Türk siyasi tarihinin en karanlık günlerine tanıklık eden, idam sehpalarının kurulduğu Ulucanlar Cezaevi, 81 yıllık hüznünü müze olarak sergilemeye devam ediyor. Kenan Evren'in "bir sağdan bir soldan" diyerek ölüme gönderdiği gençlerin son mektupları yürek burkuyor.
81 YILLIK AĞIR FATURA
2006'da kapılarına kilit vurulan ve Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki'nin girişimleriyle restore edilip 15 Haziran 2011'de müzeye dönüştürülen Ulucanlar, adeta bir devrin gayriresmi arşivi konumunda.
KİMLER GEÇMEDİ Kİ BU DAR KORİDORLARDAN...
Bülent Ecevit, Muhsin Yazıcıoğlu, Talat Aydemir, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan ve Muharrem Şemsek'in kaderi bu hücrelerde kesişti. Sadece siyasiler değil; Necip Fazıl Kısakürek'ten Nazım Hikmet'e, Yılmaz Güney'den Ahmet Arif'e, Hasan Hüseyin Korkmazgil'den Fakir Baykurt'a kadar Türk edebiyatı ve basınının mihenk taşları da bu demir parmaklıklar ardında özgürlük günlerini saydı.
DARBENİN SOĞUK YÜZÜ VE SAYILAR
Tarihler 12 Eylül 1980 sabahını gösterdiğinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren'in radyodan okuduğu bildiriyle Türkiye için zifiri karanlık bir dönem resmen başladı.
Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri komutanları ile Jandarma Genel Komutanından oluşan Milli Güvenlik Konseyi'nin tüm yetkileri eline almasıyla antidemokratik uygulamalar hız kesmeden devreye sokuldu. Rakamlar tek kelimeyle dehşet vericiydi. Demokrasinin askıya alındığı o süreçte 650 bin kişi gözaltına alındı, 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı ve 7 binden fazla kişi hakkında idam talep edildi. Darbe mahkemelerinin hızla verdiği kararlar sonrası ekim ayında sol görüşlü Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu darağacına gönderildi.
Vicdanlarda derin yaralar açan en acı olaylardan biri ise Erdal Eren'in dosyasıydı.
Darbe öncesi bir askeri inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen 17 yaşındaki Eren'in idam kararı Yargıtay tarafından iki kez iptal edilmesine rağmen Milli Güvenlik Konseyince acımasızca onaylandı. Hesaplar şaştı, adalet mekanizması işlevini yitirdi ve yaşı büyütülen o genç, 13 Aralık 1980'de tam da bu cezaevinde hayattan koparıldı.
"BİR SAĞDAN, BİR SOLDAN" HATIRASI
Müzenin dar koridorlarında gezerken dönemin o boğucu atmosferini hissetmemek elde değil. Ulucanlar Cezaevi Müzesi Sorumlusu Merve Bayıksel, 12 Eylül döneminin en ağır izlerinin burada yattığına dikkat çekerek sergilenen eşyaların o dönemin ruhunu birebir yansıttığını kaydetti.
İdam edilen isimlere ait kişisel eşyaların ziyaretçileri derinden etkilediği vurgulandı.
Süreci anlatan Bayıksel, "Burada Mustafa Pehlivanoğlu ve Fikri Arıkan'ın eşyalarını görüyoruz. Bu isimler, 12 Eylül 1980'den sonra idam edilen kişiler. Onların son mektuplarını, kıyafetlerini görüyoruz çünkü o dönemde cezaevlerinde kalan kişilerin birçok mücadelesini, birçok hissiyatını görüyorsunuz." ifadelerini kullandı. Kenan Evren'in hafızalara kazınan o utanç verici "bir sağdan, bir soldan" talimatının en ağır bedellerinden biri olan 8 Ekim 1980'deki Adalı ve Pehlivanoğlu idamları, müzenin en can alıcı noktası olarak tarihe not düşüldü.



