İslam dünyasında günümüz itibariyle karşılaşabileceğimiz

en büyük tehlike Batı nın ısrarla körüklemeye çalıştığı mezhep çatışmasıdır.

Ancak başta İran olmak üzere Müslüman ülkeler de bu

oyundaki rollerini iyi benimsemişe benziyorlar.

Bugün geldiğimiz noktada İran, Sasani döneminden bu yana

en büyük sınırlara ulaştığını söylemekten çekinmiyor. Irak tan Suriye ye

Lübnan dan Yemen e kadar birçok ülkede Şii vekil grupları aracılığıyla etki

alanını geliştirmekten hiç geri durmadı İran.

Bugüne kadar tam manasıyla bir mezhep çatışmasının

çıkmaması ise Ortadoğu Sünnilerinin geliştirilmeye çalışılan bu oyunun farkına

varıp uyanmalarının sonucu olmuştur denilebilir. Batı eliyle desteklenen ve

birçok bölgede yayılan Şii militan gruplar, bazı bölgeler hariç karşılarında

savaşacak Sünni grupları bulamadılar. Sebep korkmak değil, büyük bir katliamın

önüne kurnazca geçebilmek.

İran ise bazı bölgelerde hâkimiyetini büyük oranda kurmuşken,

onun bu ilerleyişine son verilmesi gerektiği belki de Yemen in kontrolü sonrası

hissedildi ve harekete geçildi.

İran ın daha fazla ilerlemesi halinde İslam dünyasının

bugüne kadar süregelen tüm dengelerinin altüst olacağını düşünmeye başlayan

Türkiye-Suudi Arabistan-Mısır gibi bazı Sünni ülkeler yavaş yavaş yaptıkları

hataların farkına vardılar. İran ın önce karşı grubu kendi arasında bölüp

onunla daha iyi mücadele edebileceği düşüncesinin farkına vardılar. Bu taktiği

yıllarca İsrail kullanmıştı, şimdi de İran kullanıyordu.

Bu farkına varmanın sonucu ise Erdoğan ın Suudi Arabistan

ziyaretinde olduğu gibi Sünni cephenin yeniden birleşmeye geçmesi olmuştur.

Bu birleşme belki de Türkiye ve Mısır gibi küs

yönetimlerin gizliden yeniden işbirliği yapmaya başlamasına neden olabilir.

Ancak bu birleşme İslam dünyasının temel sorunlarını ortadan kaldırabilir mi

sorusu, maalesef olumlu bir cevaba karşılık gelemiyor. Sebebi ise bölgede var

olmaya devam eden gerçek düzen bozucu aktörün hâlâ daha farkına varılamamış

olmasıdır.

İran gerçekten de İslam dünyasına ihanet etmiştir, ama

aynısını Suudi Arabistan da yapmıştır. Hatta Sisi yönetiminin İhvan a

yaptıklarını da henüz unutmadık. Tüm bunların sebebi Ortadoğu da siyasetin

İslam dan değil, İsrailiyyattan ilham alınarak gerçekleştirilmesidir.

Şimdi İran tehdidine karşı birleşen bu Sünni cephenin,

ilerde aynı İsrailiyyattan ilham aldığı ırkçı ve çıkarcı siyaset tarzıyla

yeniden birbirine düşmeyeceğinin garantisini kimse veremez.

Tabi bu yeni Sünni cephenin Batı destekli İran ve vekil

gruplarına karşı başarılı olup olmayacağını tartışmak ise apayrı bir konu. Daha

Sünni cephenin tohumları atılırken, İran ın Irak yönetimiyle ortak Tikrit i de

ele geçirme kararı, Şii ittifakın ne kadar ciddiyet içerisinde olduğunu çok güzel

bir şekilde ortaya koyuyor.

Sonuçta ben Şii ittifaka karşı birleşmenin başarıya

ulaşılsa bile, İslam dünyasının sorunlarının tam olarak çözülemeyeceğini,

aksine hakkın ortaya çıkması arzunun daha fazla haykırılacağını

düşünenlerdenim. Hak ortaya çıktığı zaman, sadece Şii ittifak değil, ne Mısır

kalır ne de Arabistan.