Sultan İkinci Abdülhamid’in 28 Şubat’la ne ilgisi var, diye düşünenler olabilir; anlatacağım.
Evvela, bir kez daha ifade edelim ki; darbe, olumsuz bir fiildir ve bütün darbeler, birbirinin devamı olarak devreye girerler. Darbeleri birbirinden bağımsız sanmak, en basitinden saflık olur. Ayrıca, amaç birlikleri de vardır darbelerin. Aralarında uzun yılların olması, aktörlerin ve hedefteki isimlerin haliyle farklı kişiler olması bu gerçeği değiştirmez.
Zor kullanarak değiştirmeye dönük fiiller, yapıldığı anda çok az kişi tarafından fark edilir. Yani, “ba’de harabul Basra” misali... Gene de iş işten tamamıyla geçmiş sayılmaz. Tarih ilmi onun için önemlidir. Eğer tarihten, yani, önceki dönemlerde yaşananlardan ders çıkarılır ve ona göre adımlar atılırsa tarih tekerrür etmeyebilir.
Geçmişte yaşanan olumsuzlukların tekrar etmesi istenmiyorsa şayet, aynı hataların bir daha yapılmaması gerekir. Bize göre, devlet ricalinin, geçmişte yaptığı en dikkat çekici yanlışlık şudur:
Gücün yanında yer alma çabası...
Bilindiği gibi bu anlayış birçok olumsuzluğu beraberinde getirdi. Önce, yöneticileri denge politikası oluşturmaya itti; arkasından da, güçlü gördüğü devletlerle ittifak arayışlarına. Hâlbuki yapılması gereken; “İslam Birliği” siyasetini oluşturmaktı. Denge politikasında sonuç ortada: Koca “Cihan Devleti” yok olup gitti.
Yıkılan sadece Osmanlı mı oldu?
Elbette ki hayır.
Çizilen haritalarla Müslüman coğrafya paramparça edildi; İslam Birliği’nin temeli sayılan hilafet makamı kaldırıldı, arkasından da; millete, inançlarından dolayı, her türlü zulüm, baskı, açlık, sefalet vs. peş peşe birbirini takip etti.
Malum, Osmanlı Devleti aşama aşama yıkıldı. Koskoca Cihan Devleti’ni yıkıma götüren birçok sebep saymak mümkün. Bu konuda asıl sebebin Siyonist-Haçlı ittifakı planlarının olduğunu biliyoruz. Biz, burada, iki mühim hileye de, işaret etmek isteriz:
1- Çağdaşlaşma/ ilerleme adına, içeriden bol miktarda adam kullanıldı.
2- Milli Mücadele sonrası yeni dönemde, kurtuluş için, bilerek yanlış teşhis kondu.
Tabii olarak uygulanan tedavi de yanlış oldu. Türkiye’nin yüzünü Batı’ya dönmesi kolay izah edilebilecek bir durum değildir. O Batı ki; Milli Mücadele yıllarında topyekûn olarak üzerimize çullanmıştı. Nerede kaldı bunların dostluğu?
Denge politikası, ittifaklar işe yaradı mı?
Her neyse... Yanlış politikanın bedelini millet canıyla ödedi.
Darbelerde amaç birliği var dedik; buna bir örnek verelim: Geçtiğimiz yüzyılda hedefteki adam; dünya Müslümanlarının kalkınması için planlar yapan, Sultan Abdülhamid idi. İçerisinde bulunduğumuz dönemde de Başbakan Erbakan benzer nedenlerle görevden uzaklaştırıldı.
Biz, inanıyoruz ki; dünya döndüğü müddetçe iblis boş durmayacak; fitne-fesat işlerine devam edecektir. Şeytanı rehber edinenler de onun peşinden gitmeye devam edeceklerdir. Burada önemli olan bizim durumumuz. Acaba biz kimin safındayız?
Her zamankinden daha dikkatli olmayı gerektiren süreçlerden geçiyoruz. Söylem-eylem ilkesi daha büyük önem arz etmektedir. Mesela; “dünya beşten büyüktür” sözü çok anlamlı olmakla beraber; yaşanan süreçlere doğru teşhis koymak ve o doğrultuda kararlı adımlar atmak daha da önemlidir. Bu iki meseleyi tefrik etmek; doğruyu bulmak ve doğru istikamete yönelmek elbetteki bize düşer.
Abdülhamid’in ardından yaşananlar farklı, 28 Şubat ve sonrası farklı kabul edilirse bu meselede de doğruyu bulmak imkânsız hale gelir.