Velayet, İslam'da Allah'a dost veya Allah için dost olan kimselerin dindeki konumunu tanımlamak için kullanılan dini terimdir. Bu terim Sünnilerde veli ya da evliya olarak kullanılırken Şiilerde bir makam babından Velayet diye anılır. Gadir-i Hum’da geçen ‘mevla’ kelimesi de aynı anlama yorulabilir. Farisilerin sanatsal alandaki çoğu ürününde velayet kelimesine rastlanır. İmam Rıza’nın hayatını anlatan Aşkın Velayeti isimli televizyon dizisi gibi...
Herhangi bir memleketin bir numaralı yetkilendirilmişi, sayısını yalnızca kendisinin bildiği koruma ordusuyla, geçeceği yollarda vaziyet almış sabahtan akşama kadar öylece dikilen kolluk kuvvetleriyle, çevredeki binalara mevzilenmiş keskin nişancılarla; lüks uçaklar, helikopterler, otomobiller, sinyal kesicilerle desteklenmez. Bunun bir örneği var idiyse o istisnadır. Kendi halkından çekinmeyen biri, dış güçler için iç bölgelerde bu türden güvenlik önlemleri aldırmaktaysa herhalde tasarruf tedbiri olsun diye değil sırf tasavvuf tekbiri niyetinedir! O tasavvuf ki insanı icabında velayet makamına yükseltir. Yahut da işte herhangi bir hükmün eğrisi doğrusu, hatta hüküm veren hakimin atanışı, azli, affı vs. yegane akil varlıkmış gibi ondan sorulur. Memleket hak, hukuk, adalet cenneti kesilir! Artık kimin ne kadar yatacağına, kimin içeride kalması için ne tür sebepler bulunacağına, kimin çıkıp sandık başında müşahit katledebileceğine o karar verir. Biricikleşir, yalnızlaşır, ekonomistleşir. Daha ne olsundur!
Her yetkilendirilen bu denli korunmadığından, bir kaza geçirince akıbeti hemencecik belli olmaz. İran İslam Cumhuriyeti’nin yetkilendirilmişleri de devleti büyük bir şirket yönetir gibi kullanamamış olmanın, yani kendilerine yeterince tahsisat sağlamamanın ceremesini çeker. Bunu acizlik diye nitelendirenler, onbeş yıl kadar evvel tanınmış bir siyasetçi için kiralanan helikopter düştüğünde ulaşamayışın acziyetini zamanın sorumlularına ya da sorumsuz davrananlarına yormalıdır. Aynı şekilde görülen mahkemelerden, soruşturmalardan, raporlardan bir şey çıkmadığını, hükmün hakimlere; hakimlerin atayana bırakıldığını göz önünde bulundurarak… O sıralar bir tasarruf tedbiri de olmadığından, çıkan hüküm ve sonuçları tamamıyla tasavvufa yorarak!..
Eski bir Ayten Alpman şarkısında geçtiği gibi; “Her köşesi cennetim ezilir yanar içim / Bir başkadır benim memleketim” şeklinde tanımlanan memleketlerde İslamcısından sosyalistine, demokratından Kemalist'ine her kitle, kendini Sünni olarak nitelemeyen Müslümanlara antipatiyle yaklaşır. Hani klasik kelamcıların tutumu anlaşılırdır da günün kelamistlerinin hezeyanları zaten oralara ulaşmaz. Sebebine pek takılmadan, üstelik rejimine mi, debisine mi, halkına mı olduğu da sorgulanmadan muhtelif gruplar doğrudan, öyle dümdüz, öyle yüzüne gayrisünni memleketlere karşı gayrimüslim memleketlerden de fazla düşmanlık besler. Gerçi düşmanlık etmek için herhangi bir gerekçe aranmak yersizdir. Ermeniler geçmişe dönük iddialarda bulundu diye, Rumlar bir zamanlar burada yaşadı diye, Kürtler hep bu topraklarda bulundu diye, Araplar yeni geldi ama ya yerleşirse diye ötekileştirilir, düşmanlaştırılır, dışlanır… Hem kendi halkının kimi fertlerini statükoya göre konumlandırmak için zorunlu gördüğü terörist fetvası bile bizzat idare edemeyen idarecilerden, yönetmeye çalışan acizlerden, kendini dev aynasında seyreden devletleşmişlerden çıkar. Sonra işte şarkıda geçtiği şekliyle memleketin her köşesi cennettir ama söyleyenin bile içi ezilir, yanar. Nedendir diye sormaya gerek kalmaz, çünkü ‘bir başka’ olduğuna dair ikna edici yanıt hemen yapıştırılır. Ve ardından nakarat niyetine onsekiz kez ‘lay’ sekiz defa da ‘la’ hecesiyle o başkalık, bambaşkalık durumu adam akıllı perçinlenir.
Her Gazze bombardımanında bu memlekette bir şekilde meydanlar dolarken, son yıllarda alanlara doğru koşan herkese, her kesime uygulandığı gibi Filistin için hassasiyet taşıyanlara da konjonktür dayatılır. Dolayısıyla burada yapılan her protesto eylemi canlılığını yitirdiği gibi Filistin için dayanışma eylemleri de kan kaybeder. Doğrusu bu, inananlar ve hâlâ burada yaşayan insanlar açısından Filistinlilerin her gün bombalanan kayıplarından daha ağır bir kayıptır. Topyekun yasaklanan toplu gösteriler dışında sistem, yakın geçmişte Filistin için meydana koşanlardan Suriye için, Mısır için, parmaklarıyla dört işareti yapıp slogan atmalarını istediği gibi bugün de İran’ın kahrolması için slogan attırmak ister. Nitekim şimdiki zamanda her dayanışma eylemi, iktidar sahiplerinin Ortadoğu politikasının bir uzantısı, İsrail'le ticaretin üstünü örtme çabası, büyük Ortadoğu projesi eş başkanlığı dolayısıyla da insaflı ve imanlı insanların hedefi haline gelmeme gayesi güder. Ya da her ihtimali göze alıp meydanlara vurabilen insanlar, böylesine mülevves şeyleri elinin tersiyle iter. Elbette İran değil ama er ya da geç İsrail, işbirlikçileri, paydaşları, gizli ve aleni ortakları kahrolur.