Dünya üzerinde ABDnin ekonomi ve siyasette lokomotif görevi üstlendiği şeklinde bir propaganda ve yaygın kabul var. Bu sebeple de bu lokomotifin arkasındaki katara atlayanlar mecburen lokomotife tabi olacaklar, lokomotif nereye çekerse arkasındaki katar da oraya sürüklenecektir. Görünen o ki bu lokomotifin istikameti yanlıştır ve dünyayı kendisi ile birlikte bir felakete sürüklemektedir.
ABDnin dünya ekonomisinin ve siyasetinin lokomotifi olduğu kabulünün tartışılabilirliği ayrı bir konu olmakla birlikte, kesin bir husus var ki ABD lokomotifi sanıldığı kadar güçlü değil. Hele hele yenilmez hiç değil. ABDnin yenilmez sanılması gücünden değil dünyaya saldığı korkudan ileri geliyor. Japonyaya attığı atom bombalarının oluşturduğu dehşet hâlâ etkisini sürdürüyor. Diyebiliriz ki ABD bir korku imparatorluğudur. ABDlokomotifinin arkasındaki katara şu ya da bu sebeple atlamış olanlar biraz cesaretlerini toplayabilseler ve o katardan atlamayı göze alabilseler lokomotifin hızının kesildiğini, katarın zaten çok ağır yol aldığını görmüş olacaklar. Bunun için katardakilerden sadece birisinin atlaması bu gerçeği dünyanın görmesi için yeterli olacak. Arkası gelecek ve ABDlokomotifi kendi başına dolaşıp duracak, belki de bir çukuru dolduracak.
ABD güçlü gibi görünüyorsa yandaşlarının hâlâ her alanda lokomotif olarak takdim etmeleriyle ilgilidir. Aslında Amerikancılar da biliyorlar ki ortada ne lokomotif var ne de bir dev. Bu arada ABDnin iplerinin de siyonistlerin elinde, her Başkan döneminde bu güçlerin yönetim üzerinde ve alınan kararlarda etkili olduğu düşünülürse aslında var olduğu sanılan gücün asıl sahibinin ABDden çok bu siyonistler olduğu görülür. Bir bakıma kuklacının ekrana düşürdüğü görüntü bazı hileler sebebiyle dev gibi algılanıyor. Kuklayı dışarıdan seyredenler çoğu zaman perdeye düşen bu büyük görüntünün bir hileden ibaret olduğunu anlayamıyor. Bu hile ve göz yanılması, dünya üzerinde oluşturduğu korku sebebiyle ABD hâlâ kendisini lokomotif gibi takdim edebiliyor.
Başbakan Erdoğan birkaç gün sonra işte bu sahte görüntünün Başkanı ile bir araya gelecek ve Kuzey Iraktaki PKKvarlığına son verilmesini isteyecek. Bunun da ötesinde sınır ötesi operasyonu birlikte yapma teklifinde bulunacak. Daha doğrusu birlikte hareketten ziyade karşı çıkmaması, istihbari destek teklifinde bulunulacak.
Aslına bakılırsa Türkiyenin sınır ötesi operasyon için ABDnin iznine ihtiyaç yoktur. Bu noktada akla ilk gelen, "ABDnin Irakta işi nedir Niçin işgal etmiştir " sorusudur.
İşgale karar verdi ve uyguladı. Eğer onbinlerce kilometre uzaklıktaki Irakta yuvalandığı ileri sürülen teröristler ABDiçin tehlike oluşturuyorduysa ve bunun için işgal etmişse bir sınır ötesi operasyon için Kuzey Iraktaki terör kampları Türkiye için çok daha gerçekçi, tutarlı ve yeterli bir sebeptir.
Öte yandan birkaç gün sonra görüşmek için gidilecek olan ABDBaşkanı Bush Kuzey Iraktaki bugünkü oluşumun tek sorumlusudur. Eğer Kuzey Iraktaki terör kampları ülkemiz için giderek daha da tehlikeli bir hal almış ise bunun birinci dereceden sorumlusu Amerikadır. Bir başka husus ise sınır ötesi operasyon için Meclisten geçen tezkereden bu yana Türkiye, ABDtarafından oyalanmaktadır. Peki oyalanıyor da ne oluyor
Dünkü yazımda da dikkat çekmeye çalıştığım gibi Irak sınırımızda birileri yığınak yapıyorlar. Bu birileri ise Kuzey Irak yönetimi ve sınıra yerleştirilenler ise ABD ve İsrail tarafından eğitilen peşmerge güçleri. İşte bu tablonun belirleyicileri ile Başbakan Erdoğan birkaç gün sonra görüşme yapacak ve Türkiyenin ne yapıp ne yapmaması gerektiğini müzakere edecek. Korkarım ki Türkiyenin alacağı kararda bu sahte ve ikiyüzlü kahraman(!) belirleyici olacak.