Her şey sudan yaratılmıştır. İnsanın ortalama yüzde 80 i

sudur. Su ise iki cevherden yaratılmıştır. Hayatın kaynağı olan suyun

bileşenleri hidrojen ve oksijendir. Suyu bütünleyen bu iki maddedir.

İnsana baktığımızda ise ruh ve beden ait sayısız bileşen

vardır. Psikolojimizin beyin kimyasında aktive eden kimyasallar mükemmel

şekilde çalışır. Mutluluk ve başarma esnasında serotonin ve endorfin gibi

kimyasallar, dopamin salgısıyla beyinde aktive olurlar.

Mutluluğunu daim kılmak isteyen kişi bazı yollara

başvurur. Bu yollar madde kullanımı gibi hatalı bir alışkanlık olabileceği gibi

bazen abartılı bir hobi de olabilir. Fakat masum görünen iptila ve

alışkanlıklar, benliği cüceleştirebilir. Baktığınızda, mükerrem yaratılan

insanın denizlere açılmak varken su birikintileriyle oyalandığına şahit

olursunuz.

Su iki maddeden yaratıldığı halde canlılara hayat taşır.

Sayısız özelliklerle donatılmış insan ise potansiyelini ortaya çıkarmaktan

gafil kalabilir. Kendi değerleriyle var olmak yerine küresel rüzgârlara

kapılır. Büyük merkezlerden dünyaya yayılan anlayışları taklit eder. Benliğini

cilalayan ve saygınlık kazanmaya yönelik akımları takip eder.

Başarıya odaklan , sen başaracaksın , içindeki devi

uyandır , başarı için sekiz sır gibi sloganlar günümüzün yükselen değerleri.

Başarmak mutlu ettiği için sonuç başarmak, yol ise çok çalışmak ya da kısa

yollar icat etmek. Bizim toplumun ebeveynleri ise çocuklarının geleceği ile en

az kendileri kadar ilgilenirler. Onlara servet biriktirmek, saygın meslek

edindirmek ve mümkünse şöhret olmalarını isterler.

Sebepler sıralansa da başlıcası toplumda saygın olmaktır.

Bu beklentiyi anne babaların sonuçlarını kestirmeden yaparlar. Halbuki ruh

kemal bulmadan elde edilen saygınlık kişi için dert olarak yeter. Çünkü

çevresince pohpohlanan çocuğun veya gencin, bu kadar iltifat arasında

olgunlaşması mümkün olmaz.

O halde başarmak ve saygın meslek sahibi olmaktan

kaçınmalı mı Hayır. Sorun, çocukları için başarıyı tek hedef görerek, onların

ruhlarını karartan anne babalarda. Değerleriyle ayakta durmaya çalışan bir aile

için başarı, sayfada kenar süsüdür. Sayfa ortasında nemi olmalı Mesela

dürüstlük bir ahlak zaferidir, bugünkü gençler için.

Başarı beyinle elde edilen bir sonuçtur. Elbette

motivasyon için duygular gereklidir. Ancak anne babalar çocuğa sürekli başarı

telkin ettiklerinde, başarıdan sonra başta saygı olmak üzere her ahlaki değer

karikatürize olabiliyor. Öyle ki tedavülden kalkan hürmet, bugünkü çocuklar

için bir ironi. Bunun yanında ebeveynlerin, hürmet etmeyi öğrenen çocuklarda

gelişen iletişim becerilerine bakması gerekir.

Adını bugüne taşıyan insanların yetişme tarzına bakın.

Onların yetiştirilme hikâyelerinde ruhsal eğitimin öncelikli olduğunu

göreceksiniz.

DERS ÇALIŞMALI,

PEKİ NE ZAMAN DERS ALMALI

Dinlediğim çocukların, anne babalarında en çok şikâyet

ettikleri söz; ders çalış ! Çocuklarının akademik başarısı için bunun doğru

olduğuna inanan anne babalar çoğunlukta. Bu duyarlılığın onlara göre haklı

gerekçeleri var.

