Fakat ne yazık ki, umreye giden Müslümanlar, genellikle
umre süresince yapılan farz, vacip, sünnet veya müfsid niteliğinde umrenin her
bir fiiliyle ilgili birçok hükümlere oldukça yabancı kalmakta, bu önemli
ibadeti yerine getirme fırsatını bulduklarında da pek çoğu, bu hükümleri
bilmedikleri gibi, kısa bir sürede bunları kâfi derecede öğrenme imkânını da
bulamamaktadırlar. Bu sebeple hem yolculuk safhasında birçok sıkıntıya maruz
kalmakta, hem de bilemediği için umre ibadetini ya eksik ifa etmiş veya umrenin
sahih olmasına mani olacak bazı hatalarda bulunmuştur. Belki de, hac ve umrede
vaki bu eksikliklerden ve hatalardan dolayı ALLAH Teâlâ, hac ve umreyi
emrederken:
“Hac ve umreyi
ALLAH Teâlâ için tamam yapınız…” buyurmuştur. Başka bir ibadeti emrederken, hiç böyle yani: “Tamam
yapınız” buyurmamıştır.
Bu sebeple bazı zorluklara katlanarak umreye giden bir
Müslüma-nın, umresini noksansız eda edip “makbul bir umre” yapabilmesi ve ALLAH
Teâlâ katında en yüksek ecri kazanabilmesi için bu kutsal ibadetin nasıl
yapılacağını, umre esnasında nelere dikkat etmesi gerektiğini, hangi fiil ve
davranışların suç sayıldığını, kısaca erkânından adabına kadar, bu ibadetle
ilgili hükümleri, kendisine yetecek kadar iyi bir şekilde öğrenmesi gerekir.
Farzlarını, vaciplerini, sünnetlerini ve pratiğini bilmeden, tamamen amiyane ve
kulaktan dolma bilgilerle, uydum kalabalığa şeklinde “makbul bir umre” yapmak
mümkün değildir. Ayrıca başkalarından doğru bilgi alınsa da, umreye gidecek
kimsenin bizzat okuyup, öğrenip bilgi sahibi olması kalbini tatmin etme
bakımından çok daha faydalıdır. Bu nedenle aslında umreye gidecek kimselerin,
umreye gitmeden evvel en az üç ay, bilgili ve tecrübeli hoca efendiler
tarafından sıkı bir eğitim ve öğretimden geçirilmeleri çok faydalı ve isabetli
olur.
Bir Müslüman’ın hayatı boyunca namaz ve oruç bu kadar
tekerrür etmesi ve bu hususlarda bunca malumat verilmesine rağmen yine de bu
emirlerin ifasında bazı noksanlıklarla karşılaşmaktayız. Umrenin ise,
genellikle ömürde bir kaç defa olması, muhit yabancılığı ve lisan farklılığı
gibi diğer ibadetlerden ayrı bir özelliği vardır. Umre adayı, şimdiye kadar hiç
görmediği, gitmediği bir ülkeye, hiç bilmediği, tanımadığı insanlar arasına
gitmektedir. Bir de farklı iklim şartları… Bütün bunlar, esasen hakkıyla ifası
büyük bir dikkat ve eğitim isteyen umrenin zorluğunu bir kat daha artırmakta,
tek başına hakkıyla ifasını adeta güçleştirmektedir. Ayrıca umrenin ifası
sırasında yapılabilecek bir hata veya yanılgı, umre adaylarının maddî ve manevî
açıdan mağdur olmalarına sebep olmaktadır. Hatta her türlü külfet ve maddî
fedakârlığa katlanarak bu yolculuğu tamamlayan ve yurduna dönen bir kimse,
bazen makbul bir umre yapmadan da dönebilmektedir. Çünkü bilemediği için
umresini ya eksik, ya da hatalı yapmıştır. Kısacası umre, bilgi ve rehberliğe
dayalı, devamlı dikkat, takip ve kontrol isteyen bir ibadettir.
Cenab-ı Hakka sonsuz şükürler olsun ki, görevli olarak
birçok kere hacca, umreye gitmek nasip oldu. Bu vesile ile umreye gelen
kardeşlerimizin karşılaştıkları ve çektikleri sıkıntıları, yaptıkları hataları
yakinen müşahede ettik. Nafile sa’y yapanları, sünneti işleyeceğim derken haram
işleyenleri ve farzı, vacibi terk edip bid’atleri farz telakki edenleri çok
gördük. Bakara sûresi:196