Olayın yaşandığı ilk saatlerden soruşturmanın yürütülüş biçimine, adli süreçteki tartışmalardan cevap bekleyen kritik sorulara kadar birçok başlık, Behçet Oktay dosyasını Türkiye’nin en çok konuşulan adli dosyalarından biri hâline getirdi.
İlk soruşturma boyunca dosya tamamen “intihar” değerlendirmesi üzerinden yürütüldü. Ailenin dile getirdiği itirazlar, dikkat çektiği çelişkiler ve yeniden araştırılmasını istediği başlıklar yargı sürecinde karşılık bulmadı. 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından değişen yargı ve emniyet tablosuyla birlikte dosya 2017 yılında yeniden incelemeye alındı. Ancak aradan geçen dokuz yıla rağmen soruşturma hâlâ sonuçlanmadı. Millî Gazete, 17 yıldır cevabı beklenen bu dosyayı belge, tanıklık ve resmi kayıtlar ışığında yeniden gündeme taşıyor.
Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran, terörle mücadelede en ön safta yer alan Özel Harekat Daire Başkanı Behçet Oktay, 25 Şubat 2009 gecesi Ankara Dikmen’de arabasının yanında başından vurulmuş halde bulundu. Resmi kayıtlarda Oktay’ın kendi beylik tabancasıyla "intihar" ettiği kaydedildi ve dosya kapatıldı. Ancak üzerinden geçen 17 yılda cevap bekleyen sorular, çelişkiler ve şaibeler halen aydınlatılmadı.

O YILLAR PUSLUYDU
2009 yılı, Türkiye’nin adeta alt üst edildiği, "Ergenekon" kumpaslarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet teşkilatının millî damarlarının tasfiye edilmeye çalışıldığı en karanlık dönemdi. FETÖ’nün o dönemki medya ayağı olan Taraf gazetesi başta olmak üzere, malum odakların hedefindeki isimlerden biri de Behçet Oktay’dı.
"Bugün alındı, yarın görevden alınacak" iddiaları ile Oktay’a karşı sistemli bir psikolojik operasyon yürütülüyordu.
İLK ANDAN İTİBAREN İNTİHAR DİKTESİ YAPILDI
25 Şubat sabaha karşı saat 3 sularında Oktay ailesinin kapısı emniyet görevlileri tarafından çalındığında, ortada henüz hiçbir kriminal inceleme, hiçbir adli rapor yokken tek bir ezber dikte ediliyordu: "Behçet Başkan intihar etti."
HEMEN DEFNETMEK İSTEDİLER
Ortada anlam verilemeyen bir acele vardı. Her şey çok hızlı ilerletiliyordu. Bir taraftan tören hazırlığı bir taraftan otopsi bir taraftan da aynı gün cenaze defini için Oktay’ın memleketi Malatya’ya gidilmesi için ailenin biletleri alınıyordu.
GÖLBAŞI ÖZEL HAREKATTA KİMSE YOKTU
Öğlen saatlerinde düzenlenen tören sonrası Oktay’ın naaşı memleketine gönderilmek istendi. Uçağa saatler kala ailenin ve naaşın havaalanına gönderilmesi planlanıyordu. Bunun üzerine Oktay’ın ağabeyi, “o kadar hizmet etti, bir Özel Harekat’a götürsek” diyerek serzenişte bulundu.
Ancak Gölbaşı’na gidildiğinde ise manzara bambaşkaydı. Türkiye’nin en kritik güvenlik merkezlerinden biri olan Özel Harekât Daire Başkanlığı’nda beklenen hareketlilik yoktu. Yerleşke büyük ölçüde boştu. Ailenin anlatımına göre, Behçet Oktay’ın yıllarca görev yaptığı kurumda onu uğurlayacak personel bulunmuyordu.

POLİSLERİ UZAKLAŞTIRMIŞLAR
Yine ailenin anlatımına göre, dönemin Özel Harekat Daire Başkan Yardımcısı Mustafa Tokyay, o an orada görev yapan polisleri uzaklaştırmış. Onları yerleştenin aşağısında bulunan eğitim alanına göndermiş ve konu ile ilgili bilgi verilmiş.
Öyle ki bunu öğrenen polislerin bununla ilgili daha sonra neden haber verilmediği yönünde başkan yardımcısına serzenişte bulundukları da öğrenildi.
DOSYANIN İLK ŞAİBESİ SİLAHI TUTAN EL OLDU
Dosya ile ilgili dikkat çeken çelişki, ölümün şekliyle ilgiliydi. Resmî tutanaklar, Behçet Oktay’ın sağ eliyle silahı ateşleyerek intihar ettiğini söylüyordu. Oysa ailenin ve onu tanıyan tüm mesai arkadaşlarının bildirdiği çıplak bir gerçek vardı: Behçet Oktay profesyonel bir solaktı. Sağ eliyle bir bardak çay bile karıştıramayacak kadar net bir solaktı. Bu durum dosya üzerindeki ilk ve en büyük şaibeydi.
YARGI VE EMNİYET AİLEYİ DİNLEMEDİ
Ailenin aktardığına göre, dosya ile ilgili adli koridorlarda başlatılan adalet arayışı, dönemin emniyet ve yargı bürokrasisinin ördüğü kalın bir duvara çarptı. Dönemin Ankara Emniyet Müdürü Ercüment Yılmaz, daha ilk günlerde havaalanında ailenin yanına gelerek, "Olay yerini hiç açmayın, konuyu kapatın, bu iş rahmetliye zarar veriyor" diyerek aileye telkinlerde bulunuyordu.
BAŞSAVCIDAN DİKKAT ÇEKEN İFADELER
Ölümün üzerinden kısa bir süre sonra Oktay’ın kızkardeşi Şule Oktay, şaibelere dikkat çekmek inceleme talebinde bulunmak için dosya savcısı Hüseyin Yalçın ile görüştü. Savcı, inceleme taleplerine, "Olay yeri incelemesini ne yapacaksınız? Bir buhran gelmiş, kafasına sıkmış" yanıtını verdi. Bu yanıt üzerine dönemin başsavcısı Hüseyin Poyrazoğlu ile görüşüyor. Ancak orda da aynı tavırla karşılaşıyor. Oktay, Başsavcının kendisine, “Benim savcım iyi, siz duygusalsınız. Ben Ercüment'e sordum, Ercüment Ankara'nın havasını koklar, bu intihar” ifadelerini kullandığını kaydetti.
DOSYA İNTİHAR DENİLEREK KAPATILDI
Devletin en mahrem operasyonlarını yöneten bir daire başkanının ölümü 20 Nisan 2009 yılında yani 55 gün sonra dosya ile şaibeler ve ailenin tüm talepleri görülmeden “intihar” denilerek kapatıldı.
YARIN:
• Kaybolan İki Telefon: O gece Behçet Oktay’ın cebinde olan ve tüm sır trafiğini barındıran iki adet cep telefonları neredeydi?
• Makam Odasındaki Sır: O gece Oktay’ın makam odasında bulunan kasayı kimler, hangi yetkiyle açtı?
• Dosyada İmzası Buluna FETÖ’cüler: Behçet Oktay’ın dosyasında imzası bulunan hangi isimler FETÖ’cü çıktı?
• Gölbaşı'ndaki CİA Ziyareti: Behçet Oktay’ın ölümünden günler önce, CIA Türkiye Sorumlusunun dikkat çeken ziyareti!
Yazı dizimiz ikinci bölümüyle yarın Millî Gazete'de...