Baktığımızda, çocukları dersten bu kadar soğutan nedenler

neler olabilir Dikkat eksikliği, kişilik yapısı ve öğrenme güçlüğü gibi klasik

nedenler sayılabilir. Ders çalışma sorununda uç veren öteki etkenlere de

bakmalı.

Ders çalışamama, bir sos işareti asıl sorunun. Çocuk

ebeveyninden tılsım alamadığı, aktarımın gerçekleşmediği bir çağın kurbanı.

Ufuk açıcı, manevi ve kültürel esin kaynakları yetersiz.

Yetişkinler de var olan çocuk benlik ya da çocuksu

egoları da ayrı bir sorun. Bugünün anne babaları daha bireysel ve benmerkezliler.

Çocuğun ahlaki gelişimi için yorulmayı göze almaktan aciz bir yapı var.

Çabalarını çocukların yaşam standartlarıyla planladıkları için bitap haldeler.

Yığın kültürünün yayıldığı merkezlerde durum daha vahim.

Bu kentlerden dünyaya yayılan benlik yapıları var: Şişkin egolarıyla narsisist,

haz nöbetleriyle obez ve  hedonistler.

Yeni bir soluk gerekli. Düşündüğünü paylaşacak ve mevcut

değerlerle meczedecek. Eneyi parlatmaktan ve beğendirmekten geri kalan geçmiş

kültürün, az bildiği ama çok yaşadığı ne idi. Onlar bugünün gelişim kitaplarını

okumadan bu neslin ruhunu nasıl beslediler

Gelecek planlarımızın çocuk için yeterli olup olmadığını

gözden geçirmeli. Onlardan beklentilerimizin değerli bir şey olup olmadığını

modernlikte ileri toplumlara bakarak anlayabiliriz. Onlardan başarı beklentimiz

kadar, onların söz etmeden beklediği bizim başarımıza da bakmalı: Gerçek bir

model olup olmadığımıza

PAYLAŞMA BAŞARISI

Sıkıntılı anında bir dostumuzla yakınlaşır ve empati

kurarız. Bu dertleşmede ortaya çıkan duygusal iklim, içimizi tatmin eder.

Hâlbuki sorun dinlemenin, görünürde hiçte olumlu bir yanı yoktur. O halde aklın

dâhil olmadığı ve kalbi tatmin eden haller var. Bu bir sır değil, yaşadığımız

kültür bu tür örneklerle dolu. Küresel algıların ötesinde kendi deneyimlerimizi

yeniden tecrübe ettiğimizde görebiliriz.

Modernliği bize armağan eden kültür, model olduğu tarzı

yaşama imkânı elde edemeyenlere dair şaşkınlık içinde. Sahip olma ve tüketme

imkânı olmadığı halde, yalın ayaklı bu insanlar nasıl mutlu olabilirler.

Yetersizlik ve sadelik içinde huzuru arayan garipler dünyasının mana iklimini

solumaya cesaretleri yok. Bu nedenle onları kendilerine benzetme nimetini

dayatıyorlar.

Sahip olma ve tüketme duygusunu aşan mana

zenginliği, modern anlayışın etrafında döndüğü ama künhüne vakıf olamadığı bir

değer. Onların varoluşu için görünüm ve beğeni dışında ne olabilir  

İstanbul u fethe taşıyan ruhu temsil eden meşhur hikâyeyi

bilirsiniz. Fatih in alışveriş yapmak istediği esnaf, müşterisine siftah

etmeyen komşusunu gösteriyordu. Bunun yanında vahşi kapitalizm ise rakibini

bitirme anlayışı üzerinde yükseliyordu. Var olmak için ötekini bitirmek oyunun

kuralıydı. Bizim kültürümüzde ise benim var olmam için öteki yaşamalı anlayışı

var. İşte modern anlayışın anlayamadığı şey bu. Paylaşmanın ötesi

Soru şu: Benliğiyle var olmaya çalışan toplumların,

benliğini yok etmeye çalışan insanları anlaması mümkün müdür