Son bir kaç gündür oldukça ilginç şeyler yaşanıyor. Medya üzerinden yeni meydan okumaların ve suçlamaların ön plana çıktığı bu gelişmeler, önümüzdeki süreç adına çıkacak büyük fırtınayla da ilgili çok önemli ipuçları veriyor. Eğer durum tahmin edildiği gibiyse, dananın kuyruğu Türkiye ve İran merkezli olarak Ortadoğu’da kopacak gibi...

Nitekim tanıdık “birileri” fatura kesme peşinde iken; diğer kesim ise bunun hiç de o kadar kolay olmayacağıyla ilgili net mesajlar veriyor ve adeta “hodri meydan” diyor. Bu meydan okumada alan inisiyatifini sağlamaya yönelik psikolojik operasyonlar kadar, açıktan yürütülen istihbarat faaliyetleri ve askeri boyut da oldukça dikkat çekici. Dolayısıyla, bölge ciddi manada jeopolitik depremlere gebe.

Kuşkusuz, Türkiye burada kilit ülke konumunda. Bundan dolayı da başta ABD olmak üzere Batı yumuşak ve sert güç unsurlarını da ihtiva eden tüm araçlarını seferber etmiş durumda. Bir taraftan Türkiye pohpohlanıyor, diğer taraftan ise aba altından sopa gösteriliyor. İlginç olan husus, bu sürecin hızlandırılmış olması. Adeta sağanak halinde gelen bir operasyon dalgası ile karşı karşıyayız.

Bunun için öncelikle medyada üst üste patlama yapan Türkiye merkezli haber ve analizlere kısaca da olsa bakmak bir bakalım. Tabi bir de buna Türkiye boyutundan verilen cevaplara da değinmek gerekiyor. Ne de olsa şeytan detayda gizli...

IŞİD üzerinden “Yeni Türkiye”yi Vurmak!

Söz konusu haberlere gelince; örneğin, CIA Başkanı Brennan ABD’nin, Rusya’nın ve bölgedeki devletlerin hiçbirinin Esad rejiminin yıkılmasını istemediklerini, çünkü hiç kimsenin El-Kaide ya da IŞİD militanlarının Şam’a girmesini arzu etmediğini söylüyor.

Brennan’ın altını çizdiği husus; ABD’nin sorununun Esad değil, başta IŞİD olmak üzere, diğer radikal örgütler olduğu yönünde. Bu önemli. Çünkü ABD ve Batılı ülkelerin Türkiye’yi yönelik olarak 2012’den bu yana ortaya koydukları ithamların merkezinde bu husus yatıyor.

Bununla ilgili olarak gündeme düşen diğer bir kaç haber de Türkiye karşıtı psikolojik operasyonun bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin, Washington Post gazetesi, “Türkiye yüzünden IŞİD’e müdahale edemiyoruz” iddiasını gündeme taşırken; New York Times gazetesi de, IŞİD’e katılım sağlayan siteler Türkiye’deki sıkı internet sansürüne uğramıyor diye yazıyor.

Gazete, bunun dışında, “Batılı ülkelerin baskılarına rağmen Türkiye’nin sınırlarını denetlemediğini, IŞİD’e katılmak üzere binlerce cihatçının Suriye’ye kendi topraklarından geçmesine göz yumduğunu, IŞİD’in silah ve petrol kaçakçılığı yapmasına izin verdiğini de iddia ediyor ve ekliyor; “Bunun için herhangi bir mazeret kabul edilemez.”

Esad’lı “Yeni Suriye” mi

Fransız Le Figaro gazetesinde çıkan bir haber de oldukça dikkat çekici. Gazeteye göre, 25 Şubat’tan bu yana iki ülke arasında istihbarat işbirliği başlatılmış durumda.

Düne kadar Türkiye’ye “hadi aslanım” diyen, Esad’ı “yürüyen ceset” ilan eden; Rusya, İran ve diğerlerine karşı Türkiye ile birlikte hareket eden ABD ve diğer Batılı ülkeler, şimdi Esad’ı ve onun destekçilerini baş tacı etmiş durumda.

Türkiye’yi yüzüstü bırakan ABD, yakında “hadi aslanım Esad” derse, hiç de şaşırmamak gerekir. Ne de olsa emperyalizm böyle bir şey.

Obama’ya “yanlış yatırım” eleştirisi...

Suriye’ye yönelik hatalarını adeta “itiraf” eden ABD’nin bu arada Türkiye’ye yönelik yaptığı bir “öz eleştiri” de oldukça dikkat çekici. Örneğin, ABD’nin etkin düşünce merkezlerinden Center for American Progress (CAP), Beyaz Saray’ın Türkiye’yle olan ilişkilerini gözden geçirmesini öneriyor.

“ABD-Türkiye Ortaklığı: Bir Adım İleri, Üç Adım Geri” başlıklı raporunda CAP, Başkan Obama’nın 2009’da Türkiye’ye yaptığı stratejik yatırımın karşılığını bulmadığını savunuyor.

ABD merkezli son bir haber ise işin tuzun biberi. Adeta aba altından sopa gösteriliyor. Bir sonraki yazımızda bu hususu ve Türkiye’nin buna karşılık verdiği cevapları yazmaya devam edeceğiz.