Bugün 9 Eylül. İngiliz destekli haysiyet ve vatan sevgisi

yoksunu Yunan işgalci askerlerinin Anadolu topraklarından atılışının 91.

yıldönümü.

Masum insanların ölümlerine üzülen onlar için ağıtlar yakan

Avrupa medeniyeti ile o insanların öldürülmesinde kullanılan bombaları,

silahları yapan Avrupa maalesef aynı Avrupa. Bu samimiyetsizlik, bu yalancılık,

bu aşağılık ruh hali Avrupa nın üzülerek ifade etmeliyim

ki

genlerine işlemiş durumdadır.

Anadolu coğrafyasını 3 sene işgal eden ve akla hayale

gelmeyecek vahşetlere imza atan Yunan ordusunun bu işgal sürecinde maddi

sponsoru İngiliz Hükümeti ve İngiltere Devleti ydi. Bu durum geçmişte de

böyleydi, şu anda böyle. Yani İngiltere bunu hep yapıyor.

Tarih ilminin bu tarafını çok seviyorum. Zira, gelecek

hakkında fikir yürütmede insana  el

feneri vazifesi görüyor. Tarih bir süreçtir. Dümdüz, sürprizi, son dakikası

olmayan ve senaryosu belli olan bir süreç. Sadece rolleri oynayan kişiler

değişiyor. Ama roller hep aynı.

Bugün 9 Eylül. İngiliz destekli haysiyet ve vatan sevgisi

yoksunu Yunan işgalci askerlerinin Anadolu topraklarından atılışının 91.

yıldönümü. 26 Ağustos ta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa nın Ordular ilk

hedefiniz Akdeniz dir ileri emri ile 14 günlük bir koşu ve yürüyüş

harekâtından sonra üstelik dağ bayır ortamında 450 kilometre yol katederek

şanlı Mehmetçik, nihayet bugün yani yine bir 9 Eylül de Anadolu nun büyük bir

kısmını düşman işgal ordularından kurtarır.

Anadolu coğrafyasını 3 sene işgal eden ve akla hayale

gelmeyecek vahşetlere imza atan Yunan ordusunun bu işgal sürecinde maddi

sponsoru İngiliz Hükümeti ve İngiltere Devleti ydi. Bu durum geçmişte de

böyleydi, şu anda böyle. Yani İngiltere bunu hep yapıyor. Şanlı Türk Ordusunun

karşısına çıkmaya cesaret edemeyen bu İngilizler, arkadan destek vererek

karşımıza yunanlıları çıkartmışlar ve onları maddi ve lojistik anlamda destek

vermişlerdi.

Milletleri birbirine vurdurmada mahir olan bu sabıkalı

İngiltere bugün ne yapıyor Haber ajanslarına yeni düşen bilgilere göre kendi

halkını gözünü kırpmadan katleden ve Suriye de savaş çıkması için elinden gelen

her şeyi yapan savaş çığırtkanları, çoluk çocuk, masum, kadın, yaşlı, sivil

demeden geçen haftalarda binlerce vatandaşını, binlerce dindaşımızı Kimyasal

Silah larla vurdu. Mesele Müslümanlar olunca bir anda üç maymunu oynayan,

duymaz, görmez ve anlamaz hale gelen güya çağdaş Avrupa bu durumu şiddetle

kınadı. Peki bilin bakalım. Suriye deki Katiller tarafından katledilen masum

dindaşlarımız kimin verdiği silahlarla ve gazlarla öldürülmüş Tabii ki

İngiltere Evet insanlık edebiyatı yapan İngiltere meğer geçtiğimiz senelerde

Suriye yönetimine Kimyasal silah satmış. Yani Tarih bir kez daha haklı çıktı.

Tarih tekerrürden ibaretmiş. 1922 de Müslüman Türkleri katletsin diye

Yunanlıları destekleyen İngiltere, 2013 te de Suriyeli Müslümanları katletsin

diye yerli işbirlikçi katilleri desteklemiş.

Hadise şöyle gerçekleşmiş;

İngiltere de yayımlanan The Independent ile İskoçya da

yayımlanan Sunday Mail gazetelerinin birinci sayfadan verdiği haberlere göre,

geçen yıl Suriye ye lisansları askıya alması gereken bir dönemde yani hiçbir

şekilde Suriye ye silah satışının yapılmaması gereken bir dönemde İngiliz

hükümeti bir İngiliz firmasının sinir gazında bulunan kimyasal maddeleri

Suriye ye ihraç etmesine izin verdi.

