Yıldız Ramazanoğlu’nun İkna Odası (3. Baskı, Timaş Yay., İst., 2008, 156 s.) romanı yangın yeri sahnelerle örülüdür. Sürekli bir iç kanama, daima ve daima facia…
Adını nereden alıyor bu roman, biliyorsunuz: Bir dönem kızlarımıza reva görülen üniversite giriş kapılarının yanı başına konuşlandırılmış çıkmaz odalarından…
Ramazanoğlu’nun İkna Odası, kadın ve kızlarımıza devlet mekanizması tarafından yaşatılan bir zulüm sürecini konu ediniyor. Bu roman Nermin, Seher ve Nuray üçlüsü çevresinde oluşturulmuş yapay bir kurgudan ziyade Türkiye’nin karanlık bir yüzüne temas ediyor. Romanın yansıttığı kirli tarihî vasat, insanı ve insaniliği sıfırlayan, hiçleyen, katleden bir süreçtir…
İkna Odası’nın milyonlarca genç kızı ve kadını temsil eden üç kızı, kendilerine uygulanan kılık kıyafet zulümleri sonucu farklı savrulmalar yaşıyorlar. Birisi (Nuray) üniversite okuyabilmek için edilgen bir tercihte bulunurken, birisi (Nermin) tıp fakültesine kayıt yaptırmayıp geri dönüyor. Ve sonuncusu (Seher) belayı başka bir yöntemle, kayıt dondurarak ve sonra da peruk takarak savmaya çalışıyor.
İkna Odası’nda en dirayetli görünen kahraman Nermin’dir sanki. Dolayısıyla en büyük hasarı da o alıyor. Belki bundan ötürü, romanın merkezinde Nermin bulunuyor. Fakat onun direnç gösterme biçimi de genellikle edilgen. Bu biraz da kadına mahsus bir tutum ancak böyle olur düşüncesinden mi kaynaklanıyor Bununla birlikte, söz konusu tavrı, “Buradayım. Siperim yok. Meydan okuyorum.” demenin bir başka şekli olarak da görebiliriz. Nihayet, kayıt için gittiği fakültenin ikna odasına çekildiğinde bu meydan okuma “sükût sureti”nde ve fakat içte gelişen bir karşı duruşla kendisini gösterir. Onun iç âleminden yapılacak onca alıntı var:
“Tut ki beni böyle çembere alan, biri konuşan biri hep dinleyen bu iki kişi altı yıl bana bir şey öğretti. Ne öğretti şimdi.”
“Teklif ettiğiniz şey bulanık gibi. İçinde parıldayan ne var. Biri bana şarta bağlı bir gelecek bahşederse ben ne kazanacağım. Şimdimi seviyorum.”
“Bir sürü şey söylüyorlardı. Çay ve yiyecek ikram ettiklerini hatırlayabiliyorum. Kulaklarım ateşle dolmuştu.”
“Diyelim ki dedikleriniz aklıma yatmıyor. Kabul etmem gereken tek bir yöne bakma ve çağdaş olmaya dair hedeflere, duygulara meydan okuyorum. Diyelim ki sizin benden kuşkulandığınız gibi ben de kuşkulanıyorum sizden. İsyan ahlakına teşne bir durumum var. Ama itaat ettiğim biri de var öte yandan. Gizli bir ilişkinin keyfini sürüyorum.”
“Azap odasına bir kilim olsun sermemişlerdi. Masaya bir demet taze çiçek konabilirdi. Gözlerimi dikip öylece dalacağım bir şey. Motiflerinde kaybolup gideceğim bir süs eşyası. Gerçi bir sehpa vardı ortada. Çay koymuşlardı. Bunu bir buhar olarak anımsıyorum.”
“Ne kazandığımı düşündüm. Onbir yıldır uğraştığım şeye bak. (…) Sahurlarda matematik kitabı kucağımda uyuyakalarak. Bütün duvarlar şahit. Ders çalışırdım. Yorulunca kitap okurdum. Teyze kızlarım en sevdiğim oyuncuların filmlerinin geldiğini haber verdiklerinde, tam da sınava iki ay kalmışken, siz gidin kızlar, ben tıp fakültesinin ikna odasını kazanacağım dermişim meğer.”
“Bedensel bir şiddete uğramıyordum ama bedensel bir şiddete uğruyordum. Bana yersiz bir şekilde başörtünü açmalısın, aksi halde… diye tehditler savuran ses, vücudumun her yerine öldürücü darbeler indiriyor, kemiklerim dağılıyordu sanki.”
İkna Odası’nın sadece birkaç sayfasından yaptığım bu alıntı cümleler, Nermin’in hangi psikolojik darbeye karşı nasıl bir teyakkuz sergilediğini, ruhunu ve bedenini korumak için nasıl gayret sarfettiğini göstermeye yetecektir…
Yıldız Ramazanoğlu’nun bu romanı bir yenilgi kitabı mıdır Böyle değerlendirmek doğru olmaz. Doğrusu şudur: Toplumun büyük bir kesimine yaşatılan kılık kıyafet zulmünün üç genç kız üzerinden yansıtılışı. Roman dediğimiz edebî türün bir karşılığı da “topluma tutulmuş bir ayna” olması değil miydi
***
Gelelim yazımızın başlığı “On Milyon”a…
Maalesef İkna Odası romanının işaret ettiği atmosfer hâlâ sürüyor. Özelde darbe dönemlerinin, genelde müflis batıcı zihniyetin yarattığı bu ikna odası ortamının yürürlükte olması, kızlarımıza ve kadınlarımıza nice çile, nice ıstırap çektirmeye devam ediyor…
Fakat şimdilerde yürekleri ferahlatacak bir çaba, büyük bir gayret var. Bir sivil toplum kuruluşunun, bir sendikanın başlattığı “Özgürlük İçin 10 Milyon İmza” kampanyası…
Katılın bu kampanyaya; ister http://ozgurlukicin10milyonimza.com sitesine girerek atın imzanızı, isterseniz Memur-Sen’in şehrinizde açtığı stantlara uğrayarak…