Sevmediğim, hoşlanmadığım, razı olmadığım şeylerden biri

de HES lerdir. Ormanlar, çalılar, tabii hayat tahrip ediliyor

Samsun dan Hopa ya kadar Karadeniz Sahil Yolu nu da

sevmiyorum. Bu yolun zararı faydasından çok olacaktır.

Yol, baraj, köprü, yapılaşma, siteleşme için ağaç

kesilmesini vicdanım kabul etmiyor. Elbette bunlar için bir miktar ağacın

kesilmesi zaruridir ama zaruret sınırının aşılmasını, rantçılar için ağaç

kesilmesini hoş göremem.

Çamlıca da, Boğaz da, diğer sit alanlarında rant için

bina yapılması beni isyan ettiriyor.

İstanbul un çok aşırı şekilde büyümüş olmasından çok

rahatsızım. Zerre kadar vicdanım ve sağduyum varsa böyle bir büyümeyi,

azmanlaşmayı kabullenemem.

Günde altı milyon ekmeğin çöpe atılmasını protesto

ediyorum. Böyle korkunç bir israfın ülkemize, devletimize, halkımıza uğursuzluk

ve felaket getireceğine inanıyorum.

Sokak kedi ve köpeklerinin, bütün canlıların yaşamaya

hakları olduğuna inanıyorum. Kesim için beslenen hayvanların, tavukların, yemek

için tutulan balıkların dışında ehli veya vahşi hayvan katliamına karşıyım.

İstanbul da ağaçların rasgele, gelişi güzel budandığını

görünce öfkeleniyor ve beddua ediyorum.

Caddelerde büyük saksılar içinde ağaçların sulanmayıp

kurutulması beni üzüyor.

Müstehcen neşriyattan hiç memnun değilim. Yapanlar kadar

izin verenleri de kınıyorum.

Devletin birtakım kadınlara yasal vesikalar vererek seks

köleliği yaptırmasını, bundan vergi almasını rezalet ve skandal olarak

görüyorum.

Halkın ve gençliğin 1928 den önce basılmış kitapları ve

evrakı okuyamamasını utanç verici, yüz kızartıcı korkunç bir zır cahillik

olarak görüyorum, bizi böyle bir cahillik uçurumuna atanları lanetliyorum.

Hepsi için söylemem ama bir kısım imamların namaz

kıldırma memuru statüsüne düşürülmüş olması beni çok üzüyor.

Evime yakın büyük caminin altı minaresinde hoparlörlerin

günde beş kez avaz avaz, bangır bangır, kulak zarlarını patlatırcasına, pencere

camlarını zangırdatarak, 125 (belki daha yüksek) desibel şiddetinde ezan

okumasını protesto ediyorum. Benim bu protestomu Bu adam ezan düşmanı

şeklinde yorumlayan insafsızlara hakkımı helal etmiyorum.

Toplu taşıma vasıtalarında, on sekiz yaşında delikanlının

oturduğunu, yetmiş beş-seksen yaşındaki ihtiyarın ayakta seyahat ettiğini

görünce asabım bozuluyor, bir yere acilen yetişmem gerekmiyorsa ilk durakta

iniyorum.

Yağcı, yalaka, dalkavuk birtakım İslamcıların yazıları ve

beyanları midemi bulandırıyor.

Bin kere tarikat, cemaat, hizip, fırka, parça deyip de

bir kere ümmet ve birlik demeyen adamların yanında sıkılıyorum ve bir daha

onlarla görüşmüyorum.

Bir eve çağırılıyorum, sahibi zengin mi zengin, ev iki

yüz elli metre kare. Hacı bey duvara bir tek hüsnühat asmamış, yere bir tek el

dokuması kök boyalı halı sermemiş. Nezdimdeki itibarı paramparça oluyor.

Eminönü Meydanı nda Mısır Çarşısı civarında geziniyorum.

Birkaç sene önce döşenen kaldırım malzemesi yer yer kırılmış, eciş bücüş, yağan

yağmur iğreti taşların üzerine bastıkça geçenlerin üzerine fışkırıyor.

Belediyeye de, müteahhitlere de sövüp sayıyorum.

Cuma namazında Sultanahmet civarında Mimar Sinan ın

yaptığı içi çinilerle süslü kubbeli harika bir camiye gidiyorum, imam efendi hutbe

okurken hoparlör bozuluyor, korkunç sesler çıkıyor, cemaatin huzuru tarumar

oluyor. Bundan son derece rahatsız oluyorum. Bereket versin hatip efendi

hutbenin sonunda Allah katında din İslamdır ayetini yüksek sesle okuyor da

biraz kendime geliyorum.

Akşam saat beşte otomobille bir yere gitmek akılsızlığını

yapıyorum, ana caddede otomobiller mıh çıkını gibi. Tam bir buçuk saat o

sıkışıklıkta çile dolduruyoruz ve gideceğimiz yere ulaşamıyoruz. Şehri bu hale

getirenlere verip veriştiriyorum.

