Her ay çeşitli kuruluşlar 4 kişilik bir aile için asgari geçim ile, yoksulluk sınırı ve açlık sınırını belirleyen rakamlar açıklıyorlar. Açıklanan bu rakamlara bakıldığında ülkemizde aç insanlardan geçilmediği gibi bir sonuca ulaşmak mümkün. Söz gelimi Türkiye Kamu-Sen’in Kasım ayına ilişkin araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin asgari geçimi için 3 bin 677 liranın gerekli olduğu sonucuna varılmış. Bunun yanında araştırmaya göre bir kişinin yoksulluk sınırı bin 839 lira, açlık sınırı ise bin 415 lira olarak belirlenmiş. Açıklanan bu rakamların Türkiye gerçekleri ile örtüşmediğini söylemeye bile gerek yok. Çünkü, uygulanmakta olan asgari ücretin ve önümüzdeki yıl için belirlenmek üzere çalışmaya başlamış olan asgari ücret komisyonundan en iyimser tahminlere göre artışın önümüzdeki yılın ilk altı ayı için yüzde 5, ikinci atı ayı içinde yüzde 4 olabileceği belirtiliyor ki, hükumetin ilk teklifi ise yüze 3+3’tür.

Kamu-Sen’in araştırmasının abartılı olduğunu –şahsen bunun abartılı olmadığını, gerekli olduğunu düşünüyorum- söyleyip 4 kişilik bir aile için asgari geçim için gerekli gelirin 3 bin lira olabileceğini kabul etsek bile bu gelire sahip olan ailelerin sayısının çok sınırlı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle tek kişinin çalıştığı bir eve belirlenen rakamın girmesi hemen hemen mümkün değildir. Böyle olunca da belirlenen rakam başka tehlikeleri gündeme getirecektir. Mesela, evlenme yaşı giderek yükseliyor. Artık insanlar 30 yaş civarında evlenebilmektedirler. Hayata atılabilmeleri ve ekonomik bakımdan kendilerine yeterli hale gelebilmeleri için uzun zamana ihtiyaç olmaktadır.

Yine araştırma rakamlarına göre bir kişinin yoksulluk sınırı bin 800 lira, açlık sınırı bin 400 lira civarındadır. Bu rakamları doğru kabul ettiğimiz takdirde tüm asgari ücretle çalışanlar açlık sınırının altında oldukları gibi yeni tespit edilecek rakam ne olursa olsun açlık sınırından kurtulamayacaklar demektir.

Derdim felaket tellallığı yapmak değil. Gönül insanımızın tümümün insanca yaşamalarına yetecek bir gelire sahip olmasını, buna rağmen fakirlikten kurtulamayanlar olursa bunlara da devletin ve sivil toplum örgütleri sahip çıkarak insanların aç ve açıkta kalmalarının önlenmesini istiyor. Uygulanmakta olan ekonomik sistemdeki çarpıklığa dikkat çekmek, milli gelirin dağılımındaki adaletsizliğe vurgu yapmaktır. Ülke gelirinin büyük bir bölümü nüfusun küçük bir bölümüne giderken büyük bölüm maalesef hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Bunun yanında toplum sürekli olarak tüketime zorlanıyor. Buna bağlı olarak bir israf ekonomisinin hakim olması işleri daha zorlaştırıyor.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın 4 doların altında yaşayanların nüfusumuzun yüzde 2.3’ünü oluşturduğu, bunu da birkaç yılda sıfırlamak istediklerini söylemesi de işçi sendikaları tarafından aylık olarak yapılan araştırmaları doğrular niteliktedir. Bu arada Babacan’ın 1-2 dolar gelirin altında gelir ile yaşayan kalmadığı açıklaması da gösteriyor ki, bırakın asgari ücrete sahip olmayı bunun çok altında bir gelir ile hayatlarını sürdürmek zorunda kalanların bulunduğu görülüyor.

Bu düşük gelir ile insanlar hayatlarını nasıl sürdürebiliyorlar Bunun çeşitli sebepleri var. Kırsal kesimde ailelerin birbirlerine destek olmaları bu hususta önemli bir yer tutuyor. Bunun yanında asgari ücretle de olsa bir işe sahip olanlar gelirleri ile giderleri arasındaki açığı kredi kartları ile kapatmaya çalışıyorlar. Ancak, bunun süreklilik kazanması hem kart sahipleri hem de bankalar açısından felaket anlamına gelir. Çünkü bu yılın ilk 9 ayında kredi kartı borcunu ödeyememiş kişi sayısının 511 bini aştığı belirtiliyor. Sözün özü tüm iyimser söylemlere rağmen ekonomi sağlıklı bir çizgide gitmiyor. Tüketimi esas alan vahşi kapitalizmle sağlıklı bir yapıya kavuşması mümkün olmayacak ve bu yapıdan tek kârlı çıkanlar küresel ve yerli sermaye sahipleri oluyor.