Bir iş, bir oluş, bir hareket üstünde alınan/alınamayan yolu belirtir. Bir nevi hayatın insanı taşıdığı düzlemde genel geçer ölçü birimidir. Herhalde bilindik at nevalesi arpayla yahut onun bitki kısmını oluşturan sapıyla, önce yeşillenip sonra sararan başak boyuyla ölçülmez. Gerçi bu tür ölçümlerde önce yeşillenildiği sonra sararıp solunduğu gözlemlenebilir ama mevsim geçişidir olur öyle şeyler diye düşünülüp pek kaale alınmaz. Masalımsı hayat serencamında az gidilir, uz gidilir; dönüp bakıldığında bir arpa boyu yol alınamadığı müşahede edilir. Bu durumu elbette insanlığa, medeniyete, sosyal ve kültürel gelişime teşmil etmek mümkündür. Ve dahi gerekliliktir.

Cennetmekân Akif, medeniyet denen şeyi tek dişi kalmış canavara benzetip sahip olunan imanı boğamayacağını iddia etse de içinde yaşadığımız toplumda muasır medeniyetler seviyesi mihenk alındığından olsa gerek onlardaki seviye yitimine bakıldıkça esefle birlikte seviyesizliğin dibinin sıyrıldığı söylenebilir. Bu insanlığın genelini kapsayan standart değer yitimi değildir; yaşadığımızı sandığımız gezegenin Batı cenahında yer edinenler en azından varoluşsal sancılarla boğuşmuş ve bireye değer vermeyi, insanı yüceltmeyi bari becerebilmiştir. Ancak bizim taraflarda muhtemelen bilimsel ve teknolojik gelişme sanılan ithal materyallerle kurulan ilişkinin, insani ve medeni olan kısımları dumura uğrattığı söylenebilir. Bu durumdan her şey gibi inanç da olumsuz etkilenmiş, herhangi bir sisteme oturtulamayan eğitim her alanda yoksunluğu getirmiştir. Zira kendine korunaklı bir yer edindiğini ve dolayısıyla kendi kısır döngüsü içinde seçkin, arınmış, korunmuş olduğunu sanan insanlar bile itikadını darbeyle işbaşına getirilmiş hocalardan öğrendiğinin farkında değildir. Kimle neyin nasıl konuşulacağını bile bilmeden ilmihalden okuduklarıyla size akait öğretir, kelam satarlar. (Kimseden sahip olduğu inancın esaslarını öğrenmek için açıp Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’nin Kitabu’t-Tevhid’ini okuması, olmadı Ebü’l-Muîn en-Nesefî’nin Tebsıratü’l-Edille’sini karıştırması beklenemez ama en azıdan haddini bilmesi beklenir.)

Bir çeşit ötekileştirme gibi algılansa da ünlü Kürt ırkçısı Şerafettin Duman’ın o veciz ifadesi yerini bulur: “Yav bunlar katiyen eğitilmezdir!” Ne türden ehlileştirme çalışması yapılmışsa sonuçta insanların geldiği nokta kendi ırksal saplantılarıdır. Hiç bölünmemiş olsa da kendi kafalarında oluşturdukları ve harfiyen riayet ettikleri sınıfsal kaygılarıdır. Kurulu düzenin elinde gayr-i resmi bir hüviyetle salt sömürü aracına dönüşmüş, ama insandan yansıyan yüzünde adetleşmiş inançsal teamülleridir. Bütün bunlara, güya bir zarar ilişmesin için göze alamayacakları fedakârlık yoktur. İnançsal kaygılarla tutunulmuş kesif hamasetin bizzat kendisi bile cansiperane korunur. Karşıt gösterilen ama asla çerçevesi çizilmemiş düşman azılıdır, çok ama çok tehlikelidir. O düşman kimdir, nedir kimse bilmez. Bilmek gerekmez. Savaşmak, can vermek, kan dökmek, özellikle ve ısrarla üstüne basa basa, hunharca kan dökmek gereklidir. Öyle ya yoksa bayrakları bayrak yapanın ne olduğu, ne olması gerektiği nereden bilinsindir.

Maruz kalınan ve ulaşılacak hedef olarak gösterilen seviye muktedirlerin, gücü elinde bulundurduğunu zannedenlerin, göz önünde olanların seviyesizliği olsa gerektir. O tarafa doğru kulak kesilen insanlar, seviyesiz sözler işitmek; onların seviyesiz dilini konuşmak, seviyesizliği görmek ama görmezden gelmek, seviyesiz şeylerle iştigal etmek hususlarında mazurdur. Bundan kelli tekmili birden, ‘Ey Avrupa, sen kimsin ya?’ diye sormayı (Böyle bir atarlanmanın İngiliz diline ‘Whoareyou?’ diye çevrileceğini ve muhatabı ancak güldüreceğini bile düşünmeden) kahramanlık zannedecek kıvama gelmiştir. Bu kıvamı yakalamak için kaç yılın, kaç asrın müktesebatının hiç edildiği de gözden kaçmamalıdır. O müktesebatın ediniminde emeği geçen şahsiyetlerin, yitiminde de etkin olduğunu görmek doğrusu hazindir. Hiç farkına varmadıklarını yahut aldatılıp kandırıldıklarını, oyuna geldiklerini düşünmek daha masumdur. Daha masumdur; çünkü durumun kurgulanmış olma ihtimali korkunçtur. Hususi ayarlanmış gibi nitelikten, karakterden, eğitimden yoksun ve hatta birey olma bilincine ulaşamamış birtakım varlıkları iyi şiir okuduğu zannıyla, üstelik bağırmaktan başka bir meziyeti olmadığını göre göre kürsülere, başkanlıklara kadar taşımak sıradan bir aymazlık olmasa gerektir. Sonra bir kez kurdun dişine kan deyince suyu bulandırmak gibi bir bahaneye dahi lüzum kalmaz.