18 Mayıs 2014 günü Düzce Merkez Büyük Camii’nde Aşere-Takrib okuyan hoca efendilerin icazet merasimini izledik. Ben bir emekli Müftü olarak gösterilen örnek okuyuşlardan, değişik okuma tarzları ve bazı harekelerin değişik okunmalarından değişik zevkler aldım. Ama dinleyenlerin birçoğunun böyle bir haz aldığı kanaatine varamadım. Hatta bazı dinleyicilerin bu okuyuşlardan bir şey anlamadıklarını ve birbirine fısıldaşarak camiyi terk ettiklerini gördüm.

Kanaatime göre bu okuyuşların arkasından yetkililer bazı açıklamalar yaparak bu değişik okumalara karşın manaların bozulmadığını, bazı değişik manaların çıksa bile esas anlatılmak istenene engel olmadığını, yine aynı yola çıktığını anlatsalardı dinleyiciler tatmin edilebilirdi.

Öğrendiğime göre icazet alan bu elemanlarımız üç yıldan beri haftada dört gün Aşere-Takrib kursuna devam etmişler. Anılan kursa gidiş-gelişlerde bir hayli masraf yaptıkları da bir gerçek. Hal böyle olunca verilen emeğin karşılığı bana göre devede kulak. İcazet alan din görevlilerinin terfi etmeleri bahis konusu olabilir. Ancak manevi yönden getirisi tartışılır. Asıl yapılması gereken bu evlatlarımızın Arapçalarının güçlendirilerek Kur’an-ı Kerim’den her okudukları yerin manasını cemaatlerine açıklama gücüne kavuşturulmalarıdır. Cami görevlileri Kur’an-ı Kerim’in birçok yerini anlayabilecek düzeyde Arapça bildiklerinde sadece muayyen mihrabiyeleri değil daha birçok aşir okumayı kendilerine bir görev bilecek ve onları okuyup açıklayarak minber ve kürsülerde yapılan vaazları perçinleyecek ve belki de günümüzdeki bazı kötü gidişata karşı cumayı beklemeden uyarı yapmış olacaklardır. İşi bilinmelidir ki daimi cemaatin dini kültürlerinin yeterli düzeye gelmesi cami görevlilerinin cemaat önünde yaptıkları hatimlerde Kur’an ilkelerinin onlara tekrar tekrar açıklanmasına bağlıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı cami görevlilerini zaman zaman Arapça kurslarına tabi tutarak gerektiğinde hac ve ömre organizasyonlarında Araplarla rahatça konuşabilmelerini de sağlamalıdır. Arabistan’da devlet görevlileriyle, hatta Arap halkıyla pratik olarak anlaşabilecek duruma gelenlere hac ve umre teşkilleri görevlendirilmelerinde öncelik vermelidir. Din görevlilerimiz sadece Arabistanlılarla değil, hacca ve örmeye gelen diğer Araplarla da Arapça anlaşabildiklerinde birçok İslam ülkesiyle kaynaşmış olacağız. Belki de bazı inanç sapmalarına karşı uyarı görevini de yapmış olacaklardır.

Şirin Düzce’mizde yapılan Aşere-Takrip İcazet Merasimi bu yazıyı kaleme almama vesile olmuştur. Ayrıca bu nedenle de anılan merasimi tertip edenlere teşekkürlerimi sunuyor, İcazet alan din görevlilerini tebrik ediyorum. Ayrıca Arapçalarını geliştirmelerini özellikle tesviye ediyorum.