Haberlerde sarin sinir gazının yapımında kullanılabilen

potasyum florid ve sodyum florid gibi kimyasal maddelerin Suriye ye bizzat

İngiltere tarafından üstelik silah ambargosu varken verilmiş.

Evet ne yazık ki masum insanların ölümlerine üzülen onlar

için ağıtlar yakan Avrupa medeniyeti ile o insanların öldürülmesinde kullanılan

bombaları, silahları yapan Avrupa maalesef aynı Avrupa. Bu samimiyetsizlik, bu

yalancılık, bu aşağılık ruh hali Avrupa nın üzülerek ifade etmeliyim ki

genlerine işlemiş durumdadır. 1915 de Türkler insan değildir diyerek

Çanakkale de masum Müslümanların üzerine tonlarca ağırlıktaki kimyasal silah

boşaltan İngiltere ile 2013 ü yaşayan İngiltere aynı genleri taşıyan, aynı reflekslere

sahip aynı kaypak İngiltere dir.

Gelelim biz Sattığı silahlarla Suriye deki binlerce

masumun canının kıyılmasına sebebiyet veren çağdaş İngiltere ile aynı

vicdansızlığı ve genleri taşıyan 1922 lerin İngiltere si tarafından desteklenen

Yunan saldırganlarının memleketimizden çıkartılma hikayesine.

Dört sene süren ve bir buçuk Türkiye kadar toprak

kaybetmemizle sonuçlanan Birinci Dünya Savaşı nı mağlup olarak tamamladıktan

sonra oturduğumuz Mondros taki antlaşma masasından çok fena bir şekilde, çok

ağır maddelere imza atarak kalkabildik. Bu kadar ağır maddeler ihtiva eden

böylesine bir musibeti neden imzaladık Ya da o metni imzalayan bürokratı

Sultan Vahideddin Han a hangi Cumhuriyet büyüğü tavsiye etmişti Bunlar

konumuza bahis olmadığı için bahsetmeyeceğim.

Mondros musibetinin 7. maddesi çok ağırdı. Diyordu ki;

işgal devletleri Osmanlı toprakları içerisinde kendi güvenliklerini tehdit eden

herhangi bir durum ortaya çıkarsa, stratejik noktaları işgal edebileceklerdir .

Bu madde, ülkenin herhangi bir bahane ile işgal edilebilmesini mümkün kılmış ve

bu işgallere de hukuki bir dayanak sağlanmıştır. Zaten öyle de oldu. Yani işgal

güçleri ülkeyi karış karış hem de hiçbir bahane öne sürmeden antlaşmanın

imzalanmasından hemen dört gün sonra işgale başladı. Ama, onların bir hesabı

varsa Allah ın da bir hesabı vardı ve ülkenin her yerinde bu işgallere bağlı

olarak birbirinden bağımsız kuva-i milliye çeteleri kuruldu. Bu çeteler

doğuda Ermeniler e, güneyde düzenli ve dünya standartlarının üstünde ordu

yapısına ve silah gücüne sahip İtalyan ve Fransız ordularına tabiri caiz ise

kök söktürdüler.

Milli Mücadele sürecinde kurulan ve tamamen sivillerden

oluşan bu Kuva-i Milliye çeteleri üstlerine düşen vatan vazifelerini

ziyadesiyle yapmış, sıra TBMM tarafından kurulan ve başına Batı Cephesi

Komutanı sıfatıyla İsmet İnönü nün getirildiği Düzenli orduya gelmişti. Bu

ordunun ilk sınavı 6 Ocak 1921 de İnönü de meydana geldi. İnönü nün kendi

hatıralarında da küçük çapta diye nitelendirdiği 4 gün süren ve tarihe 1. İnönü

Zaferi diye geçen ve gerçekten de İnönü nün de ifade ettiği gibi savaştan çok

mahalle çetelerinin çatışmasını andıran bu savaşla cesaret bulan düzenli Türk

Ordusu yere daha bir sağlam basmaya başladı. Zira, ülke çapında bilinçli olarak

bu küçük çaplı çatışma büyük bir zafermiş gibi lanse edildi. Günün psikolojik

şartlarına bakacak olursak bu çok gerekli ve yerinde bir hamledir. Ardından

sırası ile Londra Konferansı, 2.İnönü Zaferi, Sakarya Meydan Muharebesi ve en

nihayet 26 Ağustos 1922 de başlayan Ya istiklalin ya da ölümün tercih

edileceği son darbe olan Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi

yaşanmıştır.

