Milli Görüş Lideri Erbakan Hoca, 1994 te Bingöl de

Andımız ile ilgili seneler evvel şunları söylemişti:  Bu ülkenin evlatları asırlar boyu, mektebe

başlarken Besmele yle başlardı. Siz geldiniz, bu Besmele yi kaldırdınız. Ne

koydunuz yerine Türk üm doğruyum çalışkanım . Eee sen bunu söyleyince, öbür

taraftan da, Kürt kökenli bir Müslüman evladı, ya öyle mi, ben de Kürt üm, daha

doğruyum, daha çalışkanım deme hakkını kazandı. Ve böylece, siz bu ülkenin

insanlarını birbirine yabancılaştırdınız. Mustafa Kurdaş ın ifadesi ile;

Andımız adı verilen bu metnin kalkması gerekiyordu kalktı ama büyük bir eksik

var. Andımız ın kalkması tek başına bir şey ifade etmiyor. Eksiği çok çok

büyük! Zira yerine Besmeleyi koyabiliyor muyuz, koyamıyor muyuz; önemli olan

bu!

  

Geçen hafta hükümet tarafından bir Demokratikleşme Paketi

açıklandı. İyidir ya da kötüdür, doğrudur ya da yanlıştır, eksiktir ya da

tamdır. Ben bu mevzulara girmeyeceğim. Haddim de değil, saham da değil. Bu iş

siyaset bilimcilerinin ve sosyologların sahasıdır.

Bizim işimiz bugün yaşanılan hadiselerin tarih içindeki

sosyolojik ve tarihi gelişimini sizlerin takdirine sunmaktır. ANDIMIZ ya da

halk arasındaki tabir ile ÖĞRENCİ ANDI nedir Kim tarafından hangi tarihi

süreç içerisinde hangi sosyo-kültürel yapı içerisinde yazıldı ve kabul edildi

Bugün basit bir ezber ve bıktırıcı bir tekrardan öteye

varamayan, geçen zaman zarfı içinde anlamını, misyonunu kaybeden ve Türkiye de

yaşayan herkesi bir fabrikadan çıkan tek düze fabrika malı gibi farz edip

herkesin alnına aynı etiketi basan faşizan düzenin temsilcisi olan bu adına

ANDIMIZ dediğimiz kelimeler yığını, halkı sindirmeye ve sistemin emrettiği

şeyi düşünen ve ötesine gidemeyen nesiller üretmeye çalıştı. Ama galiba

beceremedi. Becerebildiği tek şey, halkı tekdüzeleştirmek ve ötekileştirmektir.

Yağmur, çamur, kar, güneş demeden okul bahçesinde sıraya

sokulmuş öğrencilere yaptırım zoruyla okutulmaya çalışılan ve birilerinin

milliyetçilik damarlarını kabartarak sokaklara dökülmelerine sebebiyet veren bu

ezbere okunan yemin metninin tarihî gelişim sürecini kime sorarsanız sorun

sanırım net bir cevap alamazsınız. Hatta bu yemin metnine kutsallık vererek

kaldırılmasını protesto etmek için eylemlere giden eylemciler dâhil kimseden

alamazsınız. İşin tuhafı neredeyse Kur an ayeti kutsallığı ile savunulun bu and

metninin ne Atatürk le bir bağlantısı var, ne de cumhuriyet geleneği ile. Zira

milliyetçi damarların kabarmasına sebebiyet veren bu kutsal addedilen and,

vakt-i zamanında İstanbul Üniversitesi hocalarını Darülfünun inkılâpçı

değil diye işlerinden edip sokağa fırlatan tek parti döneminin mili eğitim

bakanlarından Reşit Galip isminde birinin ürünü olduğunu acaba hangisi biliyor

Afet İnan ın Atatürk Hakkında Hâtıralar ve Belgeler

adlı kitabına göre devrin ekâbiri 1933 ün 23 Nisan Çocuk Bayramı nda Çankaya da

toplanmış. Maarif Vekili Dr. Reşit Galip kızları için o gün yazdığı andı

uzatmış Afet İnan a. İnan ın aktardığı metin, bir kelime farkla bizim

okuduğumuz andın aynısıdır. Reşit Galip yurdumu, budunumu özümden çok

sevmektir diye yazmış, zamanla budun kelimesi çıkarılmış, yerine millet

konulmuş. Bu müdahaleden başka İki defa daha değişikliğe uğramış andımız. İlk

olarak Ağustos 1972 de ve daha sonra 1997 de yani 28 Şubat döneminde metinde

bir oynama daha yapılmış ve uzatılmış. Yani şu an bir grup tarafından

dokunulmaz olarak addedilen bu metne vakt-i zamanında birileri pekâlâ

dokunabilmiş. Demek ki zannedildiği kadar kutsal değilmiş.

Prof. Dr. Afet İnan, adı geçen eserin 213. sayfasında Dr.

