İşte böyle böyle ne olduysa bize yine azar azar olmuştur.

Ve Fethiye Camii nden Ayasofya Müzesi ne geçişte de pek çok entrika

döndürülmüştür. Haçlılar, kiliseye çevirmek hususunda başarılı olamayınca

Ayasofya yı cami olarak görmektense müze olarak görmeyi tercih ettiler. Bu

amaçla, Amerika-İngiltere-Fransız ortak girişimiyle 1930 da Boston da Amerikan

Bizans Enstitüsü kuruldu ve enstitü bu müze fikrine odaklanmıştı. 1931 de bu

enstitüsü adına, T. Whittemore, Ayasofya yı restore etmek projesiyle Türkiye ye

gelip, yetkilileri Ayasofya nın içindeki mozaiklerin ortaya çıkarılması ve

caminin müze olarak açılmasına ikna etmiştir. Ayasofya nın mozaiklerini

temizlemek ve tamir etmek müsaadesi istenmesinden tutun da müze olmasına kadar

döndürülen pek çok Bizans-Haçlı entrikası ve bu entrikalara çanak tutanlar

Whittemore, müsaadeyi alınca, hemen ertesi günü Ayasofya tamir edilmek için

kapatılmıştır yazısı kapısına asılmıştı bile. 1932 de mozaik uzmanları

Ayasofya da mozaiklerin üzerindeki badana ve kireç tabakası çıkartmak için

ilginç bir yöntem denediler. Burada bana enteresan gelen şey, Whittemore un

üzeri badana ile kaplı mozaikleri, zarar vermeden temizlemek için sıcak ekmek

kullanması. Sabahın erken saatlerinde alınan sıcak ekmekleri hemen mozaiklerin

üzerine yapıştırıyorlardı. Bir süre beklettikten sonra mozaikler üzerinden bu

ekmekler alındığında mozaikler zarar görmeden temizlenmiş oluyordu. O

dönemlerde Bizans enstitüsü gibi yabancı enstitü ve kurumlar yani enstitülerin

bağlı bulunduğu Haçlı zihniyetli devletler Ayasofya nın müzeleştirilmesinde çok

büyük rol oynamışlardır ve bunun gibi masum veya ilmi yapılanmalar adı altında

böyle oyunlar halen de devam etmektedir. 1955 de Münih te yapılan

Byzantinistler Kongresi nde Alman Kardinal: Ayasofya nın kubbesinde Bizans ın

yıldızı parlamaktadır ve sonsuza kadar parlayacaktır sözlerini sarf etme

cür etinde bulunmuş ve dakikalarca bilim adamları tarafından alkışlanmıştır.

Rus Patriği III. Aleksei ise Ayasofya nın kendisi için ne

anlam ifade ettiğini soran A. Altındal a şöyle söylemekteydi: Kâbe Rus çizmesi

altında olsaydı siz ne hissederseniz biz de Ayasofya nın üzerinde o bayrağı

gördükçe onu hissediyoruz

Çok uzağa gitmemize gerek yok, daha birkaç yıl önce

Avrupa Ligi playoff maçında Fenerbahçe yi berabere kalarak eleyen Yunanistan

takımı Paok un taraftar sitesinde yer alan açılış introsu manidardır.

Yunanlıların hâlâ Ayasofya ve İstanbul özlemiyle yanıp tutuştuğunu anlamamak

için deli olmamız gerek! Sitede yer alan giriş animasyonunda Ayasofya Camii nin

kubbesinde bulunan hilal yerine haç dikildiği görülüyor. Daha sonra kulübün

simgesi olan kartallar gökyüzünde uçarak Ayasofya Camii nin 4 minaresini teker

teker yıkıyor. Minareleri yıkacak kadar hınç dolu Yunanlılar ve onun hamisi

Haçlılar. Peki, onların bu emellerini görmezden gelen içimizdeki aydınlar ise

ne deseler beğenirsiniz yıllardır Atay; Ayasofya yı camiye açmanın

şeriatçılığa giden yol olduğunu anlatmış; O. Akbal ise İstanbul daki camiler

her gün dolup taşıyor mu Cami olmasını isteyenler camilerde yer mi

bulamadılar demiştir köşesinden. B. Felek de Ayasofya da kılınan namazın

diğer camilerde kılınan namazdan daha fazla sevap getirmeyeceğini özellikle

gazetedeki yazılarında belirtmiştir. Dışardakilerin emelleri doğrultusunda

yaptıkları söylemleri anlayabiliyorum da, içimizdeki bizden birilerinin, bizden

gibi görünenlerin bu ve bunun gibi tepkilerini, söylemlerini anlamakta

zorlanıyorum muhterem okurlarım. Öyle ki yakın zamanda Ayasofya yı cami yapmak

hastalıklı ruh halidir beyanları verilerek, Ayasofya müze olarak kalmalıdır

diyerek imza kampanyası başlatanlar var. Yine gazetenin biri uzak değil, yakın,

2006 yılında: Ayasofya Müzesi yavaş yavaş ibadete açılıyor. Bir minareden ezan

okunuyor. Çalışanlar için yapıldığı söylenen mescit halkla dolup taşıyor.

