“Ata tohumları üzerine yıllardır çalışmalar yürütüyorsunuz. Sizi bu alana yönelten ne oldu? Bu çalışmaya başladığınız ilk gün ile bugün arasında, ata tohumlarına bakışınızda neler değişti?”
Çocukluğumdan beri tohumun, toprağın ve üretimin içindeydim. Yıllarca tohum ektim; o küçücük tohumun toprakla buluşmasından filizlenmesine, büyümesine, meyve vermesine ve sonunda yeniden tohuma dönüşmesine kadar bütün sürece şahit oldum. Bu döngüyü çok küçük yaşlardan itibaren gözlemleyerek öğrendim. Ben büyüdükçe bu ilgi de genişledi. Özellikle sürdürülebilir tarım ve tohum konusunda daha fazla okumaya, araştırmaya ve eğitimler almaya başladım. Araştırdıkça da aslında üzerinde daha fazla düşünmemiz gereken büyük bir tehlikenin farkına vardım. Bu büyük mirasın giderek kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu gördüm. Yüzyıllar boyunca korunarak bugüne ulaşmış binlerce çeşit ve tür bitkinin artık giderek daha az ekildiğini, bazı çeşitlerin ise kaybolma noktasına geldiğini görmek beni gerçekten derinden etkiledi. Bir insan düşünün; tarlasından aldığı ürünün içinden en uygun gördüğü tohumu ayırıyor, saklıyor ve ertesi yıl yeniden ekiyor. Sonra aynı şeyi onun çocuğu, torunu, torununun çocuğu yapıyor. Yüzyıllar süren bu zincirin sonunda o tohum bize kadar geliyor. Bizim kuşağımızda bu zincirin kopmasına izin vermek bana büyük bir sorumluluk gibi geldi. Ben de bu noktadan sonra yalnızca gözlemleyen biri olmak istemedim. “Bu türler kaybolmasın, bizden sonraki nesillere de sağlıklı bir şekilde aktarılabilsin” düşüncesiyle harekete geçtim. Ülkemizin dört bir yanından ve farklı kadim coğrafyalardan edindiğim yerel çeşitleri çoğaltmaya, korumaya ve arşivlemeye başladım. Zaman içerisinde bunun sonucunda bir tohum bankası oluşturdum. Tohumları yalnızca arşivlemekle kalmadım; bireysel olarak insanlarla paylaşmanın yanı sıra, farklı sivil toplum kuruluşları ile ortak organizasyonlar da gerçekleştirdim. Amacım, bu tohumların mümkün olduğunca fazla insana ulaşmasını ve daha fazla insanın kendi tohumunu üretip koruyabilmesini sağlamaktı. Çünkü bana göre bir tohumu korumanın en anlamlı yolu, onu yalnızca saklamak değil; yaşatmak, çoğaltmak ve gelecek nesillere aktarılmasını sağlamaktır. Bu düşünceyle çalışmalarımı bugün de artırarak sürdürüyorum.

Tohum Özgür Değilse Tarım Ne Kadar Özgür (7)

“Peki, sıkça duyduğumuz ‘ata tohumu’ kavramı tam olarak ne anlama geliyor? Bir tohumun ata tohumu olarak nitelendirilebilmesi için hangi özelliklere sahip olması gerekir?”

Ata tohumu, en genel anlamıyla geçmişten günümüze nesilden nesile aktarılarak gelen, belirli bir yöreyle ve üretim kültürüyle bağ kurmuş yerel tohumlar için kullanılan bir ifadedir. Bu tohumlar, belirli bir bölgenin iklimine, toprağına ve üretim koşullarına zaman içerisinde uyum sağlamış; çiftçiler tarafından yıllar boyunca seçilerek, korunarak ve yeniden ekilerek bugüne ulaşmıştır. Bu tohumların önemli özelliklerinden biri de üreticinin kendi tohumluğunu ayırarak sonraki yıllarda yeniden kullanabilmesidir. Bu nedenle ata tohumlarında aslında bir hafıza ve süreklilik vardır. Bir bölgede yıllarca ekilip çoğaltılan bir tohum, o bölgenin tarımsal geçmişinden izler taşır. Örneğin çiftçi, kendi tarlasında iyi sonuç veren, bölgenin koşullarına uyum sağlayan bitkilerden tohumluk ayırır ve bunu sonraki yıl yeniden eker. Bu süreç nesiller boyunca devam ettiğinde, ortaya yalnızca bir tohum değil, aynı zamanda geçmişten geleceğe aktarılan bir tarımsal miras çıkar. Benim yıllardır yaptığım çalışmalarda da özellikle dikkat ettiğim konu budur. Onları çoğaltarak, kayıt altına alarak ve daha fazla insana ulaştırarak yaşayan bir mirasın devamlılığına katkı sağlamaya çalışıyorum. Çünkü bir tohumun geleceğe aktarılabilmesi için önce yaşatılması, ardından da doğru şekilde korunması gerekiyor.