Reşit Galip ve sonraki zamanlarda kutsallaştırılan bu ANDIMIZ hakkında

şunları yazmıştır:

1933 yılının 23 Nisan Çocuk Bayramı idi. Dr. Reşit Galip

o heyecanla Çankaya Köşkü ne geldiği vakit, Atatürk ün yanında bana bir kâğıt

uzattı ve şunları anlatmaya başladı. Sabahleyin ilk bayramlaşmayı kızlarımla

yaptım. Onlara bir şeyler söylemek istediğim vakit, bir and meydana çıktı. İşte

Cumhuriyetimizin 23 Nisan çocuklarına armağanı dedi: Türküm, doğruyum,

çalışkanım. Yasam küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, budunumu

özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk

varlığına armağan olsun.

Bu sözler, Türk çocukları tarafından o yıldan beri

tekrarlanmaktadır. Vatanperver Dr. Reşit Galip, evvelâ bir baba olarak bu

hisleri duymuş; sonra da Millî Eğitim Bakanı olarak okul çocuklarına bu andı

içirmişti.

1930 ile 1945 li yıllar arasında tüm dünyayı faşizm

tehlikesi kaplamış ve bütün ülkeler kendi çapında faşist olmaya çalışmıştı. Bu

seneler içinde Hitler önderliğinde Almanya, Mussolini önderliğinde İtalya,

Franko önderliğinde İspanya, Jean Maire Le Pen önderliğinde Fransa ve Hirohito

önderliğinde Japonya kelimenin tam manası ile faşizmi dolu dolu yaşıyor ve

kendilerinden başka milletleri aşağılık varlıklar olarak görüyorlardı.  Bu moda ne yazık ki bizim ülkemize de 40 lı

yıllardan sonra sirayet etmiş ve İsmet İnönü çağdaşı olan diğer liderler gibi

Millî Şef sıfatını kullanmıştır. Ne var ki bunda yani Milli Şeflikle

faşizmin ne alakası var diyenler olursa hemen cevaplayayım. Alman lider ve

insanlık kasabı Adolf Hitler in lakabı olan Führer kelimesinin tam olarak

Türkçe karşılığı Millî Şef tir. Yani Alman faşisti Nazi lideri Hitler de kendi

ülkesinin Milli Şef idir.  İşte tam bu

senelerde her alanda biz de Almanya ve İtalya ile çok samimi bağlar kurmaya,

onlarla dostane görünmeye başladık.

O senelerde Türk gazeteleri İtalya ya İsmet Paşa nın

selamını gönderiyor Alman Hitler ile dost olduklarını gizlemiyorlardı. Beyoğlu

semtinde kollarına taktıkları siyah bantlarla Türkiye de yaşayan ve Levantenler

olarak tanımlanan azınlıklar rahat rahat Alman ve İtalyan faşizminin reklamını

yapıyor, sloganını atıyorlardı. İşte her kademedeki öğrencilere şapka giyme

zorunluluğunun getirilmesi, her sabah söylenmesi mecburi tutulan öğrenci

andları, askeri nizamla yürütülen milli bayram törenleri bizlere o dönem faşist

dünyasından geçen davranışsal refleks hareketlerinden sadece bir kaçıdır.

Ne yazık ki, bugün yani yazılışından ve demode olmasından

şu kadar sene geçtikten sonra bile kaldırılması ciddi eylemlere sebebiyet veren

bu and merasiminde Türk ırkı üstün görülerek övülüyor ve imparatorluk

bakiyesi olarak varlığını koruyan bu ülkede yaşayan diğer milletlerin insanları

Türk varlığına armağan ediliyor ve Ne mutlu Türk üm diyene! sözleriyle günlük

merasim tamamlanıyor. Bu sözlerle acaba Türk sen çalışkansın, doğrusun; ama

değilsen tembelsin, eğrisin mesajı mı verilmeye çalışıldı senelerce

Suphi Koray isimli bir köşe yazarı Mayıs 2011 de bu

konuda köşesinde şu çarpıcı tespitlerde bulunur:

Vatandaş Türkçe konuş kampanyası, Türk Tarih Kurumu nun

ve Türk Dil Kurumu nun kurulması ve tüm dünyanın Türk ırkından oluştuğu gibi

akla zarar tezleri ve Öğrenci Andı yurtiçinde kalan gayrimüslimleri, Kürtleri

ve diğer halkları bastırma, sindirme ve asimile etme çabalarının ifadesidir.