Cuma ezanı okunuyor, nice Müslümanın dükkanı, lokantası,

pastanesi, işyeri, bürosu, atölyesi açık Kendilerini namaza gidiyor ama

işyerlerini kapatmıyorlar. Bundan rahatsız oluyorum.

Sokakta sözde örtülü bir hanım görüyorum. Pantolon

üzerine tünik giymiş. Elbiseleri daracık. Ayakkabıları uzun topuklu. Önce

makyaj yapmış, sonra silmiş ama boyaların bir kısmı görünüyor. Başında alaca

bulaca bir eşarp Böyle tesettür kıyafetleri beni rahatsız ediyor.

Sabah namazına bir camiye gidiyorum. Bendeniz ve

yanımdakiler dahil on dört kişiyiz. İmam mihraba geçiyor, önünde sabit

mikrofonlar var, onların yetişmiyormuş gibi yakasına kablolu bir seyyar

mikrofon takıyor mandalla. İçimden gülüyorum ve öfkeleniyorum.

(İkinci yazı)

Hizmet Edebilecek Bir Gence Mektup

Sana bu mektubu hem senin menfaatin, hem de bu fakirin

menfaati için yazıyorum. İyi bir Müslüman, iyi bir insan, iyi bir vatandaş, iyi

bir hizmetkâr olursanız ulu devlete nail olacaksınız. Böyle bir hayırlı işte

vesile olduğum için ben de yararlanmış olacağım.

Doğrusu doktor, mühendis, hukukçu olmanız beni pek

ilgilendirmiyor. Mehmed Akif in mesleği veterinerlikti

İyi bir Müslüman olursanız mutlaka doğrudan doğruya veya

dolaylı şekilde hizmet de edersiniz.

Hizmet ikiye ayrılır:

1. Hizmet edebiyatı Ben hizmet ediyorum Biz hizmet

ediyoruz

2. Gerçek hizmetler. Bunların edebiyatı ve propagandası

yapılmaz.

İster doktor, ister mühendis, ister iktisatçı, ister

hukukçu ol; doğumundan ölümüne kadar Allah sana ne kadar rızık yazdıysa onlar

gelir ve sen de yersin. Cenab-ı Hakk bazen bir hamal kuluna esnaf lokantasında

güzel bir ziyafet çeker, dolar milyarderi süper zengin bir kuluna da patates

haşlaması, çavdar ekmeği, yağsız yoğurt yedirir. Adamcağız şeker hastasıdır,

kalbi vardır, mutlaka perhiz yapması gerekir.

Seni yediğin, içtiğin beni ilgilendirmez, Allah ın işine

karışmam.

İlle de hizmet Sahte hizmet değil, gerçek hizmet.

Bir Müslüman için gerçek hizmet Kur ana, Sünnete,

Şeriata,

Hikmet-i İslamiye ye uygun hizmettir.

Akıllı Müslüman, Allah tan kendisine hizmet etme fırsat,

imkan ve tevfikini ister.

Cami duvarına saçma sapan, çirkin saatler asmak Camiye

kalorifer yaptırtmak Camiye klima cihazı koydurtmak, bir minareye on hoparlör

takmak Şadırvanın musluklarını parlatmak Bu gibi şeyler hizmet değildir.

Bilhassa sabah namazlarında camiye cemaatle doldurmak

Cuma hutbelerinde halkı uyarmak, duygulandırmak, şuurlandırmak Camiin

kürsüsünden ölüleri bile harekete geçirecek etkili, ıslah edici vaazlar vermek

Müslümanların birleşmesi için çalışmak İdarenin Kur ana, Sünnete, Şeriata

uygun olması için çalışmak Halka ilmihalini öğretmek İşte bunlar hizmettir.

Hizmet ilimle, irfanla, kültürle olur. Bu üçü de

yetişmez, bunların yanında ihlas, bilgelik ve takva gerekir

Allah için hizmet eden ücretini kullardan istemez.

İnşaallah ileride, Allah ın lütuf, kerem ve yardımıyla

hizmete yönelirsiniz. Beni hatırlarsanız, rahmet okursunuz. Hatırlamasanız da

olur. Sizin hizmetinizde, dolaylı olarak benim binde bir payım ve etkim olsa

bundan ben de yararlanırım.

Doktorluk, mühendislik, hukukçuluk, veterinerlik ve diğer

geçim meslekleri dünya içindir.

Yüz milyon doları olan bir zengin zekât, sadaka, hayır

hasenat olarak ne harcadıysa Ahirete o gider, gerisi dünyada kalır.

Mehmed Akif i Mehmed Akif yapan veterinerliği değil,

Müslümanlığı ve İslami hizmetleridir.

Tekrar ediyorum, sakın kendini aldatma. İhlas olmazsa

hizmet olmaz.

İlle de İhlas

İhlasın yanında ilim, irfan, kültür, sanat Yüksek ahlak

ve karakter Nefsinizi emmare derekesinden levvame derecesine çıkartamazsanız

hizmet edemezsiniz.

29.03.2013