Betonlaşma (yapılaşma), yağmur sularının toprağa sızmasını engelleyerek yeraltı su kaynaklarının beslenmesini durdurur.

Aynı zamanda doğal toprak örtüsünü yok eder.

Bitki örtüsünden ve doğal yapısından mahrum kalan topraklar; su ve rüzgâr etkisiyle kolayca taşınarak erozyona uğrar ve geri dönüşü olmayan ciddi toprak kaybına neden olur.

Doğal toprak yüzeyinin asfalt ve betonla kaplanması, su döngüsünü bozar. Yeraltı su seviyelerinin düşmesine ve yüzey akışlarının (sel) artmasına yol açar.

Yağış suları toprak tarafından emilemediği için yeraltı akiferleri beslenemez. Bu durum tarımsal sulama ve içme suyu sıkıntılarını beraberinde getirir.

Toprak kaybında erozyon da oldukça etkilidir.

Özellikle eğimli ve bitki örtüsünün tahrip edildiği bölgelerde (betonlaşma veya yanlış tarım sebebiyle) yüzeye vuran şiddetli sular veya rüzgâr, toprağın verimli üst katmanını süpürür.

Toprak kaybını ve yeraltı su sorunlarını hafifletmek için sürdürülebilir çevre uygulamalarına yönelmek gerekiyor: Mesela, yeşil alanların artırılması…

Şehir planlamasında geçirgen zeminlerin ve park alanlarının korunması.

Ağaçlandırma da önemlidir; Erozyonu önlemenin en etkili yolu bitki örtüsünü ve kök sistemlerini korumak/ geliştirmektir.

Doğru Tarım Teknikleri de benzer şekilde; Eğimli arazilerde eğime dik sürüm yapmak ve teraslama uygulamalarına geçmek gerekiyor…

TARIM ALANLARI YAKLAŞIK 27 MİLYON HEKTARDAN 24 MİLYON HEKTARA GERİLEDİ!

İklim krizi ve küresel ısınmanın yıkıcı etkileri, son yıllarda Türkiye topraklarında çölleşme riskini artırırken, son 30 yılda betonlaşma ve yanlış kullanım gibi insan eliyle yaratılan tahribatlar sonucunda tarım alanları yaklaşık 27 milyon hektardan 24 milyon hektara geriledi.

Toplam 3 milyon hektar tarım arazisi kaybolurken, tarımın temeli olan toprak kaybı gıda güvenliğini de daha fazla riske sokuyor.

“GIDA GÜVENLİĞİNİN TEMELİ TARIM, TARIMIN TEMELİ İSE TOPRAKTIR”

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Toprak sınırlı bir doğal kaynaktır ve kaybedildiğinde yerine konulması son derece zordur. Nitekim yalnızca 1 santimetrelik verimli toprağın oluşumu yüzlerce yıl alıyor. Gıda güvenliğinin temeli tarım, tarımın temeli ise topraktır. Bitkisel ve hayvansal üretimin olmazsa olmazı olan tarım topraklarının korunması; ekonomik kalkınma, çevresel sürdürülebilirlik ve gelecek nesillerin refahı açısından stratejik bir zorunluluktur.” dedi.

TARIM ARAZİLERİ AZALIYOR

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar sözlerine şöyle devam etti;

“Verimli, sağlıklı ve sürdürülebilir topraklar; bilinçli tarım uygulamaları, dengeli gübreleme ve etkin su yönetimiyle mümkündür.

Ancak artan nüfus, plansız kentleşme, sanayileşme ve altyapı yatırımları nedeniyle verimli tarım arazileri her geçen yıl azalıyor.

Erozyon, yanlış toprak işleme yöntemleri, aşırı kimyasal kullanımı ve hatalı sulama uygulamaları da topraklarımızın verimliliğini ciddi şekilde tehdit ediyor.

Ülkemizde son 30 yılda tarım alanları yaklaşık 27 milyon hektardan 24 milyon hektara geriledi.

İklim krizi ve küresel ısınmanın yıkıcı etkileri, son yıllarda Türkiye topraklarında da derinden hissediliyor.

Bu konuda uzmanların ortaya koyduğu tablo, geleceğimiz adına ciddi bir uyarı niteliğindedir.

Bugün topraklarımızın önemli bir kısmı, kriz boyutuna ulaşan bir erozyon tehdidiyle eriyip gidiyor.

Bununla birlikte, son 30 yılda betonlaşma ve yanlış kullanım gibi insan eliyle yaratılan tahribatlar sonucunda 3 milyon hektar tarım arazimizi kaybetmiş durumdayız.

Madalyonun diğer yüzünde ise iklim krizi ve aşırı yeraltı suyu tüketimi yer alıyor.

Bu iki etken özellikle İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizi adım adım yüksek bir çölleşme riskine mahkûm ediyor.

“KORUYUCU TARIM UYGULAMALARINA GEÇİLMELİ”

Tarımın en temel sermayesi olan verimli arazilerin korunmasını hayati bir sorumluluk olarak görüyoruz.

Bu doğrultuda, krizden çıkış için küresel gıda güvenliğini sağlamak adına öncelikle toprağın doğrudan sürülmesini azaltarak yapısını koruyan ve organik madde miktarını artıran koruyucu tarım uygulamalarına geçilmesi gerekiyor.

Bununla birlikte, damla ve yağmurlama sulama gibi akıllı tekniklerle su israfının önlenmesi ve toprağın tuzlanmasının engellenmesi hayati önem taşıyor.

Kimyasal gübre kullanımını optimize ederek organik gübrelerle toprağın mikrobiyolojik sağlığını geri kazandıran entegre besin yönetimi modelleri yaygınlaştırılmalı, tüm bu süreçler toprak analizlerini yapay zekâ ve uydu teknolojileriyle izleyerek nokta atışı müdahaleler geliştiren dijital tarım araçlarıyla desteklenmelidir.

Öte yandan, tarımsal işletme yapısını bozarak arazilerin parçalanmasına yol açan hobi bahçesi faaliyetlerine yönelik idari denetimlerin artırılması ve yasal mevzuatın tavizsiz şekilde uygulanması elzemdir.

Konut, sanayi, turizm, madencilik ve altyapı yatırımlarının planlama süreçlerinde öncelik, tarımsal verimliliği düşük alanlara verilmelidir.

Bu doğrultuda, arazi toplulaştırma çalışmalarının hızlandırılması da tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından kritik önem arz ediyor. Birinci sınıf sulanabilir tarım arazileri, meyve bahçeleri ve zeytinlikler gelecek nesiller adına titizlikle korunmalıdır.

Unutulmamalıdır ki toprak; geçmişten devraldığımız ve gelecek kuşaklara eksiksiz aktarmakla yükümlü olduğumuz en değerli mirastır.

Toprağın korunması yalnızca üreticilerin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğudur.

Verimli topraklarımızın muhafazası; gıda güvencemizin, ekonomik bağımsızlığımızın ve geleceğimizin en güçlü teminatıdır.”

YETKİLİLERİ UYARIYORUZ!

Tekrar ediyor ve ilgilileri, yetkilileri göreve davet ediyoruz; toprak kaybı ülkemizin beka meselesidir, ihmale gelmez, gelmemeli…

Kaynak: Haber Merkezi