Tohum Özgür Değilse Tarım Ne Kadar Özgür (6)

“‘Atadan kalma’ denildiğinde insanlar genellikle birkaç domates veya biber tohumunu düşünüyor. Oysa sizin anlattığınız mesele bundan daha geniş. Ne kadar geriye gidiyoruz?”

Tohum, medeniyetin başlangıcıdır dersek abartmış olmayız. Bilindiği üzere, insanlığın yerleşik hayata geçişinde tarımın ve tohumun çok önemli bir rolü olmuştur. İnsanlar doğada buldukları bitkileri toplamaktan, zaman içerisinde bazı bitkilerin tohumlarını seçmeye, saklamaya ve yeniden ekmeye başladılar. Bu süreç, bitkilerin düzenli olarak yetiştirilmesini ve tarımsal üretimin ortaya çıkmasını sağladı. Böylece yerleşik yaşamın ve tarım toplumlarının temelleri atılmış oldu. Bu açıdan baktığımızda ata tohumlarını yalnızca geçmişten kalan bir tarım malzemesi olarak değil, insanlığın tarımla kurduğu ilişkinin ve binlerce yıllık üretim kültürünün bir parçası olarak değerlendirmek gerekir.

“Eğer ata tohumları bu kadar değerliyse neden modern tarım başka tohumlara yöneldi?”

“Çünkü modern tarımın öncelikleri farklıydı. Daha yüksek verim, ürünlerin aynı büyüklükte olması, aynı zamanda olgunlaşması, taşımaya ve depolamaya dayanması gibi özellikler büyük ölçekli tarım ve ticaret açısından önem taşıyor. Ancak burada zaman içerisinde ortaya çıkan başka bir sorun var. Yüzyıllar boyunca tohum, aslında bütün insanlığın ortak değeriydi. İnsanlar kendi tohumlarını üretir, saklar ve bir sonraki yıl yeniden ekerdi. Fakat zaman içerisinde geliştirilen çeşitli fikrî mülkiyet ve mülkiyet sistemleriyle birlikte yeni çeşitler ve tohumlar üzerinde ticari haklar ortaya çıktı ve tohum giderek daha fazla ticari bir ürüne dönüştü. Küresel şirketler, yüksek verim gibi vaatlerle geliştirdikleri tohumları çiftçilere sunmaya başladı. Ancak bu tohumların bazıları, üreticinin her yıl yeniden tohumluk temin ettiği bir üretim sisteminin parçası haline geldi. Üstelik mesele yalnızca tohumla da sınırlı kalmıyor. Tohumla birlikte zararlılarla mücadele için ilaçlar, tohumun gelişimini desteklemek için gübreler ve başka girdiler de üretim sisteminin parçası haline geliyor. İşin sonunda bazı üretim modellerinde çiftçi açısından tohum, her yıl yeniden satın alınması gereken bir girdiye dönüşebiliyor. Bu durum sadece ekonomik bir yük değil, aynı zamanda bir bağımlılık oluşturabiliyor. Benim itirazım tam olarak burada başlıyor. Tarımsal başarının yalnızca verim ve standartlaşmayla ölçülmesine itiraz ediyorum. Çünkü tarımın geleceğini konuşurken genetik çeşitliliği, toprak sağlığını, suyu, çiftçinin ekonomik bağımsızlığını, gıdanın niteliğini ve iklim dayanıklılığını da hesaba katmamız gerekiyor. Bir çiftçinin kendi tohumunu üretip saklayabilmesi, sadece ekonomik bir avantaj değildir; aynı zamanda üretimde bağımsızlık ve sürdürülebilirlik meselesidir. Bu nedenle ata tohumlarının korunması, geçmişe özlemden çok daha büyük bir anlam taşıyor.

Tohum Özgür Değilse Tarım Ne Kadar Özgür (1)

Ata tohumlarının neslinin tükenmesinden söz ediyorsunuz. Peki Türkiye'de ata tohumlarını üretmek, çoğaltmak ve satmak konusunda herhangi bir yasal kısıtlama var mı? Tohumculuk mevzuatı bu konuda nasıl bir çerçeve oluşturuyor?

Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, Türkiye'de de tohum üretimi ve ticareti belirli kurallara ve kısıtlamalara tabi. Burada özellikle sertifikasyon meselesi üzerinde durmak gerekiyor. Türkiye'de 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu, tohumluk üretimi ve ticaretini belirli bir kayıt ve sertifikasyon sistemi içerisinde düzenliyor. Dolayısıyla mesele sadece tohumu üretmek değil; üretilen tohumun piyasaya sunulması ve ticaretinin yapılması aşamasında mevzuatın öngördüğü kayıt, standart ve sertifikasyon şartları devreye giriyor. Burada özellikle yerel çeşitler açısından ayrıca oluşturulmuş mevzuatın da bulunduğunu belirtmek gerekir. Ancak benim üzerinde durduğum konu, bu alanın üretici açısından daha kolay, anlaşılır ve uygulanabilir hale getirilmesidir. Dolayısıyla ticareti yapılamayan bir ürün, sadece belli kişilerin stoklarında kalır ve zamanla kaybolur. Bu nedenle yerel ve atalık tohumların korunması açısından, onların yalnızca saklanması değil, belirli kurallar çerçevesinde üretilebilmesi, çoğaltılabilmesi ve insanlara ulaştırılabilmesi de büyük önem taşıyor.

Mevcut mevzuatın ortaya çıkardığı bu sorunun çözümü sizce nasıl mümkün? Ata ve yerel tohumların korunması ve üreticilere ulaştırılması için nasıl bir düzenleme yapılmalı?

Burada benim önerim ne tamamen kuralsız bir serbestlik ne de çiftçiyi yeniden bürokratik bir sisteme mahkûm eden bir model. İhtiyacımız olan şey, ata tohumunun kendi niteliğine uygun, denetimli ve sürdürülebilir bir hukukî alan oluşturmak. Öncelikle mevzuatta “yerel tohum” ve “ata tohumu” kavramlarının açık biçimde tanımlanması ve bunların ayrı bir kategori olarak hukukî statüye kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bugün temel sorunlardan biri, binlerce yıldır belirli bölgelerde çiftçilerin kendi yöntemleriyle koruduğu çeşitleri, modern ıslah yoluyla geliştirilmiş ticari tohumlarla aynı kriterlere tabi tutmaya çalışmamız. Bunun yerine “Yerel Standart Tohumluk” gibi ayrı bir kategori oluşturulabilir. Bu tohumlardan elbette fiziksel saflık, bitki sağlığı ve belirli bir asgari çimlenme standardı aranmalı. Yani denetimi tamamen ortadan kaldırmaktan söz etmiyoruz. Ancak ata tohumunun doğası gereği, endüstriyel tohumlarda aranan bütün tekdüzelik ve standartlaşma kriterlerinin aynen uygulanması da doğru değil. İkinci olarak, basitleştirilmiş bir kayıt sistemi kurulabilir. Yerel çeşitler, bakanlık bünyesinde oluşturulacak bir “Yerel Çeşit Kayıt Listesi”ne alınabilir. Burada amaç, çiftçiyi ağır sertifikasyon süreçlerine sokmak değil; hangi tohumun nereden geldiğini, hangi özelliklere sahip olduğunu ve nasıl korunacağını kayıt altına almak olmalı. Böylece hem devlet neyi koruduğunu bilir hem de çiftçi ürettiği ve çoğalttığı tohumun hukukî bir zemine kavuştuğunu bilir. Üçüncü önemli nokta ise çiftçinin kendi tohumu üzerindeki kullanım ve paylaşım alanının korunmasıdır. Aynı zamanda kayıt altına alınan tohumların ticari olarak da üreticiye ve tüketiciye ulaştırılmasının önü açılmalı. Bunun için ambalaj üzerinde tohumun menşei, çeşidi ve yerel standartlara tabi olduğu açıkça belirtilebilir. Böylece tüketici ne satın aldığını bilir, üretici de kendi bölgesinin genetik mirasını ekonomik bir değere dönüştürebilir.

Sizin önerdiğiniz “tam serbestlik” değil, “denetimli bir serbestlik” modeli mi?