Mescidi uzun süredir gayri resmi olarak ibadete açık olan Ayasofya dan son

dönemde ezan sesi de yükselmeye başladı diye serzenişte bulunuyor, sanırsınız

ki Avrupa ülkesindeyiz ve orada ezan sesi duymuş da yakınan bir Avrupalı (!)

Hayır, bizi kime şikâyet etmekte Hristiyanlara, gelin ey Haçlılar kilisenizde

ezan okunuyor müze olarak bile koruyamadık siz gelin de koruyun mu demek ister

bu Müslüman (!) gazete! Ne yani Ayasofya da çan sesi mi duymayı bekliyorlardı

bakın merak ettim şimdi

İşte böyle muhterem okurlarım, bu ve bunun gibi gazeteler

ve yayın organlarıyla Cami olmalı veya müze olarak kalmalı gibi karşılıklı

sözüm ona fikir çatışmalarıyla kitleler oyalanmakta, bu konu öyle ya da böyle

siyasete malzeme olmaktadır ve Haçlıların emelleri bize hep unutturulmaktadır.

Oysa Ayasofya nın ibadete açılması bir egemenlik meselesidir. Haçlıların

tepkisi de bu yüzden değil midir zaten Onun kiliseden camiye çevrilmesiyle çağ

atlanmıştır. Ayasofya nın cami olması Hristiyanlığın İslâmiyet e teslimini

sembolize eder. Yani Ayasofya, Hakk ın Batıla, Hilal in Haç a galibiyetinin

simgesidir

Fâtih tarafından Fethiye Camii adının verilmesiyle de

burası fethin sembolü haline gelmiştir. Fethi yüzyıllardır içine sindirememiş

olan Haçlılar ve Haçlı zihniyetliler 1453 te kaybettikleri savaşı, entrika ve

hilelerle galibiyete dönüştürme azmi ve gayreti içerisinde bir şekilde Ayasofya nın

ibadete açılmasına engel olmaktadırlar. Yazımı Fatih in Ayasofya vakfiyesindeki

şu sözleriyle tamamlamak istiyorum.

Kim ki bâtıl gerekçelerle bu vakfın şartlarından birini

değiştirirse ve iptali için gayret gösterirse, vakfın ortadan kalkmasına veya

maksat ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kastederse Allah ın

meleklerin ve bütün insanların lâneti üzerlerine olsun. Ebediyen cehennemde

kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebediyen merhamet

olunmasın. Kim bunları görüp duyduktan sonra değiştirirse, vebâli ve günahı

bunu değiştirenlerin üzerine olsun!

Son söz; Cordoba Katedrali bir zamanlar Kurtuba

Camii ydi. Biz de oranın müze olmasını talep etsek mi acaba Öyle ya kilise

olmasındansa müze olarak görmemiz daha iyidir bizim açımızdan!!!

Düzeltme: Geçen yazımda dalgınlıkla İ.^H. Baltacıoğlu

olarak yazdığım yorum Mithat Sertoğlu na aittir. Özür diler düzeltirim efendim.

Kaynaklar

  Mithad

Sertoğlu, Ayasofya yı Havaya Uçurmayı Asla Düşünmedik ,Yıllar Boyu Tarih,

Sayı:1, Ocak 1983, s.s.5-8

B. Çetintaş, Ayasofya nın Havaya Uçurulmasına Ramak

Kalmıştı Hürriyet Tarih, 30.04.2003, s.s. 4-6.

B. Felek, Ayasofya , Milliyet Gazetesi, 7.09.1974.

F. R. Atay, Atatürkçülük Nedir, İstanbul: Baha

Matbaası, 1966, s. 30 31

O. Akbal, Zaman Sensin Denemeler, İstanbul: Çağdaş

Yayınları, 1977, s.153.

İ. H. Konyalı, Yerli Bizans Perestler İskeleleri

Sökemedi , Yeni Asya Gazetesi,16.11.1974

İ. Kandemir, Ulu Mabed Ayasofya, İstanbul: Ekip

Matbaası, 2005, s.21.

H. Y. Çebi, Judasofya, (Patrikhane ve Ayasofya Üzerinde

Oynanan Gizli Oyunlar) İstanbul: Pegasus Yayınları, s.s. 57-58,71.

Ali Güler, İşgal Yıllarında Yunan Gizli Teşkilatları,

Ankara: Kültür B.Y, 1988 s.s.31 32.