Her yıl kutlanıyor, iyi veya kötü netice olarak kökünden halledilmiyor. Çünkü bu hizmete inanmış topluluklar, idareciler olmayınca sonuçta halis olmuyor. Engellilerin sorunlarını ve çözüm yolları önerilerinden bahsetmeyeceğim. Bu konular ile ilgili manevi boyutundan yani Yüce Yaradan ve O’nun elçisi ne emretmiş ne lütufta bulunmuş ondan bahsedeceğim.
Cenab-ı Hakk, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “BİZ İNSANI GERÇEKTEN EN GÜZEL BİÇİMDE YARATTIK.” Başka bir ayette de, “AND OLSUN BİZ İNSANOĞLUNU ŞEREFLİ KILDIK.” Bu ayet-i kerimeler, bize insanın en güzel bir şekilde yaratıldığını haber vermektedir. Onun canlılar arasında saygın bir yere sahip olduğunu hatırlatmaktadır. Ancak, insanın saygınlığı bedeni özelliklerinde, makam ve şöhretinde, mal ve mülkün çokluğundan değildir. Dinin emir ve tavsiyelerine uyma, haram ve günahlarından kaçınma hususunda gösterdiği sorumluluk bilincinde yani takvasındadır. Nitekim Yüce Rabbimiz mealen şöyle buyurmaktadır: “ALLAH KATINDA EN DEĞERLİ OLANINIZ, O’NA İTAATSİZLİKTEN EN ÇOK SAKINANINIZDIR.”
İslam’a göre fiziksel açıdan sağlıklı olmak bir üstünlük vesilesi değildir. İnsanların doğuştan gelen ya da sonradan karşılaştıkları engellilik durumları onların saygınlığına asla zarar vermez. Allah Resulü (S.A.V.) bu hakikati şöyle ifade etmektedir: “ALLAH (C.C.) SİZİN GÖRÜŞÜNÜZE VE MALLARINIZA BAKMAZ, O ANCAK KALPLERİNİZE VE AMELLERİNİZE BAKAR.”
Bütün insanlara olduğu gibi engelli dostlarımıza karşı da sevgi, saygı ve sorumluluk bilinciyle davranmak hepimizin görevidir. Engelli kardeşlerimizin ve ailelerinin kalbine bir damla sevinç taşımak en faziletli amellerdendir. Engelli kardeşlerimizin yanlarında olmak, onlara hayatı kolaylaştırmak dini ve insani sorumluluktur. Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) engelli sahabeleri hayatın dışında bırakmamış, onlara yeteneklerine göre görev vermiştir. Ortopedik engelli olan Muaz b.Cebel’i (R.A.) Yemen’e vali olarak da atamış. Görme engelli Abdullah b. Ümmü Mektum’u (R.A.) ise Mescid-i Nebevi’nin müezzinliği ve Medine dışına gittiği zaman yerine yönetici olarak şereflendirmiştir.
Bir Müslüman’ın engelli olarak doğması veya sonradan engelli olması şüphesiz Allah’ın izni ve iradesi ile olur. Engelli olmak bir ceza olarak düşünülmemeli, bir imtihan, bir nimet olarak düşünülmelidir. Kur’an bunu çok net olarak açıklamıştır: “And olsun ki biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara Suresi-155)
Yine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurmuştur. “Kim kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da (C.C.) onun ihtiyacını giderir.” O halde engelli kardeşlerimize sorumluluklarımızı bilelim, hayatlarını zorlaştıran bütün engelleri onlara kolaylaştıralım.
Unutmayalım ki insan olma açısından engelli olmak ve olmamak diye bir fark yoktur, bu kardeşlerimiz onların farkında olmamızı, insan onuruna yakışır şekilde davranmamızı beklemektedir. Her şeyden önce insan olarak empati duygumuzu kaybetmemeli, kendimizi onların yerine koyup yaşadıkları sıkıntılara çözüm olabilecek alternatifler geliştirmeliyiz. Sözlerimi Sevgili Peygamberimizin sözleri ile bitirmek istiyorum: “Görme engelli bir insana yol göstermen sadakadır. Güçsüz birine yardım etmen sadakadır. Konuşmakta güçlük çekenin meramını ifade etmen sadakadır.” Bir başka hadis-i şerifte ise “Allah, sizin ne biçimlerinize ne de bedenlerinize bakar fakat o sizin yüreklerinize bakar.”