Burada özellikle altını çizmek istediğim bir nokta var: Çözüm, denetimi kaldırmak değil; doğru denetimi getirmektir. “Sertifikasyon olmasın, herkes istediği tohumu satsın” demiyoruz. Bitki sağlığı, hastalık riski ve izlenebilirlik açısından gerekli kontroller devam etmeli. Fakat bunlar ata tohumunu fiilen piyasadan dışlayan değil, onu kayıt altına alıp güvenli biçimde dolaşıma sokan kurallar olmalı. Hatta kayıt altına alınan yerel çeşitlerin genetik materyalinin gen bankalarında korunması ve araştırma çalışmalarında kullanılabilmesi de sağlanabilir. Böylece bir taraftan geçmişten gelen genetik mirasımızı korurken, diğer taraftan bu çeşitlerin kuraklık, hastalık ve iklim değişikliği karşısındaki özelliklerinden geleceğin tarımında yararlanabiliriz. Özetle benim önerdiğim model “tam serbestlik” değil, “denetimli bir serbestlik” modelidir. Ata tohumunu endüstriyel tohumla aynı kalıba sokmak yerine, onun farklılığını kabul eden yeni bir hukukî kategori oluşturmak gerekiyor. Çünkü bir tohumu sadece gen bankasında saklayarak koruyamazsınız. Tohumun yaşaması için toprağa girmesi, çoğalması ve üreticinin elinde dolaşması gerekir. Dolayısıyla devletin görevi bu mirası sadece muhafaza etmek değil; çiftçinin onu yaşatabilmesinin, çoğaltabilmesinin ve belirli kurallar çerçevesinde başkasına ulaştırabilmesinin önünü açmak olmalıdır. Bence asıl hedefimiz de bu olmalı: Ata tohumunu saklanan bir miras olmaktan çıkarıp yaşayan, üreten ve gelecek kuşaklara aktarılan bir tarımsal miras hâline getirmek.
Tohum Özgür Değilse Tarım Ne Kadar Özgür (2)

Sizin geçtiğimiz yıllarda Saadet Partisi ile ortak büyük bir ata tohumu paylaşım çalışmanız olmuştu. Türkiye'de yüz binlerce kişiye ücretsiz tohum ulaştırılmıştı ve büyük ses getirmişti. Bu çalışmayla ilgili bilgi verir misiniz?”

Saadet Partisi'nin Millî Görüş anlayışında yer alan yerli üretim, kendi kaynaklarına sahip çıkma ve toplumsal dayanışma anlayışının pratikte karşılık bulduğu önemli çalışmalardan biri de bu oldu diyebilirim. Saadet Partisi İstanbul İl Teşkilatı ile birlikte “Nesilden Nesile En Büyük Armağan: Ata Tohumu Paylaşımı” sloganıyla büyük bir çalışma yürüttük. Bu çalışma kapsamında Türkiye'nin dört bir yanından talep eden insanlara ata tohumlarını ücretsiz olarak ulaştırdık. Toplamda 40 milyonun üzerinde ata tohumu dağıtıldı ve yüz binlerce kişiye ulaştırıldı. Bu, benim açımdan da çok anlamlı bir çalışmaydı. Çünkü yıllardır korumaya ve çoğaltmaya çalıştığımız tohumların sadece bir arşiv içerisinde kalmayıp, Türkiye'nin dört bir yanında yeniden toprağa ulaşması sağlandı. İnsanların kendi bahçelerinde, tarlalarında bu tohumları ekmelerine ve yeniden tohum almalarına vesile olundu. Gerçekten çok büyük bir organizasyondu ve büyük ses getirdi. Bu çalışmanın gerçekleşmesine katkı sağlayan Saadet Partisi Teşkilatı'na teşekkür ediyorum. Çünkü ata tohumlarının korunması ve gelecek nesillere aktarılması konusunda bu tür çalışmaların daha da çoğalması gerektiğine inanıyorum.

Tohum Özgür Değilse Tarım Ne Kadar Özgür (3)

MAHMUT KILIÇ KİMDİR?

Yıllar süren saha çalışmaları sonucunda, binin üzerinde yerel ve kadim tohum çeşidini bünyesinde barındıran zengin bir ata tohumu arşivi ve tohum bankası oluşturmuştur. Tohumu yalnızca korumanın değil, toprağa ulaştırarak yaşatmanın önemine inanan Mahmut Kılıç, bireysel paylaşımların yanı sıra sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde kitlesel tohum dağıtım projelerine öncülük etmiştir. Halen kendi tarlasındaki üretim çalışmalarına ve yerel çeşitleri kayıt altına alma süreçlerine devam etmekte; televizyon programları, gazete yazıları, sosyal medya ve çeşitli yayın organları aracılığıyla toplumsal farkındalık oluşturmayı sürdürmektedir. Ayrıca ata tohumları üzerine edindiği tecrübeleri aktardığı kitap çalışmasını da yakın zamanda okurlarla buluşturmaya hazırlanmaktadır.
-SON-

Kaynak: Haber Merkezi