Allah Resulü (sav)‘ın İslam‘ı anlatmaya başlamasından kısa bir süre, Hz. Peygamber (sav) ile tanışıp, kendi ifadesiyle ona âşık olan Hz. Ebu Zerr, ilk Müslümanlardan sayılmıştır. Gıfar kabilesine mensup olan Ebu Zerr‘in, doğum tarihi de net olarak bilinmemektedir. Mekke ve Medine şehirlerinin arasında bir yer olan Rebeze‘de yalnız başına vefat ettiği kaynaklarda belirtilmektedir. Asıl ismi; Cündüp‘tur.

Künyesi Ebu Zerr olan, Hz. Cündüp bin Cenade, İslam tarihinde asıl ismiyle değil künyesiyle meşhur olmuştur. Ebu Zerr‘in mensup olduğu Gıfar kabilesi, genellikle yol kesmek, kervanlara saldırmak ve eşkıyalık yapmakla geçimlerini temin eder, bu sıfatlarla tanınırlardı. Ebu Zerr, bu eşkıyalık işinde, tüm bölgede çok güçlü bir isim yapmış, isminin anıldığı yerde korkunun yayılmasına sebep olmuştur.

Cündüp bin Cenade, vahyin henüz gelmediği yakın bir zamanda, kendi içinde bir karara vararak, eşkıyalık mesleğini tamamen terk edip Hanif dinine mensup oldu. İslam‘ın ve Peygamberinin henüz Allah‘a davete başlamadığı bir dönemde bir olan Allah‘a itaat etmeye başladı. Çevresindekileri de kötülükten alıkoyup iyiliğe yöneltmek hususunda gayretli olan Ebu Zerr‘in çevresinde, kısa zamanda putlara karşı bir düşmanlık başlamıştı. Ebu Zerr, kendi ifadesine göre, Müslüman olmadan üç yıl öncesine kadar kendine has bir şekilde Allah‘a ibadet etmeye başlamıştır.

Ebu Zerr, Mekke‘ye gidiyor

Ebu Zerr (ra), daha İslam yayılmadan Hak olan Allah‘ın davetine cevap vermiş, Peygamber mücadelesine başlamadan kendisine iman etmiş büyük sahabilerden biridir. Hz. Ebu Zerr‘in İslam‘ı duyması ve peygamberi bulup ona iman etmesi de başlı başına zikredilmesi gereken önemli bir olaydır.

Olay, kaynaklarda şöyle anlatılmıştır: "Bir gün, Gıfaroğulları kabilesine mensup bir kişi, Mekke‘den kendi kabilesine döndüğünde doğru Ebu Zerr‘e gitti ve Mekke‘de bir zatın zuhur edip kendisinin peygamber olduğunu iddia ederek insanları yeni bir dine davet ettiğini ve Cenab-ı Hakkın vahdaniyeti hakkında halka talimatta bulunduğunu haber verdi. Ve bu işi araştırmasını, aslını öğrenmesini tavsiye etti.

Kendi kabilesinden bu adamın vermiş olduğu bilgileri dikkatle dinleyen Hz. Ebu Zerr, karşısındakinin sözleri bittikten sonra: "Cenab-ı Hakka yemin ederim ki, bu zat, iyilikleri öğrenmeleri ve kötülüklerden sakınmaları için halka nasihatler yapmaktadır" dedi.

Bu konuşmadan kısa bir süre sonra Ebu Zerr Mekke‘ye gitti. Bu sırada Hz. Peygamber‘in Mekke‘deki durumu çok kritik olduğundan, ashabı onu büyük bir titizlikle koruyor ve bulunduğu yeri hiç kimseye açıklamıyorlardı. Ebu Zerr, Hz. Peygamber‘i kime sorduysa bir cevap alamadı. Çaresiz bir şekilde Kâbe‘ye gitti. Zemzem suyundan içerek biraz rahatladı. Tekrar Hz. Peygamber‘i aramaya çıktı. Yine kimseden bir cevap alamadı.

