Sadece yazan değil, yazdıklarını bir temele oturttuğu

gibi içte ve dışta edebiyat adına ortaya konulanları yakından izleyen bir

tecessüs ve birikime sahiptir Akif İnan.

Ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarında verdiği

edebiyat derslerinin yanı sıra sohbet ve mülakatlarda dile getirdiği

tespitlerle modern zamanlarda edebiyatımızın gösterdiği performansı çok iyi

tahlil edebilen bir şairdir o.

Mikyası medeniyet müktesebatı olduğu için dün, bugün ve

yarın bağlamında yaptığı kritikler tarafgir ve duygusal olmanın çok

ötesindedir.

Doğru bir çizgi çizmenin yolunun öncelikle doğru bir

cetvelden geçtiğini bilmez değildir. Roman, hikâye ve şiirin bu topraklardaki

seyrini medeniyet mücadelesinden ayrı düşünmeyecek denli köklerine bağlı bir

zihin yapısına sahiptir.

Necip Fazıl ve Nazım Hikmet i Cumhuriyet dönemi şiirinin

iki farklı damarı olarak görür. Ona göre günümüz şiiri bu iki ana damardan

gelişip boy vermiştir.

Nazım ın şiiri hitabet özelliği ağır basan bir şiirdir ve

daha önce Tevfik Fikret ve de Namık Kemal de görüldüğü üzere ses ustalığına

dayanır.

İdeolojik bir öze sahip olup bildiri niteliği

taşımaktadır Nazım Hikmet şiiri.

Necip Fazıl şiirine gelince, o dışa değil içe doğru

seslenen bir şiirdir; dolayısıyla tebliğden ziyade telkine dayanır. İnsanın iç sıkıntılarını,

çelişki, korku ve çatışmalarını işler.

Akif İnan bu yaklaşımıyla günümüz şiirinin soyut

karakterinin Necip Fazıl şirinden beslendiği sonucuna varır.

Nazım şiirinin günümüzü etkileyen tarafı ise estetikten

ziyade somut ideolojik vurgudur. Geleceğe kalmak iddiasındaki edebiyat ve

özellikle şiir dün ile bugünü kaynaştırabilen, evrensele yaslanmış nitelikte

olmalıdır.

Günü kurtarmak adına ilginçlikler ve şaşırtmacalar

peşinde koşmak yerine dünya şiiriyle ruh ve kan bağını koparmamış yenilikler

ortaya koyabilen edebiyat kendini rahatlıkla geleceğe taşıyacak kudrete

sahiptir.

Necip Fazıl şiiri kendinden sonrakilere kaynaklık

edebilen yönüyle bu özelliği haizdir.

Akif İnan şiirde kat edilen mesafenin nesir için geçerli

olmadığını, henüz düz yazı noktasında istenilen seviyeye gelinmediğini savunur.

Roman, hikaye ve tiyatroda elbette mevcutlar içerisinde

iyiler vardır; ama dünya ile ölçüşecek tarzda bir Türk romanı, tiyatrosu

yazılmış değildir hâlâ.

Türk hikayesinde de mevcut iyilere rağmen aynı durum söz

konusudur.

Şairlerin arada bir yazmak için yazdıkları her

hallerinden belli olan romanları hiç ciddiye alınır görmeyen Akif İnan köy

romanlarını ise bu topraklar için romanın zavallıca örnekleri olarak görür.

İnan a göre Ahmet Hamdi Tanpınar, Peyami Safa ve Kemal

Tahir gibi yerli damara sahip romancılarımız olmakla birlikte ne yazık ki onlar

da roman sanatı bakımından bir takım açmazlara sahiptir.

Doğru düzgün dünya çapında bir romancımızın çıkmamış

olması bu kudrete sahip bir kalemin yetişmemesi ile açıklanabileceği gibi

medeniyet yapımızla da yakından ilgilidir.

Akif İnan bunun altını özellikle çizer.

Roman bizim toplumsal yapımıza uygun olmayan bir edebi

türdü.

Batı mahreçliydi ve doğunun geleneğiyle örtüşmeyen bir

tarafı vardı.

Bu zorluklarla birlikte toplumsal kabul görmeyen tarafını

da eklersek bizim toplumumuzda kopya örnekler ve öykünmeler dışında iddialı bir

roman kaleme alınmış değildir. Memleketimizde roman ödülü almış kişilerin olmuş

olması da roman adına bizi aldatmamalıdır Akif inan a göre.

Zira bunların ekseriyeti politik olduğu kadar lobi

faaliyetlerinin bir sonucudur.

Batı medeniyetiyle olan doku uyuşmazlığı nasıl

yaşantımızı etkilemişse doğal olarak edebi ve yazınsal tavrımızı da

etkilemiştir.