İlkokul çağından itibaren kitap okurum. Ortaokulu İmam-Hatip’te okudum. Bizim zamanımızda ortaokul 4 sene idi. Tefsir, Akâid, Usûl-i Hadis, Usûl-i Fıkıh dersleri de vardı. Hocalarımız çok gayretli insanlardı. Bizi okumaya, araştırmaya teşvik ederlerdi. O devrede de çokça okudum. Evimizde özel bir kütüphane yaptırdım. Şehrimizin İslâmî eserler satan kitapçısının (merhum Hafız Said Efendi’nin) en sâdık müşterilerindendim. “Sahih-i Buhârî Muhtasarı ve Şerhî” isimli değerli eseri tâ o yıllardan almıştım. Okuduklarımı ve dinlediklerimi zihnimde devamlı tartmaktaydım. Rahmetli Dedem, yarım ümmî idi. Okuması var, yazması yoktu. İslâm yazısını bilir, Latince bilmez, merak da etmezdi. Elinden Kur’ân-ı Kerim düşmezdi. Bir de pek çok Osmanlıca kitabı vardı. Bunları okur, okuduklarını benimle paylaşırdı. Dedemin anlattıkları, başta anamın dayısı olan Çanakkale Gazisi Bedevi Dede olmak üzere şehrimizde Kurtuluş Mücadelesine katılan gazilerimizin anlattıkları, Tek Parti-Tek Şef devrinin canlı şâhitlerinin anlattıkları ile okuduğum eserlerdeki bilgileri mezc eder, düşünürdüm. Lise yıllarında artık kanaatim kesinleşmişti. Ülkemizdeki ve âlem-i İslâm’daki Kurtuluş Savaşları yarım kalmıştı. Düşmanlar bazı yerde topları, tankları, silahları ile bazı yerlerde fikirleri, kültürleri, ekonomileri ile İslâm yurdunu işgâl etmeye devam ediyorlardı. Topyekûn bir kurtuluş mücadelesi verilmeliydi. Bu mücâdelenin de Müslüman halka şuûr, his, heyecan, bilgi verecek bir “İstiklâl Marşı” olmalıydı. 

1975 yılından itibaren, kolları sıvamış ve ciddî bir çalışma içerisine girmiştim. Daha o yıllarda hedefim, gâyem son derece netti: Bizim gençlerimizin tamamı, birer Fâtih ve Fatihler doğuracak anneler olarak yetiştirilmeli, öylesine bir bilgi ile donatılmalıydı. Bismillah diyerek çıktığımız bu iman, ilim, irfan ve cihad yolunda ilk eserimiz 1980 yılında çıktı. “Zulmetten Nûra Hicret” isimli bu eserimizin ardından diğerleri geldi. Rabbim lütfetti, 1981’de dört kitabımız birden çıktı. O yıldan bu yıla Elhamdülillah 100 küsur kitabımız neşroldu. 

1992 yılına kadar, konferans, panel, imza merasimleri, radyo ve televizyon programlarına iştirak ediyordum. Bu tarihte bir karara vardım: Kitap çalışmalarımı sekteye uğratıcı bu gibi faaliyetlerden geri duracak, vaktimi bütünüyle araştırmaya ve yazmaya ayıracaktım. Yaklaşık 25 yıldır da bu kararımı çok az fire ile uygulamaktayım. Bu arada kitaplarım 25 değişik yayınevinden çıkmıştı. Hepsine çok teşekkür ediyorum. Ancak benim arzuladığım, çok ciddi, profesyonel ve maddî-mânevî gücü olan bir yayınevinin bütün eserlerimi neşretmesi idi. “Kur’ân-ı Kerim’in hatmedilmesinin ardından, kabul edilen bir duâ var” hadis-i şerifiyle amel ederek, bu istikâmette duâ ettim. Bu duânın güzel neticesini İnşeAllah sizler de göreceksiniz.

Bazı yazılarımda dile getirdiğim gibi, önümüzdeki yıllarda biz Müslümanları zorlu günler bekliyor. Gerçek hürriyet ve istiklâl için, İ’lâ-yıKelimetullah için, izzetli ve şerefli günlere kavuşmak için çetin bir mücâdele vermemiz gerekecek. Bunun için evvelâ bilgi ile donanmamız lazım. Şahsî kanaatime göre, bu olmadan olmaz. Eğitimsiz askerin orduya faydadan çok zarar vermesi gibi, bilgisizliğin de faydadan çok zararı dokunur. 

Bizim kitaplarımızı, mensur İstiklâl Marşı olarak görebilirsiniz. Merhum Âkif’imizin yazdığı manzum İstiklâl Marşı’nı gür sesle okumaya devam edeceğiz. “Hakkıdır Hakka tapan milletim istiklâl” diyeceğiz. Ancak millet ne demek, düşmanlarımız kim, dostlarımız kim, güzel dinimizin esasları neler, cihadın esaslarını, kıtalara hükmeden ecdâdımızın örnek hayatlarını ve kahramanlıklarını bileceğiz. Kuvve-i mâneviyemiz  ve salâbet-i diniyemiz artacak. 

Şöhret zehirli bir baldır. Şöhretten, riyâdan Allah’a sığınırım. 25 senedir de zaten bundan kaçmışım. Uzlete çekilmişim. Bu eserleri bir sadakâ-i cariye olarak bırakmak en büyük gâyem. Gelecek nesil okuyup bize duâ ederse, İnşeAllah kabrimizde bize nûr olur. O kutlu nesil Kur’ân’ın yeryüzüne hâkim olduğu o güzel günlerde, bu fakiri hayırla, duâlarla yâd ederse bahtiyar olurum.