Toplumda yaşlılara saygının giderek azaldığını görmek
insanı üzüyorken, olay kişiler arasındaki ilişkilerin ötesinde devletin
yaşlılara bakışına da yansıdığı dikkati çekiyor. Hem de her fırsatta yaşlılara
sevgi ve saygılarını dile getirenlerin şahsen bunu inanarak söylediklerine de
inanıyorum- iktidarı döneminde yaşlıların yasal bakımdan ya ölmüş ya da kendini
idare edemeyecek bir konumda görülüyor ve algılanıyor olmasını insan anlamakta
güçlük çekiyor. Kısacası yöneticilerin söylemleri ile eylemleri arasındaki bu
çelişkiyi birilerinin izah etmesi gerekiyor.
Bu köşede geçmiş günlerde 65 yaşını geçmiş olanların
hukuk karşısında maruz kaldığı muameleyi aktarmıştım. En son olarak kardeşime
vekaletname verebilmem için noterin sağlık raporu istediğini belirtmiştim. Bu
yazım üzerine okuyucularımdan ve yakın çevremden şaşkınlıklarını ifade eden
tepkiler aldım. Olayın devamını da yazmak istemiyordum. Gelişmeler işin daha
sonraki boyutu paylaşmaya zorladı.
Çünkü, bağlı bulunduğum aile hekimine noterin istediği
sağlık raporu için gittiğimde, önce ne için vekaletname vereceğim soruldu. İzah
edince de bu durumun noter tarafından belirlenmesi ve ne için rapor vereceğimin
noter tarafından bir yazı ile kendisine iletilmesi istendi. Baktım ki canlı ve
sağlıklı olduğumu anlatmam bu kadar zorlaşmış, tekrar notere gitmekten de
sağlık raporundan da vazgeçtim. Kendim gider işlerimi görürüm diye düşündüm. Ve
otobüse atlayarak 600 kilometrelik yolu bir kez aştım.
Bunlara birde dün bir gazetede, Altı ay çekilmeyen maaşa
öldü diye el konuluyor başlığı altında yer alan haber eklenince yüksek sesle
bu ülkeyi yönetenlere Siz ne yapmak istiyorsunuz diye sorma ihtiyacı duydum.
Belli ki bir emekli maaşını çekmemek ve biriktirmek hakkına sahip değil. Yaşlı
olduğuna göre maaşını da çekmiyorsa ölmüş olabilir, öyle ise bu parayı
mirasçılarına kaptırmamak gerekir. Öyle düşünüyorlar galibe bu kararı alanlar.
Ve bir de sanki gençlere ölüm yokmuş gibi bir anlayış söz konusu.
İyide her şeyin bilgisayar ortamında gerçekleştiği bir
dönemde bir emeklinin ölüp ölmediğini anlamak için maaşını çekmemesi mi ölçü
oluyor
Hastane ya da bir başka yerde ölüm gerçekleşmiş olduğunda
defin işlemlerinin yapılması için ilgili makamlar öncelikle ölüm raporu ve
nüfus cüzdanını istiyorlar. Bu ikisi olmadan işlem yapmıyorlar. Öyle ise bir
emekli maaşını altı ay çekmemiş ise öldü kabul edilerek biriken parsının bloke
edilmesi ve yaşadığını ispat etmesinin istenmesinin mantığını birileri
anlatabilir mi
Olayın bir başka boyutu ise zaten emeklilerin senede bir
defa yaşadığını ispatlamak için bankaya bizzat müracaat etmesi, orada ilgili
memurun önünde bir belgeyi doldurup imzalaması gerekiyor. Aksi halde bankadan
maaşını alması mümkün olmuyor. Yani emeklilerin yaşadığını senede bir kez
ispatlaması uygulamada vardı. Demek ki bu da yetmemiş, maaşını altı ay çekmemiş
ise gidip yaşadığını ispat etmesi gerekiyor. Kısacası yaşlılara bakış açısı çok
çirkin bir noktaya gelmiş bulunuyor. Devlete göre 65 yaşını geçmiş olanlar ya
kendilerini idare edemeyecek noktada olabilirler ya da yaşamıyorlardır. Böyle
yaklaşım olur mu Böyle bir yaklaşım ile yaşlıya sevgi ve saygıyı bir arada
nasıl düşünebilirsiniz
Kısacası memleketimizde hayat 65 ten sonra yaşamakla
yaşamamak arasına sıkıştırılmış vaziyette. Buna kimsenin hakkı olmadığını,
özellikle de halkın oyları ile iktidar olanların hiç hakkı olmaz. Sizi idare
edeceğiz diye oy istiyorlar ve bu oyu geçerli sayıyorlar ama vekaletname verme
ve bankadan parasını belli bir süre çekmeme hakkı çok görülüyorsa buna
vatandaşlık denemez, idareciler de vatandaşları idare ediyor olamazlar.