Son bir kaç haftalık dönem içinde ülkemizde yaşananlar
bir kaç ay önce detayları ile tahmin şeklinde anlatılsa herhalde inanan veya
itibar eden herhangi bir kimse çıkmazdı. Sanki finansal piyasalar ve onlara
paralel düşünenler ile siyasi irade ve benzer kanaatte olanlar ayrı alemlerde
yaşıyorlar, durum böyle olunca başta Merkez Bankası olmak üzere düzenleyici
kurumlar ve bürokrasinin orta yolu bulabilmesi pek mümkün olamıyor. Geleceğe
yönelik beklentiler kademeli olarak olumsuzlaşıyor, belirsizlik ve kırılganlık
sert bir şekilde artıyor, Türkiye Ekonomisi yıkıcı bir sarsıntı fırtınasının
önünde yalpalıyor. Güvensizlik etki alanını genişletir iken, gelişmeleri
kontrol altında tutmak ve istikrarsızlaşmayı önlemek giderek zorlaşıyor.
Merkez Bankası Türk Lirası ndaki seri değer kaybını
önlemek üzere olağanüstü Para Kurulu Toplantısı kararı alıyor. Finansal
piyasalar talep ettikleri faiz yükselişinin gerçekleşeceğini ve döviz kurunun
gerileyeceğini düşünerek bu kararı alkışlıyor: Türk Lirası kayıplarını geri almaya
başlıyor. Başbakan ise söz konusu toplantıda hangi amaçla ve ne tür bir karar
alınacağını bildiği halde faiz yükselişine karşı olduğunu dile getiriyor;
yaşanacakların sorumluluğunu faizleri yükselten ve bu kararı talep edenlerin
üzerine devrediyor...
Şok bir faiz yükseliş kararı alınıyor ve ortalama fonlama
maliyeti kabaca yüzde 2.5 kadar yükseliyor. Fakat önce gerileyen kur daha yirmi
dört saat geçmeden devreye giren kurumsal talep nedeniyle tekrar yükselişe
geçiyor. Alınan karardan umulan sonuç yeterince alınamıyor: Ekonominin
daralması ve işsizliğin artması pahasına alınan faiz yükseliş kararı Türk
Lirası nı yeterince iyileştiremiyor. Belli ki bir yandan küresel koşullar,
diğer yandan birikmiş sorunlar ve siyasi iradenin yaşadığı sıkıntılar şok kararın
etkisini azaltıyor. Bu ortamda Başbakan ın konuya ilişkin değerlendirmeleri
kafaları iyice karıştırıyor.
Başbakan faizler ile enflasyon arasındaki ilişkinin
piyasaların bildiğinin aksine doğru orantılı olduğunu söylüyor; faizlerdeki
eğilimin sebebi enflasyondaki yükseliş ise sonuç niteliğinde imiş, faizler
yükselirse devamında enflasyon da yükselirmiş. Bir kaç hafta sabırla
bekleyeceklerini herhangi bir düzelme yaşanmaz ise şimdilik içeriği
açıklanmayan alternatifli yaklaşımlar gündeme gelebilirmiş. Bu açıklamalar Türk
Lirası ndaki kayıpların geri alınmaması durumunda faizleri düşürmenin de içinde
yer alabileceği bir paketin devreye girebileceğini düşündürüyor!..
Türkiye ye 1994 krizini yaşattıran Hükümet de benzer bir
görüşle uygulamalarını devreye sokmuştu ve çok ciddi sıkıntılar yaşanmıştı.
Başta tasarruf sahipleri olmak üzere çoğunluk Başbakan gibi düşünür ise çok
ciddi bir sıkıntı yaşanmayabilir, fakat aksi durumda ortalık telafisi imkansız
şekilde karışabilir. Yüksek faiz, başka bir deyişle yüksek kar payı önerisi
bile yerli veya yabancı tasarrufçuyu Türk Lirası cinsi yatırımda kalmaya ikna
edemiyor ise, faizler yapay bir şekilde geriletildiğinde neler yaşanır .. Böyle
bir yaklaşım Türk Lirası nın daha fazla değer kaybetmek üzere dalgalanmaya
bırakılmasıdır. Döviz kurundaki yükselişin nerede duracağı bilinemez; tasarruf
sahipleri acımasızca cezalandırılmış olur fakat Türkiye ekonomisi de uzun süre
altından kalkamayacağı bir felaket yaşar. Ekonomik, sosyal ve siyasi
istikrarsızlık daha önce görülmemiş düzeylere sıçrayabilir ve çok yıkıcı
olabilir...
Galiba Merkez Bankası nın operasyonel bağımsızlığı da
tehlikeye girmiş durumda!... Yargı bağımsızlığından uzaklaşmayı dünyaya
anlatamıyor iken bir de bunun yaşanması ülkemizin yalnızlaşmasını hızlandıracak
gibi görünüyor. Mevcut koşullar ve sorunlar ile seçim hesapları sağlıklı
düşünmeye pek izin vermiyor galiba. On yılı aşkın bir süredir iktidarda olanlar
yaşananların ve yaşanacakların sorumluluğunu üstlenmek zorundadır. Vatandaşın
bilgi eksikliğini suiistimal ederek başkalarını suçlamak akıl tutulmasından
veya aklın kötüye kullanılmasından başka bir şey olamaz...