Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo’nun göreve geldikten sonraki ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yapması, ziyaret programında Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi Cihannüma Salonu’nda düzenlenen özel ilahi dinletisiyle birlikte yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Papa’nın Ankara, İstanbul ve İznik’i kapsayan üç günlük ziyareti, Birinci İznik Konsili’nin 1700. yılına denk gelmesi sebebiyle zaten dikkatleri üzerine çekmişti
Cihannüma’da “Tala’al Bedru Aleyna” detayı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Papa 14. Leo, Ankara’daki resmi tören ve görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nin Cihannüma Salonu’nda sivil toplum ve diplomatik temsilcilerle bir araya geldi. Program öncesinde salonda Türkçe ve İngilizce ilahiler seslendirildi; bu eserler arasında, İslam tarihine Hz. Peygamber’in Medine’ye gelişini karşılayan ilahi olarak geçen “Tala’al Bedru Aleyna”nın da çalınması dikkat çekti.

Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, programda sahne alan ilahi grubunun sahne düzeni ve giysileri de ayrıca tartışma konusu oldu. Pek çok kullanıcı, ilahicilerin kostümlerini “ruhban sınıfını çağrıştıran” kıyafetler olarak niteledi.
Yusuf Kaplan’dan iki kritik soru
Gazeteci-yazar Yusuf Kaplan, söz konusu dinletiye sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla tepki gösterdi. Kaplan, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Ruhban sınıfını çağrıştıran ilahicilerin o giysileri ne öyle! Peygamberimizi karşılamak için söylenen ilahinin Papayı karşılamak için okunması tesadüf mü?!”
İlahinin tarihi ve sembolik anlamı
“Tala’al Bedru Aleyna”, İslam kültüründe Hz. Peygamber’in Medine’ye hicreti sırasında veya Tebük Seferi’nden dönüşünde ensar tarafından okunduğu rivayet edilen bir ilahi olarak biliniyor. Asırlar boyunca Müslüman coğrafyada Peygamber sevgisinin ve O’nu karşılamanın sembolü haline gelen eser, özellikle mevlid ve kandil programlarında “Resûlullah’a hürmet” vurgusuyla seslendiriliyor.
Bu nedenle ilahinin, bir devlet töreninde ve üstelik Vatikan Devlet Başkanı’nı karşılayan protokol atmosferinde tercih edilmesi, Kaplan’ın da altını çizdiği gibi, “kime, neyin atfedildiği” sorusunu gündeme taşıdı.





