Eskiden öğrencilik yıllarımızda memlekete vardığımızda konu komşu, akraba, köylülerimiz “Ankara nasıl? Ankara’ da ne var ne yok?” diye meraklı sorular sorarlardı.
Ankara başkent; siyasetin merkezi…
Hükümetin konakladığı belde. Devletin ismi.
Siyah beyaz televizyonun hayata renk kattığı dönemlerde siyaset genelde meydanlarda olurdu.
Meydanlara bakarak, yüzdelik tahminler yapılırdı.
Eski miting resimleri yan yana konur sonuçlar çıkarılırdı.
Bazen doğru bazen uydurma hikâyeler anlatırdı.
Siyasetçilerin çoğu insanüstü yeteneklerle donatılırdı.
Söyledikleri, yaptıkları abartılırdı.
Bilişim çağı önce masal dünyasını yıktı. Sonra hayallerimizi...
Genel anlamıyla genişletirken efsunlu ve umut dolu yüreğimizi kısırlaştırdı.
İnternet ülkeler arasındaki mesafeleri ortadan kaldırır iken; dünyayı da küçük bir köy haline getirdi.
İnsan kendi eliyle ürettiğinin kölesi oldu.
İnsan, eserinin esiri olur mu? Oldu.
Artık kimse, “Ankara’ da ne var ne yok?” diye sormuyor.
Zaten gerek de duymuyor.
Zira Ankara her gün, her saat avuçlarının içinde cep telefonunda saklı.
Dilediği an interneti açıp bakabiliyor, gelişmeleri an be an takip edebiliyor.
İnternet gazeteciliğinin gelişmesi de buna bağlı olarak ilerlemiş bulunuyor.
Ya Ankara!
Ankara bu gelişmelerden nasıl etkilendi?
Siyaset evrildi mi?
Hangi yöne nasıl dönüştü?
Liderler hâlâ karizmatik ve masalımsı öykülerden mi besleniyorlar yoksa akil ve izan eleğinden mi geçiyorlar?
Bilişimdeki gelişmeler, baş döndürücü değişimler...
Ne yazık ki siyasete fazla etki etmedi.
Elbet reklâm, tanıtım, propaganda ölçeğinde yeni materyaller, araçlar hayatımıza girdi girmesine de siyasetin diline, muhtevasına pek etki etmedi.
Yine sözlü kültür konuşmaları siyaset alanının büyük bölümünü kapsıyor.
Yapılan icraatlar kendi kendine konuşabilir.
Lakin halin konuşması yerine durmaksızın hikâye geleneğine bağlı kalarak siyaset etmeye devam ediyoruz.
Anlayacağınız Ankara aynı Ankara!
Yetmişli yıllardaki siyaset etme alışkanlıklarımız hâlâ yürürlükte.
Hâlbuki yeni bir genç anlayış ve genç nüfus var.
Yarın bir gün bir tablete sığacak hayatlarımız yahut hapsolacak.
Teknolojik gelişmeler, değişimler bizi davranışlarımızı, hayat tarzımızı etkilerken biz öbür yandan yeni teknolojiler üretiyoruz.
Kendi ürettiklerimizle değişip duruyoruz.
Bazen bu eğrinin farkında bile değiliz.
Ankara’da bugünlerde doların yükselişi, dövizin sarhoşluğu konuşuluyor.
Kurlardaki değişiklik dışarının mı eseri ekonominin doğal yaptırımı mı?
Dışardan Türkiye’ye ekonomik saldırı var mı yok mu?
Bütün göstergeler normal iken dövizin kendi başına buyruk kesilmesi iktisaden mümkün müdür?
Ankara bu aralar ekonomik terimlerle konuşup ekonomik göstergelerle olup biteni izaha çalışıyor. Kimileri yaşananları gerçekle yüzleşme olarak değerlendirirken kimileri de dışarının müdahalesi olarak yorumluyor.
Elbette dış güçler rahat durmayacaktır.
Türkiye’nin bu bölgede güçlenmesini istemeyeceklerdir. Doğru!
Lakin bir de ekonominin kendi kuralları ve yasaları var.
Onları da göz ardı ederek, olup biteni kulak ardı etmek bizi yanlışlara götürür.
Büyük bedeller ödememize yol açacaktır.
Yaşananları bilimsel yollarla irdelemek ve çözüm üretmek gerekir.
Zira ekonominin bir bilim dalı olduğunu unutmamak gerekir.