İslam dünyasının bugün içerisinde bulunduğu durum tam
anlamıyla bir akıl dönmesi dir. Aklını kullanmayan toplumları akıbeti hep
böyle olmuştur.
Sömürülmeye müsait hale gelip sonra da mazlum feryatları
atmak meseleyi düzeltmeye yetmediği gibi içinde bulunulan durum konusunda bir
haklılık da kazandırmıyor.
Biz niye bu hale geldik istasyonu önünde bir teşehhüt
miktarı durup beklemek lazım. Afganistan, Pakistan, Mısır, Suriye, Filistin,
Irak, Suriye, Libya, İran, Somali, Sudan Yoksulluk, cehalet ve kargaşa
birbiriyle yarışırcasına bu ülkeleri adeta esir almış.
Buna makûs talih değil ancak mahsus tarih
diyebilirsiniz.
Allah ın fizik yasaları nasıl belli bir denge içerisinde
ise ilahi sosyal yasalar da aynı doğrultuda seyreder: Başınıza gelen her
musibet kendi ellerinizle yaptıklarınızdan dolayıdır. (Şura 30).
Sadece kazanmak için değil kaybetmek için de toplumların
ceht ve gayret sarf etmesi gerekir. İslam dünyasının içinde bulunduğu atalet,
yoksulluk ve taassup kazanılmış yoksulluk, kazanılmış taassup ve atalettir.
Artık bir savunma mekanizması olmaktan çıkıp nerede ise
geleneksel hale gelmiş olan kabahati başka yerde arama kolaycılığından vazgeçmek
gerekiyor.
Komplo teorileri olayların gerçek faillerinin cesaretini
artırmaktan başka bir işe yaramıyor. Evet, Batı bizi sömürdü, kaynaklarımızı
tüketti, ekini ve nesli mahvetti.
İyi de bunları yaparken Batı tek başına mıydı
En büyük yardımcısı sizdiniz. Bilmeden razı oldunuz ve
şuursuzca yardım ettiniz.
Bütün bunlar başınıza gelirken aklınızı kiraya
vermiştiniz çünkü.
Batı aklınızda ve kalbinizde oluşturulan boşluk ve açılan
gediklerden faydalandı.
Aklın ve kalbin boşlukları yüzünden İslam dünyası bölünüp
parçalandı.
Müslümanlar kendilerini bir araya getiren sayısız
müştereke rağmen ayrılış bahanelerini çoğaltmakla vakit geçirdiler.
Mezhep ve de meşrep farklılıkları rahmet olmaktan çıkıp
büyük kavgaların ateşleyicisi oldu. Haccın birleştirici, namazın
bütünleştirici, zekâtın temizleyip arındırıcı, orucun yenileyici misyon ve
işlevine rağmen bölünüp parçalanmaktan kurtulamadık.
Başka ilgiler, bağlar ve rabıtalar görünce Allah ın ipine
sarılmayı bıraktık.
Bir buçuk milyarlık İslam âlemi bir araya gelmiş olsaydı
acaba hangi çılgın bize zincir vurmaya cüret edebilirdi
İslam ın fazileti ve Müslümanların erdem, ahlak ve
medeniyeti vaaz konusu olmaktan öteye gidemiyor.
Maddi gelişmeler bir yana bizi biz yapan değerlerde bile
dünya ortalamasının altında gözüküyoruz.
Ne hazindir ki her yıl ilan edilen temizlik ve şeffaflık
listesinin dünya sıralamasında hatırı sayılır bir yerimiz yok. Hâlâ Danimarka
birinci Yeni Zelanda ikinci.
Bugün dünyanın en zengin ülkeleri arasında Birleşik Arap
Emirlikleri, Kuveyt ve Brunei gibi halkı Müslüman olan ülkeler de yer alırken
yine dünyanın en fakir ülkeleri arasında da Bangaldeş, Mali, Burkina Faso,
Gine-Bissau gibi ülkeler sıralanıyor.
Müslüman ülkeler arasındaki bu çelişki aslında Müslüman
halklar arasındaki sosyal adaletsizliğin de bir fotoğrafı sayılabilir.
Müslümanlar arasındaki gelir dağılımından kaynaklanan
sosyal adaletsizlik, adı konulmamış kastlar, aslında bölünüp parçalanmanın
hesaba katılmamış asli sebeplerindendir.
Sadece manevi kavram ve kelimeleri kemirmekle vahdet
sağlayamazsınız.
Tıkız kardeşlik şarkılarıyla bir araya gelmeniz de mümkün
değildir.
Aklınızı sahih bir şekilde kullanmanız, kalbinizi aklınız
kılıp ortak bir kanaldan eyleme geçmeniz şarttır.
İslam dünyasının geriliği kuşkusuz Batıya uyum
sağlayamamasından dolayı değil, özüne dönüp, sahih geleneğiyle kucaklaşmaması
yani İslamsızlık yüzündendir.
Birçoğu despot yönetim tarzıyla yönetilen Müslüman
Ortadoğu ve Afrika ülkeleri İslam yerine İslamsız ve insafsız müstemlekeci
batılı egemen güçlere teslim olmuşlardır.
Maşeri akıl rayından çıkmış ve tersine işlemektedir.
Hüküm kesindir ve sünnetullah kendini
gerçekleştirmektedir: Allah, aklını kullanmayanları rezilliğe mahkûm eder
(Yunus 100).