Her ay açlık ve yoksulluk sınırını gösteren rakamlar açıklanıyor. İşçi sendikaları konfederasyonları bu işin öncülüğünü yapıyorlar. Bu arada konu üzerinde bazı kamu kurumları da çalışıyor, buldukları rakamları kamuoyu ile paylaşıyorlar. Son olarak Türk-İş tarafından 4 kişilik bir ailenin Ocak ayı açlık sınırı 1003, yoksulluk sınırı ise 3 bin 266 TL olarak belirlenmiş. Bu haberi dinlerken ister istemez bu rakamlar açıklanmasa daha mı iyi olur sorusu aklıma geldi. Çünkü ilan edilen açlık sınırı rakamı devletin belirlediği asgari ücret rakamının üzerindeydi. Yoksulluk sınırını gösteren 3 bin 266 lira ise hiçbir ölçüye uymuyordu. Eğer bu rakamlar ölçü alınacak olursa devlet memurları ile emeklilerin yüzde 90’dan fazlası yoksulluk sınırının altında bir rakama çalışıyorlar demektir. Bunun da ötesinde yüz binlerce insanımız yoksulluk sınırının altındaki bir rakamla iş bulabilmek için çabalıyor anlamına geliyor. Asgari ücretle çalışanlar, hatta asgari ücretin altında bir rakamla çalışanların durumunu düşününce açıklanan rakamı insan anlamakta güçlük çekiyor. Bunu söylerken açıklanan rakamları abartılmış olduğunu düşünüyor değilim.

Elbette özellikle kırsal kesimde insanların eşleri ile birlikte çalışarak geçimlerini sağlamaya çalıştıklarını söylemek mümkün… Bunun da ötesinde kırsal kesimlerde hâlâ kapalı ekonominin sınırlı da olsa etkisini sürdürmesi insanların sefalete sürüklenmesini engelliyor. Bunun yanında çeşitli adlar altında devlet yardımlarının devreye girmesi var olan perişanlığı gizliyor denebilir.

Yardım kalemlerinin sayısı artıkça insanlar çalışmadan yaşamayı tercih ediyor gibi bir görüntü ortaya çıkıyor. Bu da işin bir başka boyutu.

Bu yazıdan maksadım ekonominin genel yapısını değerlendirmek değil. Ekonomi yönetimini ellerinde bulunduranların yaptıkları açıklamalara göre ülke olarak çok iyi bir noktadayız. Dünyanın 10 güçlü ekonomisinin arasına girme yolunda hızla ilerliyoruz. Bu açıklamaların doğru olmasını gönülden arzu ederiz. Ancak, açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarına bakıldığında insanın içine karamsarlık çöküyor. İster istemez ortada bir terslik olduğu akla geliyor.

Sanki ortada bir yanlışlık var. Çünkü bir yandan işverenler maliyetin yüksekliğini ileri sürerek kayıt dışı işçi çalıştırmayı tercih ediyor. Devlet ise bunu engellemek için bazı teşvik tedbirlerini uygulamaya koyuyor. Buna rağmen kayıt altına alınmış asgari ücretlinin eline geçen rakam maalesef açlık sınırının altında kalıyor.

Açlık ve yoksulluk sınırını belirleyen sendikalar çalıştırdıklarına ödeme yaparken bu rakamları ne kadar dikkate alıyorlar o ayrı bir konu. Yaptıkları tespitleri sırf muhalefet olsun, toplu sözleşmelerde kamu ya da özel sektör işverenlerinden daha fazla ücret koparmak adına belirlediklerini söylemenin haksızlık olacağını düşünüyorum.

Böyle olunca da uygulanan vahşi kapitalizmin sadece zenginden yana çalıştığını söylemek, yaşanan çarpıklıkları bu yolla izah etmenin doğru olacağını düşünüyorum. Böyle olunca da küresel sermayenin güdümündeki tüketimi esas alan vahşi kapitalizm uygulanmaya devam edildiği sürece yoksulların sayısı artacak, orta gelir seviyesinde olanda yoksullar arasına itilecek, zenginler daha da zenginleşecektir. Paranın put olduğu bir toplumda da fakirlerin zenginlerin insafına terk edilmesi kaçınılmaz olacaktır.

Bu bakımdan büyüyen bir takım rakamlarla toplumu oyalamak yerine hakkı esas alan adil bir ekonomik düzenin hayata geçirilmesi için toplum olarak birlik oluşturmak gerekiyor. Bu işin başka kurtuluşu yok.