bilmeliler ki, Milli Görüş meydanlara ancak hukuk çerçevesinde iner. Hem de

milyonluk mitinglerle iner. Kimse bu duyarlı kitleyi hukuksuz eylemlere

çekemez. Bırakın hukuksuz eylemleri, milletimizin fertleri arasında fitneye

sebep olabilecek bir hareket hukuk çerçevesinde bile olsa buna asla tevessül

etmez. Bununla ilgili bir hatıramızı açıklamak isteriz:

Yıl 1985.

Refah Partisi İstanbul il ve ilçe teşkilatları. İl

başkanımız Recep Tayyip Erdoğan. Biz de onun yardımcısıyız. Harıl harıl

çalışıyoruz. Ramazan ayı geldi. Bir ay oruç tuttuk. Sıra bayrama gelince

ortalık karıştı. Hilali gözleme esasına göre oruç tutup bayram eden İslam

ülkeleri, Türkiye deki arefe gününde bayram etmeye başladılar. Gece hilali

görmüşler. Sabahtan toplandık konuyu müzakere ettik. Bugün oruç tutmak

haramdır, dedik. Hepimiz zeytin peynirle kahvaltı yaptık. Sıra bayram namazına

geldi. Her kafadan bir ses çıkıyor. Kimisi diyor ki, haydin Sultanahmet

Camii ne gidelim bayram namazı kılalım. Bu kanunlara aykırı değil. Camide

istediğimiz zaman namaz kılmak hakkımızdır. Kimisi Süleymaniye Camii ni teklif

etti. Kimisi meydanda kılalım dedi. İçimizde daha oturaklı düşünceye sahip

olanlarımız dediler ki:

Arkadaşlar, meydanda da kılsak, camilerde de kılsak buna

kimsenin karışma hakkı yoktur. Ama kanuna uygun olan her şeyi yapmak meşru

değildir. Bizim bu hareketimiz olayın ehemmiyetini bilmeyen Müslümanlar

tarafında istismar edilip ayrılık ve fitne sebebi olarak kullanılmaya

kalkışılabilir. Biz bugün bayram namazını kılalım ama kimsenin görmeyeceği

tenha bir yerde kılalım. Fitneye alet olmayalım. Biz iktidara gelince de İslam

ülkelerini toplar İslam a uygun olarak bu konuları düzenleriz.

Bu söz akan suları durdurmuş, yapacağımız hareketi

belirlemişti. İl başkanımızın öncülüğünde kalktık vasıtalarımızla Belgrat

ormanlarına gittik. Kimsenin gelip geçmeyeceği bir düzlükte beraberce bayram

namazı kıldık. Hatırladığım kadarıyla da bayram namazını biz kıldırmıştık.

Konu dışı belki ama bu ayrı günde oruç, bayram, kurban

konusu hâlâ halledilemedi. 12 yıldır iktidarda olan Recep Tayyip Erdoğan bile

maalesef hiçbir şey yapmadı.

Milli Görüş ün hep hukuk ve meşruiyet çizgisinde kalmış

olduğuna dair sayısız örnekler vardır. Refah Partisi nin bir zulüm eseri olarak

haksız bir şekilde kapatıldığı günü hatırlarsak, Erbakan Hocamızın sükunet

çağrısı üzerine, meydanlara inmeye hazırlanan milyonların nasıl kanunsuz

eylemlerden vazgeçtiğini hatırlarız. Bu hareketin bile ileride AK Parti olacak

olan ayrılıkçılarca (yenilikçiler) nasıl kullanıldığını iyi biliyoruz. Hocamız,

sabır sabır dedikçe, Erbakan Hoca bizden sabrı hımari (eşek sabrı) istiyor

diyen densizleri unutmamız mümkün mü

Patriotlar Gelmesin Biz Geliyoruz mitingimiz de

kanunsuz bir şekilde bu iktidarca engellendiğinde, meydanlara çıkmak isteyen

mensuplarımıza Erbakan Hocamızın geleneğine uyularak nasıl itidal ve sabır

tavsiyesi yapıldığını ve olası hadiselerin nasıl önlendiğini çokları bilmez.

Şimdi yine meydanlardaki hukuksuz gösterilerin içine

çekilmek istenen Milli Görüşçülere geleneksel sabır tavsiyesinde bulunmak

istiyoruz.

Şurasını da haykırıyoruz ki; Başbakan ın evlerinde zorla

tuttuğu kitlenin içinde biz yokuz. Biz kimsenin oyununa alet olacak oyuncaklar

değil, milletimizin saadet ve selametini düşünerek hareket tarzımızı belirleyen

bir davanın mensuplarıyız.

HAPI YUTAN YÜZDE ELLİ

Kapısını kapatıp evde tuttuğun,

Yüzde elli ya da yüzde elli yedi;

On yılda verdiğin gaz alıcı hapları,

O çok güvendiğin yüzde elli, yedi