İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Mehmet Emin Maşalı ile Ramazan’ın feyiz ve bereketini konuştuğumuz, Cumartesi günkü gazetemizde, “Fedakârlık vakti” başlığıyla yayınlanan röportajımızı okumuşsunuzdur. Maşalı hocamız özetle bugünlerde koronavirüs belası yüzünden dara düşen, maddi kayba uğrayan kardeşlerimiz için cömertçe ve fedakârane bir yaklaşım içine girmemizi, ensar-muhacir kardeşliğinde olduğu gibi sahip olduğumuz imkânları tereddüt etmeden ve hesap kitap yapmadan maksimum düzeyde paylaşmamız gerektiğini ifade ediyor.

Koronavirüs belası özellikle gündelik yevmiye ile çalışan yüzbinlerce insanımızı mağdur etti. Kapanan işyerlerinden binlerce emekçi ücretsiz izne gönderildi. Hükümetin kendilerine lütufta bulunduğu bin 170 liralık Nasrettin Hoca’nın kuşu misali yardımla hiç birinin geçinebilmesinin imkanı yok. 4.5 milyon aileye biner liralık yardımda bulunuldu. Bu yardımlarla da bu gam ve tasa günlerini atlatabilmek mümkün değil. Hükümet, bu süreçte yerel yönetimlerin önünü tıkayarak, yardım yapabilme fırsatını engellemeye çalıştı. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan, yardım seferberliği başlatan belediyelere, “Şov yapıyorlar” diyerek ayrıştırmaya, kendilerinden olmayanları yaftalamaya çalıştı.

Oysa bugünler siyaset yapma günü değil… Sadece hükümetin, “Her şeyi ben yaparım, vatandaşa ulaştırılacak yardımlar üzerinden toplanacak tüm siyasi reytingi ben toplarım” hesabıyla hareket etme günü de değil… Koronavirüs belası dolayısıyla işinden, aşından, ekmeğinden olmuş yüzbinlerce insana hükümetin de, yerel yönetimlerin de bir şekilde kucak açması, hali vakti yerinde olanların gönüllerinden kopacak her türlü yardımı toplumun kılcal damarlarına kadar indirebilmenin formüllerinin bulunması gerek. Yerel yönetimler de mağdurlara maddi yardımlarda bulunabilmeli… Hazırlanan yardım kolileri gam ve tasa dolu evlerin kapılarına kadar götürülmeli. Aşevlerinde kaynayan kazanlardan sıcak yemekler sofralarına ulaştırılmalı. Bu bizim binlerce yıllık geleneklerimizin, göreneklerimizin yansımasıdır… “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” Peygamberi düsturunun toplumsal karşılığıdır… Ecdadımız bir zamanlar bu topraklarda mağdurlar için, mazlumlar için, evine ekmek götüremeyenler için sokaklarda “sadaka taşları” yapmamış mıydı? Sadaka taşlarına imkânı olanlar sadakalarını, infaklarını koyarlar, ihtiyacı olanlar da sadece ihtiyaçları kadarını alırlardı.

Yine ecdadımızın özellikle fırınlarda uyguladığı, “Askıda ekmek” uygulaması vardı. İmkân sahipleri kendi ihtiyacı olan ekmeklerini aldıktan sonra, ihtiyaç sahibi, mağdurlar için fırına para bırakır, fırıncılar da bu paranın karşılığı olan ekmekleri “askıda ekmek” olarak dışarıya asarlardı. Parası olmayanlar buradan evine ekmek götürürdü. Bizim medeniyetimizde sadaka vardır… İnfak vardır… İhtiyaç sahibi olanı gözetmek vardır… Yetimin başını okşamak vardır… Özellikle Ramazan günlerinde bu hasletler zirveye çıkar… Zira bizim Peygamberimiz iki cihan serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) özellikle Ramazan günlerinde cömertlikte rüzgâr gibi davranmış ve tüm ümmetine örnek olmuştur. Bizim de bu Ramazan günlerinde, bu salgın günlerinde mağdurlar için Resulullah (s.a.v.) Efendimizin ümmeti olduğumuzu yeniden ve yeniden hatırlama vakti gelmiştir. Ensar ve muhacir kardeşliğinde olduğu gibi elimizdeki avucumuzdakini paylaşma vakti gelmiştir. Fedakârane biçimde, imkanlarımızı tereddüt etmeden, hesap kitap yapmadan mağdur kardeşlerimize ulaştırmanın vakti gelmiştir. Bu bela, daha önceki Ramazan yıllarında şaşalı, debdebeli “körler sağırlar, birbirin ağırlar” türü iftarlar verenleri de zoraki şekilde sona erdirdi. Haydi bu yıl harcayamadığınız o iftar paralarını da mağdurlara aktarın bakalım… Pamuk eller cebe!