Tüm okul sınıflarında Yunanlıların İzmir de denize

dökülmesi ile sonuçlanan Büyük Taarruz un Mustafa Kemal Paşa nın Afyon

tepelerinde söylediği; Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir ileri. Emrinden sonra

İzmir e kadar durmaksızın ilerleyen askeri birliğe verilen ikinci ve hatta

üçüncü hedeflerin neresi olduğu söylenmez, anlatılmaz, merak edilmez. Talebeler

tarafından da neden hedefiniz yerine ilk hedefiniz dendiği konu bile

edilmez. Evet, ikinci hedef olan Trakya İzmir in ele geçirilmesinden bir hafta

sonra 16 Eylül de alındı. Üçüncü hedef ise tam bir sene sonra geri alınacak

olan İstanbul dur.

Konuya devam; memleketi 9 Eylül deki nihai zafere getiren

süreçte köşe başı vazifesi gören bir yiğit vardır. Fakat devrimlere ve emri

vakilere karşı çıktığı, mecliste muhalif kanadın üyesi olduğu için isminin üstü

kalın kalemle çizilen Halit Paşa Nam-ı diğer Deli Halit bu yiğit vatan

evladı, büyük Taarruz esnasında İç Ege sırtlarına kurulmuş olan Yunan

karargahını hiçbir emir almadan tamamen inisiyatif kullanarak kendi sınırlı

birliği ve gücü ile basar. Yunan Orduları Başkomutanı General Trikopis i

karargâhı, çadırı ve özel eşyaları ile birlikte ele geçirir, esir eder. Bu

şanlı hamleden sonra Türk Ordusu karşısında direnmeye, dağlara tutunmaya

çalışan İngiliz destekli Yunan ordusu başsız kaldığı için çözülür ve çok hızlı

bir şekilde geri çekilir. Ama çekilirken de önüne gelen masum halkı öldürür,

evleri, köyleri ve hatta içinde hayvanların bulunduğu ahırları yakarak müthiş

bir katliama imza atar.

Peki şimdi soracaksınız bu kahramana ne oldu diye. Hemen

söyleyeyim; Asılarak öldürüldü. Ama cephelerde boğaz boğaza savaştığı ölümü

göze alarak üstlerine gittiği Yunanlılar ya da başka bir bir düşman grubu

tarafından değil. Cumhuriyetin ilanından iki buçuk sene sonra silah arkadaşları

tarafından İzmir Suikastında parmağı olduğu gerekçesi ile 9 eylül de kurtardığı

İzmir de 14 Haziran 1926 da asılır. Sanırım İroni kavramının içini dolduran

hadise bu olsa gerek. Yunan düşmanından kurtardığın şehirde dostların

tarafından öldürülmek

Başladığımız yere geri dönecek olursak, Anadolu da

binlerce köyün yıkılmasına, onlarca şehrin tarumar edilmesine, onbinlerce masum

köylünün ırzının lekelenip katledilmesine, milyonlarca hayvanın diri diri

yakılmasına sebep olan Yunan birliklerinin arkasında duran ve bu Yunanlı

katilleri parası ile, silahı ile, gıdası, ilacı, kıyafeti, vaatleri ile

destekleyen kuvvet, bugün Suriyeli kardeşlerimizin zehirlenerek şehit olmasına

sebep olan kuvvetle aynıdır. Yani katil İngiltere dir. Senaryo aynı, dekor ve

oynayanlar farklı.

Gösterime sunulduğu tarih olan 1919 dan tam 94 sene sonra

güncellenmiş sürümü ile vizyonlara tekrar sunulan ve ihtiva ettiği kan,

gözyaşı, zulüm, tecavüz, vahşet ile +18 uyarı notu ile sunulan bu filmin

ismi, çekildiği yer, aktörler, figüranlar, sponsorlar hemen hemen aynıdır.

Filmin ismi; Ortoduğu da Kan Emen Vampir Avrupa

Çekildiği yer; Ortadoğu

Çekildiği Zaman; 20 Yüzyılın Başları

Gösterime Sunulduğu Zaman; Her 20 Senede Bir

Başroller; Katil; Avrupa Beslemesi Ortadoğulu Firavunlar,

Zalimler

Mazlum; Ortadoğulu ve Anadolulu Sivil Halk

Sponsor; İngiltere Başta Olmak Üzere Tüm Avrupa ve

Amerika Devletleri

Senaryo; Vahşi Kapitalist ve Emperyalist Avrupa ve

Amerika

Muhabbetle.