Bu yaz, herhangi bir yerde, beş yaşındaki bir çocuğun

dilinden Zalimler için yaşasın cehennem ezgisini dinlemişseniz, bilin ki

orada Anadolu Gençlik Derneği vardır ve o çocuk da, Anadolu Gençliğin Yaz-et

kursuna gitmiştir. Yahut bir çırpıda Bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir

çiçekle başlar diyorsa küçücük bir yürek, o kalp Milli Görüş heyecanını tatmış

ve o aşkla büyüyüp gelişmiş demektir.

Yaz tatilinin bitimine yaklaştıkça Kur an kursları da bir

bir kapanıyor artık. Oysa gözlerimiz nasıl da alışmıştı sokaklarımızı, cami ve

kurslarımızı süsleyen bu görüntülere. Başları türbanlı küçücük hanımefendilere

ve beyaz takkeleriyle küçük beyefendilere nasıl da alışmıştık. Onların

ellerinde taşıdıkları, düşmesin diye sımsıkı tuttukları Kur anları ve

Kur an dan ayetler söyledikleri sesleri nasıl dolmuştu hem gönlümüze hem

evlerimize. Bir ömür olmasını umduğumuz ama yalnızca bir yılda iki aya

sıkıştırılan vazgeçilmez tablolardı bunlar ve artık bitiyordu.

Elbette her eğitim kurumunun kendine göre müfredatı vardı

ve hepsi çocuklarımıza olabilecek en güzel eğitimi vermeye çalışıyordu. Fakat

Yaz bizimle bir başka diyen AGD ile yaz gerçekten bir başkaydı!

Başkaydı çünkü İslam dininin şekil/ezber değil şuur dini

olduğunu öğretiyordu çocuklarımıza. Fatiha Suresini ezberletmeden önce

âlemlerin sahibi olan Rabbimizi tanıtıyordu onlara. Tanıtıyor ve O nun bizden

ne istediğini, küçük olmalarına rağmen onlardan nasıl bir şuur beklediğini

anlatıyordu. Bizi neden insan olarak var etmişti, neden bu dünyaya göndermişti,

verdiği bunca nimetin karşılığı olarak bizden ne bekliyordu .. Bu gibi

soruların belleklerinde yer ettiği çocuklar, elbette hayata başka bir gözle

bakmaya başlıyordu.

Açılmış ve berraklaşmış zihinlerini ince ince işlemeye

başlıyordu sonra. Çünkü biliyordu ki çocuklar, karanlık okyanusların dibinde,

midye içinde saklanmış inciler gibiydi ve çok kıymetliydi. Onların bu kıymetini

ortaya çıkarmak içinse birilerinin tüm zorluğuna rağmen o okyanusa inip o

incileri güvenli bir şekilde su yüzeyine çıkarması ve ardından işlemesi gerekirdi.

Kendilerini yaratan Rabbi tanıttıktan sonra 571 de

Mekke de doğan güneşi dolduruyordu kalplerine. O nun gibi şuurlu olmayı, O nun

gibi güzel ahlâk sahibi olmayı öğütlüyordu.

Daha başını örtmeyi bile yeni öğrenen küçük kızlarımıza

Hz. Fatıma yı örnek gösteriyordu. Kadın olmanın vücuduyla rezil olmak olarak

algılandığı ve dünyalık değerler uğruna kadınlığın ayaklar altına alındığı bir

dünyada Hz. Meryem i hedef olarak koyuyordu onların önüne. Bunlar gibi

olacaksınız diye işaret ettiği her örnek zaten cennete götürüyordu!

Mus ab bin Umeyr i gösteriyordu geleceğin Mus ablarına.

Hz. Hamza gibi yürekli olmayı, Hz. Bilal gibi taşıdığı yüklere rağmen Ehad

demeyi, Hz. Yusuf gibi dünya ayaklarının altına serilse elinin tersiyle itmeyi

ve iffetini heder etmemeyi öğretiyordu.

AGD, yaz-etlerinde; hayatlarında hiç duymadıkları ve

yolları Milli Görüşe uğramadığı sürece belki de hiç duyamayacakları isimleri de

okutuyordu gençlerine.

Hasan el Benna yı anlatıyordu. Onun Müslüman kardeşleri

uğruna, ümmet uğruna nasıl mücadeleler verdiğini...

Şeyh Ahmet Yasin i gösteriyordu onlara. Onun ilk kıblemiz

Mescidi Aksa ya nasıl sahip çıktığını... Tekerlekli sandalyesinden çakmak

çakmak bakan gözlerinde Filistin i tanıyordu çocuklarımız.

Malcolm X i işaret ediyordu onlara. Siyahi olmanın bile

suç sayıldığı bir ezen-ezilen toplumundan nasıl aydınlık yarınlara uzandığını

Onun simsiyah derisinin altından parlayan İslam güneşine şahit oluyordu

çocuklarımız.

Sonra Bosna ya çeviriyor gözlerini ve Bilge Kral

Aliya yla tanıştırıyordu onları. Yeryüzünün öğretmeni olmak için gökyüzünün

öğrencisi olmak gerekir diyordu kulaklarına ve olgun bir Müslüman, şuurlu bir

komutan nasıl oluru gösteriyordu.

Ve yaşadıkları topraklara, Türkiye ye yönelterek, sadece

Türkiye nin değil, tüm ümmetin lideri olan Necmeddin Erbakan ı öğretiyor, onun

hayatına ve mücadelesine şahit tutuyordu parlak zihinlerini. Kimsenin

bilmediği, bilmek istemediği yönlerini; Müslümanlığını, liderliğini, ümmet

bilincini, cihad şuurunu anlatıyordu. Sizler, onun bıraktığı bu sancağı

devralacak olan neferlersiniz mesajını veriyordu.

Evet, bu yaz gerçekten AGD ile bir başkaydı. Yine

coşturdu genç yürekleri. Başparmaklarını havaya kaldırmış Benim için AGD

yaz-et, Sultan Fatih olup atını denize sürmektir derken Hakkı haykırıyordu

dilleri. Benim için AGD yaz-et kardeşliktir derken sevgi doluydu gönülleri.

Bir sabah gelecek kardan aydınlık diye haykırırken patlamaya hazır bir volkan

gibiydi ümitleri

Sevgiyi, kardeşliği, dostluğu tattılar Anadolu Gençlik te.

Kutsal vahyin lezzetine vardılar rahleleri başında. Ezgiler söylediler,

pikniklere gittiler, yüzdüler, top oynadılar, güreş tuttular... Hem eğlendiler

doyasıya hem öğrendiler dinin güzelliklerini. İslam ülkelerini, ümmet bilincini

ve kardeş coğrafyaları tanıdılar. Arakan ı öğrendiler, Patani yi gördüler,

Myanmar ı izlediler. Kudüslü, Suriyeli, Lübnanlı çocuklarla tanıştılar, arkadaş

oldular, kardeşlik bağı kurdular

Unutmayın!

Bir bu yaz değil her yaz AGD ile bir başkadır!