Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.

Ey Müslüman, sen ve biz öleceğiz ve dünya hayatının hesabını Yahudi’ye değil, ancak Allah’a vereceğiz. Yaşadığımız bu dünya hayatı bir hak batıl mücadelesi imtihanından ibarettir. Allah’ın rızası olan İslam’ı “din ve düzen” olarak görüp yaşama ve yaşatma gayreti, bize bu dünya imtihanını kazandıracak tek yoldur. Bu yolun dışındaki bütün yollar, siyasetler, beşeri münasebetler bize bu dünya imtihanını kaybettirecek şeylerdir. İslam’ı “din ve düzen” olarak görmeyenler, nefislerini ilah edinenler, şeytanın telkin ettiği “batıl din ve düzenlere” rıza gösterenler, Allah’ın gazabına, azabına ve lanetine uğrarlar. İslam’ın “Adil Düzeninden” ayrılıp, Siyonizm’in “faizci kapitalist zulüm düzeninde” izzet ve şeref arayanlar, gerçekte Allah ile harp halindedirler. Allah ile harp halinde olmanın saadeti olmaz.

Ey Müslüman Allah’ın bir kulu olarak sen, onun emir ve yasaklarına uymaz isen, ona karşı kibirlenir, verdiği nimetlere nankörlük eder, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar ile birlikte olup zulme yandaş olursan, helak olup gidersin. Ahirette bu tercihinin karşılığını ağır bir şekilde cehennem olarak alırsın. HUD 113: “Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur, sonra (O’ndan da)   yardım göremezsiniz.” Allah, burada kuluna zulmedenlere eğilim göstermeyin diyor, sen Avrupa Birliği, ABD ve İsrail diyorsun, Allah’ın açık emrine rağmen onları kendine veli ediniyorsun. Bu açık bir isyandır, haddi aşmadır. Allah’ın himayesinden zalimin himayesine sığınmaktır. Hâlbuki himayesine sığınacağımız tek güç ve kuvvet sahibi olan Allah’tır.

Zulüm, bir şeyi kendi yerinden başka bir yere koymak, haksızlık etmek ve haddi aşmaktır. Zulüm, haktan sapmak ve batıla yönelmektir. Zulüm, bir şeyi meşru olan yerinden başka bir yere koymaktır. Kısacası zulüm “din ve düzen” olarak İslam’dan kopmaktır. Ben Müslümanım demek, İslam’ı yaşamak anlamına gelmiyor. Müslüman, Allah ve Resulünün emir ve yasaklarına teslim olmuş kimse anlamındadır. Ben Müslümanım diyen bir kimse, Allah ve Resulünün emir ve yasaklarına uymaz ise bu kimsenin ben Müslümanım demesinin kendisine bir yararı olmaz.

Allah şirki yasaklamıştır. Bir Müslüman müşriklerle beraber olamaz.

Allah inkârı ve ırkçılığı yasaklamıştır. Bir Müslüman inkârcılar ve ırkçılarla birlikte olamaz.

Allah nifakı ve münafıklığı yasaklamıştır. Bir Müslüman nifak ve münafıklar ile birlikte olamaz. Olursa ne olur? Olursa zalim olur. Allah da zalimleri sevmez. Allah, zalimleri seveni de sevmez.

BİR SORUM VAR

“Uluslararası Toplum” son günlerde sıkça kullanılan bir kavaram. Bu kavram ile kast edilen nedir? Uluslararası Toplum ile ABD’nin önderliğini yaptığı dünyayı yöneten istisnai bir toplum kastediliyor. Bu toplumun saç ayağı ABD, AB ve İsrail’dir. RUSYA ve ÇİN bu toplumun sadık bir kâhyası konumundadır. Hedefleri; Siyonizm’in dünya hâkimiyetini sağlamaktır. Bunlar bu gayelerinden taviz vermeden mücadelelerine devam ediyorlar. Bunlar günümüzde İslam ile savaşıyorlar. Yani bunlar, Allah’ın mülkünde İslam’ın hâkimiyetini sonlandırıp, Siyonizm’in hâkimiyetini sağlamaya çalışıyorlar. Yani bunlar, Allah ile savaşan bir toplumdurlar. Çünkü İslam’a karşı savaşmak Allah ile savaşmaktır. Bunlar bu savaşı kazanabilirler mi? Kazanmaları mümkün değildir. Çünkü İslam’ın gücü Allah’ın gücüdür.

Türkiye’ye hâkim olan düzen, bu uluslararası toplumun üretimi bir düzendir. Ve bu düzeni bu gün Ak Parti iktidarı yürütüyor. Ak Parti, bu toplumun desteği ile on dört yıldır iktidarda bulunuyor. Ak Partinin temel görevi kendisini iktidarda tutan bu toplumun taleplerini karşılamak ve bu toplumun tezlerini bütün İslam coğrafyasına dikte etmektir. Ak Parti bu iki görevini bu güne kadar kusursuz bir şekilde yapmıştır. ABD “Büyük İsrail’i” kurmak için bugün İslam ile mücadele ederken, stratejik ortaklar da İsrail ile münasebetlerini fincancı katırlarını ürkütmeden yürütmeye dikkat ediyorlar. Bunların eliyle Türkiye “Büyük İsrail” için vilayet olmaya hazır hale getiriliyor. 20 Ocak 2016 günü basında yer alan bir habere göre, her yıl düzenlenen Asayiş Konferansı’nda konuşan İsrail Adalet Bakanı Ayaled Shaked: “En büyük devletsiz ulusun bağımsızlık zamanı geldi. Biz tüm gücümüzle bölgede kurulacak Kürt devletinin arkasındayız ve bu devlet Kürdistan, Türkiye ve İran arasında kurulmalıdır” açıklamasını yapmıştır. Bu açıklama İsrail’in Türkiye için ne kadar güvenilir bir dost olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye böyle bir ülke ile anlaşma yapmıştır. Bu anlaşmayı imzalayan Ak Parti iktidarıdır. Ve bu anlaşma bir zafer olarak takdim edilmeye çalışılmaktadır. Bu antlaşma grçekte İsrail’in İslam ve Müslümanlar karşısında elde ettiği bir zafer olabilir. Bu anlaşma Türkiye için bir zillet antlaşmasıdır. Allah’ın gazap ettiği bir toplumla onların lehine olarak yapılan antlaşmalar,  Müslüman bir toplum için her zaman sonu helak ile sonuçlanan bir macera olmuştur. Peygamberimiz buyuruyor: “İnsanlar bir zalimi görürler, ona mani olmazlar ise, bu sebeple hemen hepsi cezalandırılır.” (Tirmizi)

Ey Müslüman sorum sudur. Bu imtihan dünyasında önemli olan Allah’ın razı olduğu bir kul mu olmaktır, yoksa Siyonizm’in razı olduğu bir köle mi olmaktır? Bir Müslüman için önemli olan Allah’a sadık bir kul olmaktır. Bu ise ancak Milli Görüş ile olur. Milli Görüş “İslamsız Saadet Olmaz” gerçeğine bağlanmaktır. Bu ülkenin milli iktidarı Saadet Partisi iktidarıdır. İşbirlikçi iktidarlardan hayır gelmez. Bunun için milletçe Saadet Partisi iktidarına koşmalıyız.  Selam hidayete tabi olanlara…