Uluslararası konjonktür de Türkiye nin politikalarını etkilemiştir. Andımız

benzeri yeminler daha önce de ifade ettiğimiz gibi faşizan eğilimlere sahip

Almanya ve İtalya da da mevcuttu. Hitler e ve Mussolini ye kanlarının son

damlasına kadar bağlılık yeminini içeren bu faşist antlar hem askerlere hem

sivillere okutturuluyordu. 1930 larda Avrupa da esen faşizm rüzgârıyla Türk

devleti faşist Almanya ve İtalya yı örnek almış, ırkçı ve şoven bir ideoloji

resmi ideoloji olarak benimsenmiştir. Sermayenin millileştirilmesi için faşizan

uygulamalara başvurmaktan çekinmemiştir Türkiye Cumhuriyeti Devleti. Bu ırkçı

ve faşizan politikaların varlığı ise demagojik söylemlerle hep reddedilmiştir.

Türkiye nin o gün ve her gün ırkçı söylem ve uygulamaları

resmi tarihçiler ve düzen yanlıları tarafından hep Atatürk milliyetçiliği

kapsamında ele alınmış ve ırkçı olmadığı iddia edilmiştir. Bu Kemalist zevata

göre Atatürk milliyetçiliği etnik kökene dayalı bir milliyetçilik değildir;

ırk, din, dil, ayrımı yapmaz. Oysa gerçeklik hiç de böyle değildir. Yani ırk ya

da millet kavramları sosyolojik birer kavramdır ve içini ancak bu bilimler

doldurabilir. Yani Türkiye de yaşadığı için hiçbir Kürt ya da Arap Türk olmaz

bu maddenin tabiatına da aykırıdır. Mantığa da

Mustafa Kemal in millet ve milliyetçilik hakkındaki

sözleri de, uygulamaları da bunun kanıtıdır. M. Kemal birçok konuşmasında

Türklerin üstün ırk olduğunu ve Türkiye sınırları içerisindeki herkesi Türk

kabul ettiğini belirtmiştir. Kemalizm in önde gelen bir başka temsilcisi olan

eski Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt ise, Türk olmayanlara sadece

hizmetkârlığı layık gördüğünü açıkça söylemiştir. Bu anlayış bir yönüyle de

Batı karşısında duyulan kompleksin sonucudur. Bu kompleks nedeniyle, Türk

ırkının üstün ırk olduğunu, Hititlerin, Sümerlerin, ve hatta Yunanlıların bile

Türk kökenli olduğunu iddia eden Resmi Türk Tarih Tezi ve bütün dillerin

Türkçe den türediğini kanıtlayan Güneş Dil Teorisi uydurulmuştur. İşte bu

fikriyatın sahipleri, yüce Türk milleti nden olmayıp diğer etnik kökenden

gelen vatandaşları da dışarıda tutmuyor ve büyük bir cömertlikte onları da Türk

olarak kabul ediyor ve onlara Türkçe öğretiyordu! Zor yoluyla asimilasyona

dayanan bu anlayışın ırkçı bir anlayış olmadığını kim iddia edebilir Elbette

ırkçı anlayışa sahip olanlar!

Anayasa ya ve ilgili mahkeme kararına göre, Türk

kelimesi bir ırkın değil, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan

dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi

ne olursa olsun tüm vatandaşların bir araya gelerek oluşturdukları ve herkesi

kapsayan ve kucaklayan milletin ortak adı olup, aksi yöndeki davacı iddialarına

itibar edilmemiştir. Nitekim Anayasamızda bu hususun vurgulanması bakımından,

Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin herhangi bir ayrıma

tabi tutulmaksızın Türk olduğu belirtilmiştir.

Öğrenci Andı nı savunanların savunmalarında yer alan

gerekçelerden biri de diğer devletlerde de benzer marşların ve törenlerin

olduğudur. Oysa bu tür ırkçı uygulamaların başka ülkelerde olmasının bu törenin

yapılmasını haklı çıkarmayacağı açıktır. Bu ırkçı kafalara sormak gerekiyor;

neden farklı ülkelerdeki demokratik uygulamaları değil de bu tür geri, ırkçı,

anti-demokratik uygulamaları örnek alıyorlar

Sonuç olarak Mustafa Kurdaş ın ifadesi ile; Andımız adı

verilen bu metnin kalkması gerekiyordu kalktı ama büyük bir eksik var.

Andımız ın kalkması tek başına bir şey ifade etmiyor. Eksiği çok çok büyük!

Zira yerine Besmeleyi koyabiliyor muyuz, koyamıyor muyuz; önemli olan bu!

Milli Görüş Lideri Erbakan Hoca 1994 te Bingöl de bu konu

ile ilgili seneler evvel şunları söylemişti:

  Bu ülkenin

evlatları asırlar boyu, mektebe başlarken Besmele yle başlardı. Siz geldiniz,

bu Besmele yi kaldırdınız. Ne koydunuz yerine Türk üm doğruyum çalışkanım .

Eee sen bunu söyleyince, öbür taraftan da, Kürt kökenli bir Müslüman evladı, ya

öyle mi, ben de Kürt üm, daha doğruyum, daha çalışkanım deme hakkını kazandı.

Ve böylece, siz bu ülkenin insanlarını birbirine yabancılaştırdınız.

Anlatabiliyor muyum ..

Muhabbetle