Anayasa Mahkemesi nin Meclis ten geçen anayasa değişikliğini iptalinin ardından başlayan tartışmalar belli ki daha günlerce sürüp gidecek. Tartışmadan korkulmaması gerekir. Maksat doğru sonuca ulaşmak ise elbette tartışılacak. Ancak ülkemizde tartışmalar genellikle doğru olanı bulmaya yönelik olmuyor. Adeta karşılıklı bilek güreşine dönüştürülüyor. Bu sebeple de millet olarak ömrümüz kısır çekişmelerle geçiyor. Çok konuşuyoruz ama bir arpa boyu yol alamıyoruz. Bir de bazı siyasetçiler milleti, geçmişi hiç hatırlamaz, fazla bir şey anlamaz olarak kabul edip milletin gözünün içine bakarak dün söylediklerinin aksini söyleyebiliyor ve savunuyorlarsa zaten bu tür tartışmalardan faydalı hiçbir sonuç çıkmaz.

Bu genel değerlendirmeden sonra tartışmalarda ortaya atılan iki husus üzerinde durmak istiyorum. Bunlardan birisi Meclis Başkanı Toptan ın Senato nun yeniden kurulması teklifi. İçine düşülen kuyudan çıkmak için herkes düşüncesini söylemesi, varsa teklifi onu da ilan etmelidir. Sayın Toptan bu yönden Senato olursa Meclis ten geçen yasaların Senato da tekrar görüşüleceğini, süzgeçten geçirileceğini, dolayısıyla Anayasa Mahkemesi ne pek iş düşmeyeceğini düşünüyor olabilir. Dolayısıyle Sayın Toptan a saldırmanın ve incitmenin hiçbir anlamı yoktur. Bu noktada elbette geçmişi hatırlamakta yarar var. Bu memlekette 1961-1980 arasında Senato vardı ve çoğu zaman Meclis çoğunluğu ile Senato çoğunluğu farklılık arz ettiği için işler karışır, adeta Senato Yasama yı kilitlenme noktasına gelirdi.

Bu bakımdan bir darbeden sonra oluşturulmuş olan Senato bir başka darbenin arkasından hazırlanan Anayasa ise kaldırıldı. Bunu söylerken darbe anayasalarını kesinlikle savunuyor değilim. Bu köşede en kısa zamanda partilerin ittifakı ile yeni bir anayasa yapılması gerektiğine sıkça vurgu yapıyorum. Maksadım sadece geçmişi hatırlatmak. Bu arada ülkemizdeki tıkanıklığın ve siyasete siyaset dışı güçlerin müdahalesinin sebebinin sistem ve yasalardan ziyade zihniyetle ilgili olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Çok iyi niyetlerle yapılmış anayasa ve yasaların zamanla ülkeyi çıkmaza sürüklediğini biliyoruz. Bu bakımdan iyi yasalardan çok iyi uygulayıcılara, hukuku siyasi anlayış ve ideolojilerine alet etmeyen uygulayıcılara ihtiyaç olduğunu hatırlatmak istedim.

Üzerinde durmak istediğim bir başka konu ise Demirel ın ortaya attığı bir iddiası. Demirel in "Dün dündür, bugün bugündür" mantığını biliyoruz. Bu bakımdan aşağıya alacağım sözlerinin şaşırtacak bir yanı yok.

 Önce Demirel in ne dediğini aktaralım:

"1960 ihtilali böyle bir imkan olmadığı için geldi. O zaman da Meclis Bizi halk seçti, ne istersek yaparız anlayışındaydı. O gün şimdiki gibi Anayasa Mahkemesi olsaydı ihtilal olmadan halledilirdi."

Şu kısacık paragraf öylesine yanlış ve tenakuzlarla dolu ki düzeltmeye kalksan hangisini düzelteceksin. Ancak, sadece bir hususa dikkat çekmek istiyorum.

Anayasa Mahkemesi 1960 darbesinin ardından hazırlanan anayasa ile oluşturulmuştur. Yani, 12 Eylül 1980 darbesi yapıldığında Anayasa Mahkemesi vardı ve darbe engellenememiştir. Bu arada 12 Mart 1971 muhtırası, 28 Şubat süreci olarak tarihe geçen ve post modern darbe olarak nitelendirilen dolaylı darbeler de Anayasa Mahkemesi varken gerçekleştirilmiştir. Yani Demirel in iddiasının tutarlı bir yanı yoktur. Anayasa Mahkemesi darbecilerin hazırlattığı anayasa ile hayata geçerken maksat darbelerin bu yolla engellenmesi değildi, darbecilerin oluşturduğu sistemin korunmasına hizmet etmekti.

Bu arada Meclis in bizi halk seçti demesi, halkın istekleri doğrultusunda düzenlemeler yapmasını eleştirmenin de demokratik anlayışla bir ilgisi olamaz.

Fazla söze gerek yok. Belli ki, olaylar meseleye çözüm bulma arayışından çok özellikle Demirel in devreye girmesi ile polemik yarışına dönüştürülmeye çalışılıyor. Böylece esas mesele unutulacak, gereksiz tartışmalar sürüp gidecek. Çünkü, bugün tartışılması gereken husus Anayasa Mahkemesi nin neler yapabileceği değil, neler yaptığı ve yaparken de anayasayı çiğneyip çiğnemediğidir. Eğer ortada bir anayasa çiğnenmesi varsa bunun hesabının sorulup sorulamayacağıdır. Bu soruların cevabı polemiklerle bulunamaz.