16- Herkesin yaptıklarından mes’ûl olduğu, başıboş bırakılmadığı ifade edilerek, anarşi ve gayesizliğin önüne geçilmeye çalışılmıştır.

17- Borç ve kefalet hukukunun nüvesi atılmış, barış, sulh ve selâmete erişebilmek için, ifrattan sakınmayı emir ve tavsiye etmiş; her suçlunun suçundan başkası değil, ancak kendisinin suçlu tutulacağı belirtilmiş ve “Müslümanları doğru-dürüst yöneten adam, kesik burunlu bir zenci de olsa, ona itaat edin ki, Cennet’e giresiniz” denilmiştir.

18- Cahiliye gelenekleri kaldırılmıştır. İnsanlar alışageldikleri kötü şeyleri körü körüne yapmaktan vazgeçmelidirler.

19- Emânetler yerlerine verilmelidir. Emânete hiyanet edilmemelidir.

20- Küçük büyük önemli-önemsiz her işte şeytana uymaktan sakınılmalıdır.

21- ALLAH Teâlâ’nın Kitabına ve Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sünnetine uyanlar asla sapıklığa düşmezler.

22- İslâm sadeliğinden ayrılmamak, aşırılıklara sapmamak gerekir.

23- Hak Teâlâ’ya ibadet olunacak; beş vakit namaz kılınacak, oruç ayında oruç tutulacak, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin tavsiyelerine uyulacaktır. Bunları hakkıyla yerine getirenlerin mükâfatı cennettir.

24- Vasiyet, nesep ve zina gibi esaslara temas edilmiştir. Hutbe esasen açık olduğundan sözü uzatmaya ihtiyaç göstermemektedir.

Görüldüğü üzere insanlar arasındaki olumsuz ayrımcılıkların tamamen ortadan kaldırılması, temel insan haklarına ilişkin ilkeler, dünya ve ahiret mutluluğu için gerekli prensipler bu hutbede yer alan hususlar-dan bazılarıdır. Fakat bu hutbedeki en can alıcı nokta, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin, Kur’ân-ı Kerim’i ve buna bağlı olarak kendi Sünnetini bize emanet olarak bıraktığını özellikle vurgulaması ve bunlara sarıldığımız takdirde yolumuzu şaşırmayacağımızı ifade etmiş olmasıdır.

İşte bu bakımdan değerli kardeşlerim, burada, bu büyük günde, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin: “Tebliğ ettim mi ” sesine candan kulak vererek: “Evet, ey ALLAH Teâlâ’nın elçisi, sen tebliğ ettin, tebliğ görevini yerine getirdin. Senin mesajın bize ulaştı. Bundan sonra bu mesajı taşımak bizim görevimiz.” diyerek bu mübarek meydandan İslâm’ın bu temel ilkelerinin savunucusu ve taraftarı olmak azmi ve kararlılığı içinde ayrılmalıyız ki, hac gibi ulvî bir ibadetin anlam ve gayesine ulaşmış olalım.

İşte bu kutlu yerde ve bu kutlu mekanda yanımıza alarak geri döneceğimiz en önemli hediye, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bu emaneti olacaktır.

Bu asırda Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizi tanımaya ve O’nun güzel ahlâkını, yolunu öğrenmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. En güzel örnek olmasına rağmen, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizi hakkıyla ve yakından tanıyamadık. Sünnetini yeterince yaşayamıyoruz. Bunun ezikliği ve her şeyden önemlisi O’na layık bir ümmet olamamanın verdiği mahcubiyet içerisinde buradan O’nun örnek ahlâkını da alarak dönmeliyiz.

ALLAH Teâlâ ve Resûlü (S.A.V.) Efendimize itaat edeceğimize, bundan böyle bütün hayatımızda Resûl ile birlikte yol tutacağımıza, O’nu kendimize örnek edineceğimize dair söz vererek dönmeliyiz bu yolculuktan.

Veda hutbesinden sonra şu âyet-i kerime nazil olmuştur:

“Bugün size dîninizi ikmal ettim. Size verdiğim nimetleri tamamladım ve size din olarak İslâmiyeti beğendim.”  Görüldüğü gibi din kemal bulmuş, cihan başka bir cihan olmuş, insanlık yepyeni bir âleme girmiştir.

Veda hutbesinin bir özelliği de “Ey mü’minler, Müslümanlar” yerine, “Ey insanlar”, diye umûma teşmil edilip “burada bulunanlar, bulunmayanlara sözlerimi tebliğ etsinler, olabilir ki, burada bulunmayanlar içinde bulunanlardan daha fazla bunları anlar, anlayacak olanlar bulunur” denilerek günümüze kadar uzanan zaman şeridi içerisinde değerinden bir şey kaybetmeyip, geleceğin insanına da ışık tutucu niteliğini muhafaza edici oluşudur. İnsanlığın son Peygamberi Hz. Muhammed (S.A.V.) kitap ve sünnetin rehber alınmasını tavsiye etmişlerdir. Kanımızca, Kur’an-ı Kerîm ve Sünnete göre amel etmek Müslümanları düştükleri badireden ve bütün insanlığı da bunalımlardan kurtaracaktır.