Bu arada tesadüfen karşısına çıkan Hz. Ali‘ye sordu ise de yine bir cevap alamadı. Birkaç gün böyle geçti. Umudunu yitirip, tekrar geldiği yer olan Gıfar‘a geri dönmeye karar verdiği gün tekrar Hz. Ali‘yi gördü. Hz. Ali, Ebu Zerr‘in durumunu daha önce Resulullah (sav)‘a açtığı ve zararsız bir kimse olduğu anlaşılınca, efendimiz onu kendisine getirmesini Hz. Ali‘den rica etmişti. Ebu Zerr, Hz. Ali vasıtasıyla Hz. Peygamber‘e götürüldü. Ebu Zerr, Resûlullah (sav) ile yaptığı kısa bir konuşma ve görüşmeden sonra kelime-i şehâdet getirerek İslâm‘a girdi. Müslüman oldu."

Kendisi için yeni başlayan bu yepyeni dönemin heyecanını hisseden Ebu Zerr, Resulullah (sav) ile görüştüğü ve Müslüman olduğu bu günden itibaren bütün kuvvet ve kudretiyle, bütün aşk ve heyecanıyla ve bütün cesaretiyle İslam‘ı açıkça yaymaya ve daha çok insanın bu eşsiz hazineden faydalanması için çalışmaya başladı.

Kendi halkına davasını anlatıyor

Ebu Zerr (ra) kardeşi Uneys‘in de İslâm‘a girmesini ve Müslümanlıkla müşerref olmasını sağladı. Kabilesinde de İslâm‘a davet faaliyetlerine girişti ve Hz. Ebu Zerr‘in eliyle Müslümanlığı tercih edip, şereflendiler.

Ebu Zerr, Hz. Peygamber (sav)‘ın Medine‘ye hicretinden sonra meydana gelen Bedir, Uhud, Hendek harplerine ve diğer gazvelere katıldı. Tebük gazvesinde İslâm ordusu hazırlandığı zaman Ebu Zerr gecikmiş; devesinin bitkinliğine rağmen Resulullah‘ın ardından yürüyerek Tebük seferine katılmıştı.

Ebu Zerr, Mekke‘nin fethi sırasında kendi kabilesinin sancaktarlığını yapmış, elinde sancakla Mekke‘ye ilk girenlerden olmuştur.

Amacı Allah olan, satın alınamayan bir adam!

Hz. Ebu Zerr, tabiat olarak fakir, zahit ve inzivayı seven bir sahabi idi. Dünyaya hiç değer vermezdi. Bundan dolayı Hz. Peygamber (sav) kendisine Mesîhu‘l-İslâm lâkabını takmıştı.

Kaynaklarda anlatıldığına göre, bir keresinde Allah Resulü (sav)‘dan valilik gibi, bir yerin yöneticiliğini istemişti. Ancak ‘dostum‘ dediği Hz. Peygamber (sav), kendisine böyle bir görevi asla istememesini ve kabul etmemesini tavsiye edince, bundan sonra ne Hz. Peygamber (sav)‘dan yöneticilik istemiş ne de Efendimiz (sav)‘ın vefatından sonra, kendisine teklif edilen görevleri kabul etmişti.

Yöneticilik konusunda çok katı olan Ebu Zerr, birçok defa aldığı tekliflerin hepsini "Dostum, bana bundan uzak dur dedi" diyerek reddetmiş, yoksulluk çekmesine karşı, hakkı olmayan bir mala asla göz dikmemiştir.

Efendimizin vefatından sonra, Medine‘den ayrılıp Şam‘a yerleşmişti. Hz. Osman devrinde, fetih hareketleri oldukça genişlemiş ve bu yüzden fethedilen bölgelerin gelenekleri ve yaşam tarzları da İslam toplumuna etki etmeye başlamıştı. Bunun sonucu olarak yöneticiler, sadelikten ayrılarak dünyevî bir yaşantının içerisine girmişlerdi. Saraylar, köşkler, konaklar yapılmaya, hizmetçiler tutularak işler onlara gördürülmeye başlanmıştı. Sefahat ve zevk düşkünlüğü artmaya başlamıştı.

Resulullah (sav)‘ın, ondan sonra gelen Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer devirlerinin sadeliği unutulmuş, gösteriş merakı yayılmaya başlamıştı. Bu dönemlerin sadeliğini unutmayanlardan birisi de Ebu Zerr (ra) idi. O, sade yaşantısını sürdürmekte direniyor, mal ve servet biriktirme hırsına kapılmıyordu.

