Çevremizde olup bitenler konusunda sanki belirleyiciymiş

gibi bir tavır sergilenmesine karşılık gelişmeler gösteriyor ki, Türkiye

bölgemizde belirleyici olma yönünde bir istek gösterdiğinde gündeme yeni

aktörler sürülüyor. Küresel güçler Türkiye ya da bir başka ülkenin belirleyici

olmasını istemiyor; sadece belirlenmiş senaryoda kendilerine biçilen rolü

istendiği gibi oynamasını istiyorlar. Gelişmelere bu açıdan bakıldığında Neler

oluyor sorusunun cevabı kolaylaşıyor. Bölgemiz ülkelerini demokratikleştirmek

ve özgürleştirmekten söz ediliyorsa bunun sadece sömürgeci güçlerin istediği

şekilde gelişmesi gerekiyor. Yoksa demokrasinin literatürdeki anlamını esas

alınıp gelişmelerin bu yönde olması istenecek olursa bilinmelidir ki küresel

güçler rahatsız olacak, karşı hamleler gündeme gelecektir. Mısır da seçimleri

İhvan ın kazanması karşısında ortaya çıkan gelişmeler bunun son örneğidir.

Çünkü günümüzde belirleyici olan güçtür. Belirleyicilerin sahneye koyduğu

oyunda figüran olmamanın yolu belirleyici olabilecek güce erişmekten geçiyor.

Bu da sanıldığı kadar kolay değildir ama imkânsız da değildir. Bunun için

öncelikli olarak küfrün tek Millet olduğu gerçeğini unutmamak, Hakk cephesinde

yerimizi almak ve bu cepheyi hızla güçlendirmekten gerekiyor. Kendisini Hakk

cephesinde sayanlar bir takım dünyevi çıkarlar uğruna küfür erbabı ile ittifak

yapmakta, onlarla işbirliği halinde olmakta sakınca görmeyecek olurlarsa

belirleyici konuma gelmeleri mümkün olmayacaktır. Belirleyici güçlerin müsaade

edecekleri çerçeve içine sıkışıp kalacaklardır. Çünkü belirleyiciler

karşılarında yeni bir güç istemezler. Onlar köpeksiz köyde değneksiz gezmeye

alışmışlardır.

Bu söylediklerimizi anlamak için çevremizde cereyan adan

olayları görmek yeterlidir. Irak ta yaşananlar, Suriye de iki yılı aşkın bir

süreden beri devam eden olaylar ve gelinen noktada meydana sürülen yeni

aktörler ve Türkiye nin PYD bu yeni aktörleri muhatap kabul etmek zorunda

kalışı, Mısır da yaşananlar, Somali de elçiliğimize saldırı, Lübnan da iki

pilotumuzun kaçırılışı hep birbiri ile bağlantılı gelişmelerdi. Yani küresel

güçlerin tezgâhı. Küresel güçler uzunca bir süreden beri terörü

kullanmaktadırlar. Bir takım örgütlere destek vererek amaçlarına hizmet

ettirmektedirler. Böylece düzenli ordularını sahaya sürmek yerine bu maşaları

kullanmaktadırlar. Çoğu zaman da bu maşalar kendilerinin yüksek ideallere

hizmet ettiklerini sanmaktadırlar. Söz gelimi bağımsızlık gibi, özürlük ve

temel insan haklarını hayata geçirmek gibi söylemlerin peşine takılmaktadırlar.

Halbuki küresel güçlerin literatüründe bağımsızlık çoğu zaman hedefteki

ülkelerin ve devletlerin ufalanması, zayıflatılması anlamına geliyor. Ufalanma

yerine farklılıklara rağmen birlikte yaşama kültürünün geliştirilmesi ve

yerleştirilmesi ülkeleri daha güçlü kılacaktır ama ne yazık ki birlikte

yaşayarak güçlü olmak yerine ufalanarak güçlülere yem olma yolunda zavallılar

bulmakta sömürgeci güçler zorluk çekmiyorlar. Bu yolda yürüyüşe bir takım

tılsımlı kelimelerle gerekçe de bulunmaktadır. Söz gelimi Taksim deki Gezi

Parkı olayları yeşili korumak adına başlatıldı ama insanlar öldü, yaralandı

etraf tahrip edildi.

Maksadım yeniden Gezi olaylarına dönmek değil. Küresel

güçler böylesine uzun vadeli planlar uygulamaya koyarken ülkemizde yılların yeni

bir anayasa yapma söylemi ile geçirildiğine, başkanlık mı yoksa yarı başkanlık

sistemine geçilmesi gerektiği tartışmaları ile toplumun oyalandığına dikkat

çekmek istiyorum. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yönündeki anayasa

değişikliğini yapan iktidarın bir süre sonra başkanlık sistemini gündeme

sürmesinin mantıki bir izahı olabilir mi Şimdi görülüyor ki, iktidar kanadı

artık başkanlık sisteminden de vazgeçmiş yarı başkanlık sistemine geri dönmüş.

Ama yarın bir de bakarsınız başkanlık sistemi yine tartışılıyor. Kısacası,

küresel güçlerin hamlelerine karşı tedbirler alarak, karşı hamleler geliştirmek

yerine bir takım kişisel hırsların tatmini uğruna zaman geçiriliyor. Bunun adı

da bölgesel güç haline gelmek oluyor. İnanlara hayırlı olsun ama bana hiç de

öyle gelmiyor.