Kâbulahbâr (R.A.) şöyle demiştir: Her zamana mahsus bir

melik yani idareci vardır. ALLAH Teâlâ onu, o zamanın ehlinin kalplerine göre

gönderir. Onların salahını murad ettiği zaman, onlara ıslah edici bir yönetici

gönderir. Onların helâkini murad ettiği zaman da onlara azgın olanları

gönderir. 

Bir İslam ülkesinde iki zümre birbiriyle savaşıyorsa,

harbî İslam düşmanlarının hangi tarafı tuttuklarına, desteklediklerine

bakmalıdır. İslam düşmanlarının tuttuğu, desteklediği, savunduğu, alkışladığı

taraf ya yüzde yüz haksızdır, yahut büyük ölçüde haksızdır.

Müslümanlar barış, mutabakat, birlik, yardımlaşma içinde

olmalı ve yaşamalıdır. Aralarında bir ihtilaf çıkınca bunu kendi aralarında

müzakere ile halletmelidir. Bugünkü üzücü savaşın ve tefrikanın ana sebebi:

Müslümanların tek bir Ümmet çatısı altında bulunmamaları ve râşid, ehliyetli,

muttakî bir İmama veya Emîre biat ve itaat etmemeleridir. Şu hadis-i şerifi

hatırımızdan hiç çıkartmayalım:

 Enes b. Malik

(R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.)Efendimiz:

Ümmetim dalâlet sapıklık üzerinde ittifak etmez. Ümmetim

arasında ihtilaf çıktığını, tefrika olduğunu gördüğünüz zaman, siz sevad-ı

azama yani büyük cemaata tâbi olunuz.  buyurmuşlardır.

Aşırılıklar, taassuplar, holiganlıklar, militanlıklar

sadece aşırılara değil, bütün Ümmete zarar verir, kurunun yanında yaş da yanar.

Bu savaşın galibi olur mu Ne kadar dinsiz, densiz varsa Müslümanların bu

savaşı karşısında zil takıp oynuyor. Allah ve Resûlü bize, sakın kafirleri dost

ve velî edinmeyiniz diyor, bizim bir kısmımınız tam tersini yapıyor. Tehditler,

beddualar, lanetler uçuşuyor. Bir anlaşmazlık olduğunda Müslümanların bu konuda

Allah Teâlâ nın Kitabını, Resûlün Sünnetini, Şeriatı, Hikmeti hakem kılmaları

gerekmez mi

Biz kendi yakın tarihimizden ders almazsak Suriye

faciasından ders almazsak Mısırdan ders almazsak Filistinden ders almazsak ve

derlenip toparlanmazsak; akıbetimiz onların sonu gibi olur. Birtakım

beyinsizlerin hırsları yüzünden ülkemiz bir iç savaşa doğru sürüklenmektedir.

Bunca tefrika, keşmekeş, kaos, anarşi içinde hâlâ kuvvetli bir Ümmetleşme

cereyanı ve teşebbüsü yok. Mübarek Ramazanlarda papazlarla iftar yemeği

yiyenler, öteki meşreblere mensup sâlih Müslümanlarla bir araya gelemiyor.

Yakın tarihimiz, bunca askerî darbe, Filistinde Suriyede Mısırda İrakta

Afganistanda olup bitenler bizi uyarmadıysa, bundan sonra uyanmamız pek zor

olur. Düşmanlarımız kına yakmış sevinçlerinden oynuyor, biz birbirimizle

savaşıyoruz. Yazık yazık çok yazık!

En tehlikeli yolculuk, hayat yolculuğudur. Kendisini

kurtaracak kadar ilmi, bilgeliği, firaseti, tecrübesi, birikimi olmayan

kimsenin; gemisini büyük ve vahim tehlikelerden korumak ve onun batmasını

önlemek için bu yolculukta kâmil bir rehbere, mürşide tâbi olması gerekir. En

kısa zamanda toparlanmaz, Ümmet haline gelmez, kendisine itaat edilmesi gereken

zata biat ve itaat etmez, itikadlarımızı tashih etmez, beş vakit namazı kılmaz,

Kur an-ı Kerîm e Sünnete ve Şeriata uymaz, emanetleri ehline vermez, emr-i

bil-mâruf ve nehy-i anil-münker yapmaz, şehvetleri frenlemez, Rahmanın

buyruklarını dinlemez, Şeytanın maskarası olursak bizi büyük felaket ve afetler

beklemektedir. Bugünkü tefrika, fısk u fücur, isyan tuğyan, nifak ve şikak,

çekişme tepişmenin sonu Suriye ve Mısır Müslümanlarına benzemektir. Gafletin,

dalaletin sonu iyi olmaz. Bir de Rüyalara Dayanılarak Fetva Verilemez. Diyorlar

ki: Güvenilir bir zat rüyada Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizi görmüş, Türkiye

ona verilmiş.

Buna inanmak gerekmez. Çünkü bir kimsenin gördüğü rüya,

İslam dinini ve Ümmet-i Muhammedi bağlamaz. İslam dininin dört kaynağı vardır:

Kitab yani Kur an-ı Kerîm, Sünnet, icmâ-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha. Bunlara

edille-i şer iyye denir. Kim görürse görsün, rüyalar sadık olsa da din delili

değildir. Onlara dayanılarak fetva verilemez.

Sonra rüyalar her zaman zahirî manasına yorulmaz, mecazî

manaları da vardır. Rüyanın tabiri de çok mühimdir. 

Beyhekî, Şüabül-İman, 6/22, No:7389

  İbn-i Mace,

Fiten: 8, 2/1303, No:3950