Gösterişli ve şaşaalı bir hayat tarzını seçenlere karşı direnmekte ısrar ediyor. Hakikat bildiği ve "ben dostumdan böyle öğrendim" dediği halkın önünde de olsa her yerde söylemekte bir an bile tereddüt etmiyordu. Mescitlerde toplanan yoksul ahali, Peygamber (sav)‘ın dostu, Ebu Zerr‘i görünce, ondan kendilerine vaaz yapmasını istiyor,  o da yöneticilerin gösteriş ve şaşaalı yaşantılarına Kur‘an ve hadisten örneklerle karşı çıkıyordu. "Altın ve gümüşü biriktirip, Allah yolunda harcamayanlara can yakıcı azabı müjdele" [Tevbe 34] ayetini bir delil olarak sık sık tekrar ediyordu.

Hakk‘ı anlattığı için Şam‘dan kovuluyor

Hz. Muaviye ve diğer bazı valilerin yaşantılarını sürekli eleştirmesinden dolayı, Şam halkı da yanlış giden işlere seslerini yükseltmeye başladılar. Bu yüzden Şam‘da fesat çıkardığı iddiasıyla Hz. Ebu Zerr, Hz. Osman (ra)‘ya şikâyet edildi. Hz. Osman, Ebu Zerr‘i Medine‘ye çağırdı.

Hz. Ebu Zerr Medine‘ye geldikten sonra Hz. Osman‘a; "Benim dünya malına ve dünya metaına ihtiyacım yoktur!" diye haber gönderdi.

Hz. Ebu Zerr‘in Medine‘ye gelişi, Medine halkı üzerinde büyük bir tesir ve heyecan oluşturur. İnsanlar Ebu Zerr‘i görmek için meydanlarda toplanırlar. Fakat Ebu Zerr, Medine‘de fazla kalamayarak Mekke civarında bulunan Rebeze mevkiine giderek oraya yerleşir. Bu gönüllü bir yerleşmeden daha çok bir sürgündür. Ebu Zerr, konuşmalarından ötürü, Rebeze çölüne sürülür.

Ebu Zerr, Rebeze‘de çok sıkıntılı günler geçirmiş, evi harap olmuş, sırtında elbisesi kalmamıştı. Ailesi elbiseden bahsettikçe, o: "bana elbise değil, kefen lâzım" diyordu. Açlıkla pençeleşiyorlardı.

Nihayet hastalandı. Öleceğini anlayan eşi, kefeni dahi olmadığını söyleyerek ne yapacağını ve kendisini nasıl defnedeceğini hem düşünüyor ve hem de Ebu Zerr‘e düşüncesini açıklıyordu. O ise yattığı hasta yatağından biraz doğrularak eşine, üzülmemesini, Mekke tarafından bir kafile gelmedikçe ölmeyeceğini, zira bu kafile ile gelen bir gencin kendisine kefen getireceğini anlatıp arada sırada hanımına: "Bak bakalım, ufukta toz bulutu görüyor musun" diyordu.

Nihayet Hicretin 31. yılında bir gün ufukta bir kervan gözüktü. Kervan konakladıktan kısa bir süre sonra Hz. Ebu Zer, ebedi âleme irtihal etmiş, Ensar‘dan bir genç gelip onu kefenlemiş ve cenaze namazını kıldırarak Rebeze‘ye defnetmiştir. Ebu Zerr‘in vefatıyla ilgili bir diğer rivayet ise, gelen kafiledekilerle konuştuğu ve ondan sonra vefat ettiği şeklindedir.

Yalnız yaşayıp, yalnız ölen ve yalnız diriltilecek olan bu büyük sahabi, kime karşı olursa olsun Hakk‘ı söylemekten asla çekinmemiştir. Vefat ettiğinde, harap olmuş bir ev ve bir iki koyundan başka bir serveti yoktu. Rebeze çölünde, eşi ve kızını yalnız bırakarak, "Dostum" dediği, en sevgilinin yanına gitmişti.

[Not: Bu yazının hazırlanmasında Hayrettin ez-Zirikli ve Asım Köksal‘ın konuyla ilgili çalışmalarından faydalanılmıştır]

Muhabir: Haber Merkezi