ÖNCEKİ DEDİĞİ: “Bizim kardeşliğimiz ahiret kardeşliğidir. Bu partiye, bu davaya sırtını dönüp de iflah olan kimse görülmemiştir.” R. T. ERDOĞAN
SONRAKİ/SON DEDİĞİ: “‘İslamcı olanlar atılıyor, İslamcı olmayanlar getiriliyor’ deniliyor. Bir siyasi partinin çalışmalarında, İslamcı olmak ya da olmamak şeklinde bir ayrım yapmak zaten yanlış. Biz tekkeye mürit aramıyoruz ki.” R. T. ERDOĞAN
BİZ DİYORUZ Kİ: ‘Tarihte insanları başlangıçta peygamberler yönetti. Peygamberler ve sihirbazlardan sonra yönetim siyaset adamlarına geçti. Askeri güç oluşturanlar siteler kurdular, devletler kurdular, imparatorluklar kurdular. Sonra (bugün) yönetme sırası sermayenin eline geçti. Sermaye önce derebeylikleri kaldırdı, ulusal krallıklar kurdu. Sonra krallıkları kaldırdı, diktatörlükleri getirdi. Seçilmiş ama tek kişi ve kesin etkiye sahip tanrı benzeri diktatörler geldi. Sermaye sonra bunu parti başkanlarına aktardı. İki parti kuruyor. Tam yetkili cumhurbaşkanları yetiştiriyor. Kim ona daha çok itaat ederse onu başkan yapıyor. Bu andaki durum budur. Başkanlık sistemini bunun için istiyor. İki parti olacak. Yarın Erdoğan sermayeyi harfiyen dinlese orada kalacak, dinlemezse şimdi %49’u organize ediyor. Onlardan kim daha çok sermayeyi dinlerse ikinci parti o olacaktır. Erdoğan basını yola getiriyor ama ne yapıyor? Erdoğan itiraf ediyor. Partide İslami yazar olmaz. Yani sermayenin yıllar yılı yaptığına İslam diyor. İnanıyorsanız; köyünüzde sadece çiftçilik yapabilirsiniz. İnanıyorsanız; atölyede çırak ve işçi kalmaya mahkûmsunuz. Hem inanacaksınız; hem de devlet yönetiminde yer alacaksınız, hem de servet sahibi olacaksınız. İşte bu olmaz! Bu mantık 1950’lerden önceki CHP mantığıdır. Celal Bayar mantığıdır. Biz buna karşı çıktık ve verdiğimiz mücadele sonunda İslamiyet’e de insanlığa da büyük hizmetler verdik. (…) Herkes bilsin ki; yönetimde bir inanışın baskı yapması ne kadar yanlışsa, yönetimce bir inanışın dışlanması da o kadar yanlıştır. Tanrısız yeryüzü olamadığı gibi İslam’sız yönetim de olamaz. İslam âleminde meşhur, dillere destan bir sultan vardır. Harun Reşit. Abbasi halifesidir. O dermiş ki: “Ben halkıma pamuk ipliği ile bağlıyım. Gerekirse çekerim, onlar çekerlerse ben giderim. İpliği koparmam.” Demem odur ki, yıllarca yağmurda halkıyla beraber ıslanan cumhurbaşkanımız ipi koparmaz. ‘Hayır’ çıkmasına da bunun için dua etmiştik. Allah cevap verdi; “Yetmiş defa dua etsen de biz planımızı değiştirmeyiz.” Şu anda bize sadece sabır düşmektedir.’ Bu BİR.
‘Bir ülke bir anayasanın etrafında toplanır. 1920’de Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında toplanan gönüllülerden oluşmuş halk meclisi 1920 Anayasası’nı yaptı ve halkı bu anayasaya çağırdı. Ülke ikiye ayrıldı; Ankara Anayasası’nı kabul edenler ve etmeyenler. Savaş devam etti ve sonunda Ankara Anayasası’nı tutanlar önce dış dünyayı, sonra iç muhaliflerini bertaraf ederek 1924 Anayasası’nı ortaya çıkardılar. Tek parti yönetimine dayanan anayasa askeri ihtilalle değiştirilerek 1982 Anayasası’na ulaşıldı. 1982 Anayasası’nı sivil profesörlerden oluşan bir ilim heyeti yaptı. Gönüllülerden oluşan Kurucu Meclis görüşerek Millî Anayasa olarak hazırladı. K. Evren son şeklini verdi ve anayasa oylamasına kendisi koydu. AK Parti’nin ‘Evet’ için kullandığı devlet imkânlarının onda birini bile kullanmadı, ‘Evet’ baskısının onda birini bile yapmadı, %92 oyla birlik sağladı, Millî Anayasa oluştu. Sermayenin fitnesiyle anayasa maddelerinin yarısı değişti. Hepsi başarısız oldu. Bugün %92 ile geçen anayasa ve %92’nin oyunu alan cumhurbaşkanı, yerini %52’nin oyunu alan tartışmalı anayasaya bıraktı. Bugün seçim olsa cumhurbaşkanının seçilemeyeceği bir duruma geldik. Bizim itirazımız %92 oyla geçen bir anayasanın %52 ile rafa kaldırılmasındadır. Meclis’te parti baskısı yapılmıştır. Oylamada devlet baskısı yapılmıştır. Şimdiye kadar ne AK Parti bir dikta partisiydi, ne de Erdoğan bir diktatördü, başarılı bir yönetici idi. Bundan sonra Erdoğan ya diktatör olmak yahut oradan ayrılmak, hattâ daha ağır muamelelerle karşılaşmak zorunda kalacaktır. Basına gelince, sermayenin işçileri tarafından yürütülen bir basından gerçek gazeteciliği beklemek hayaldir. İnsanlık üçüncü bin yıl uygarlığının sancılarını yaşıyor. Kur’an’ın ifadesi ile söylüyorum; “Allah nurunu kâfirler istemese de tamamlayacaktır.” Bunun dışında olanlar doğum sancılarıdır.’ Bu da İKİ. Ve’s-SELÂM…