Eline kontrolsüz güç geçen ve vebal duygusu taşımayan bir kişinin neler yapabileceğinin tipik bir numunesi olarak şu iki hadiseyi paylaşmak istiyorum.

Ebû Hüreyre’den rivayet olunan bir hadiste Resûlullah’ın, “Ümmetimin ölümü Kureyş’ten birkaç gencin ellerindedir!” buyurduğunu işittim. Mecliste bulunan Mervân, Ebû Hüreyre’ye, “Gençler mi ” demesi üzerine, Ebû Hüreyre, “İstersen filân oğulları, filân oğulları diye adlarını anabilirim!” demiştir. Bu hadis (nr. 1470), şârih tarafından Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercümesi’nde şöyle izah edilmektedir:

İslâm ümmetinin helâkine ve terakkî hamlelerinin tevakkufuna sebep olacağı bildirilen âmir ve valilerin Mervânoğulları ile Yezîd, Haccâc gibi zalimler olduğu bu hadisin diğer rivayetlerinden anlaşılmaktadır. Bu hadisin gerek buradaki isnat şekline, gerek “Fiten” bahsindeki rivayetine göre bu vâkıa şu açıklamayı ihtiva etmektedir:

Emevîler’den Amr b. Yahyâ b. Saîd demiştir ki, Mervânoğulları Emevîler’den İslâm hükümetini alarak Şam’a mâlik oldukları sırada büyük babam Saîd ile beraber Mervânoğulları’na giderdik. Bir kere büyük babam orada bazı Mervânî gençleri görmüştü ve bize, “Şu delikanlılar, bu ümmetin ölümüne sebep olan gençlerden olacaktır” dedi. Biz de büyük babama, “Resûlullah’ın bu ihbarını sen çok iyi bilirsin; bize anlatsana!” dedik.

O da hikâye ederek, “Bir kere ben, Mervân ve Ebû Hüreyre ile beraber bir yerde bulundum.” Ebû Hüreyre, “Resûlullah’ın, ümmetimin helâki Kureyş’ten birkaç gencin ellerindedir buyurduğunu işittim” dedi. Mervân hayret ederek, “Birkaç genç, koca bir ümmetin ölümüne nasıl sebep olabilir ” dedi ve Ebû Hüreyre cevaben, “İstersen şimdi bunları adlarıyla sana haber vereyim” demesi üzerine Mervân, “Allah onlara lânet etsin!” dedi.

İbn Ebû Şeybe’nin bir rivayetine göre, Ebû Hüreyre çarşıda gezerken, “Yâ rab! Beni hicretin 60 yılına ve çocukların emâreti zamanına eriştirme!” diye dua edermiş. Şârih İbn Hacer Fethu’l-bârî’de diyor ki: “Ebû Hüreyre’nin bu sözünde delikanlıların ilk emâreti 60 yılında vuku bulacağına işaret vardır ve tarihin seyri de bu suretle tahakkuk etmiştir. 60’ta Muâviye’nin –ilk defa veliaht tayin ettiği– oğlu Yezîd, saltanat makamına geçmiş ve dört sene hükümran olarak türlü fezâhat irtikâp etmiştir.”

Tîbî’nin beyanına göre Resûlullah rüyasında, Mervân’ın babası Hakem b. Ebü’l-Âs’ın çocuklarının minber-i saâdet üzerinde top oynar gibi oynadıklarını görmüştü. Peygamber’in minberi, nübüvvet ve hilâfet makamı idi. Bu rüya günün birinde Mervânîler’in hilâfet makamına geçeceklerinin ve ümmetin riyâset makamını çocuk oyuncağına çevireceklerinin bir remzi idi ve böyle olmuştur. Bu cihetle Peygamberimiz, Hakem’e işaret ederek, “Şunun sulbünden gelecek piçlerin çıkaracağı fitnelerden dolayı yazıklar olsun ümmetime!” buyurmuştur.

Hakem, Resûlullah döneminde işlediği fezâhatlardan dolayı Tâif’e sürülmüş ve Mervân orada dünyaya gelmişti. Hz. Ebû Bekir ve Ömer döneminde de sürgün hayatı yaşayan baba ve oğul, Hz. Osman halife olunca, halifenin amcası olduğu için Medine’ye gitmelerine müsaade edilmiş ve Hz. Peygamber’in hadisi tahakkuk ederek Mervân hilâfet makamına geçerek Muhammed ümmeti arasında türlü tefrikalara sebep olmuştur.

***

Abdullah b. Ömer’den şöyle rivayet olunmuştur: İbn Ömer’e (Iraklı) bir kimse sinek öldüren ihramlı kişinin halinden sormuştu. İbn Ömer (hayret ederek), “Irak halkı sinek öldürmenin cinayet olup olmadığını soruyor. Halbuki onlar vaktiyle Resûlullah’ın kızı Fâtıma’nın oğlu Hüseyin’i öldürmekten çekinmemişlerdi. Hüseyin ve Hasan için Resûl-i Ekrem, ‘Onlar benim dünyadan öpüp kokladığım iki reyhânımdır’ buyurmuştur” (1514 nolu hadis).

İbn Ömer bu tür soruların sıkça sorulmasına hayret eder. Hadisin bir rivayetinde de diğer bir Iraklı, bit öldürmenin cinayet olup olmadığını sormuştu. İbn Ömer, “Iraklılar’ın en büyük cinayeti irtikâp ederken onun dinî ve şer’î fecaati derecesini araştırmadıkları halde, şimdi en hakir bir mesele hakkında fetva sormaları hayrete şayandır” demek istemiştir.

Buhârî, İbn Ömer’in bu hadisinden önce şöyle rivayet ediyor: Enes b. Mâlik der ki: Hüseyin b. Ali, Kerbelâ’da şehit edildikten sonra mübarek başı, Kûfe’ye getirildi ve o sırada Yezîd b. Muâviye’nin Kûfe valisi olan İbn Ziyâd’ın karşısında bir tas içine konuldu. İbn Ziyâd “piç” diye kaydedildi. Çünkü İbn Ziyâd, Sümeyye veya Mercâne adında Mecûsî bir câriyenin oğludur ve bu câriyenin gayri meşrû çocuğudur. Nesebi bilinmediği için Ziyâd b. Ebîh “babasının oğlu Ziyâd” diye, bazı kere de Ziyâd b. Sümeyye, Ziyâd b. Mercâne diye anılırdı. Daha sonra Ebû Süfyân’a nispet olunmaya başladı.

İbn Ziyâd, elindeki süngüsüyle mübarek başın burnuna ve gözlerine vurmaya başladı. Zeyd b. Erkam tahammül edemeyip, “Süngünü kaldır! Ben Resûlullah’ın buraları öptüğünü gördüm!” dedi ve ağlamaya başladı. İbn Ziyâd, “Ey İbn Erkam! Eğer sen bunak bir ihtiyar olmasaydın muhakkak boynunu vururdum!” der.

Şârih Aynî’nin izahına göre bu facia hicretin 61 yılının aşure günü vuku bulmuştu ve İbn Ziyâd’ın karşısına Hz. Hüseyin’in başıyla beraber yetmiş iki şehidin başı getirilmişti. Fakat çok geçmedi. Allah’ın intikam ve cezası nihayet bu şeriri yakaladı. Bir sene sonra, İbrâhim b. Eşter –ki, Muhtâr es-Sekafî’nin kumandanlarındandı– onu öldürdü. İbn Ziyâd’ın başı da Muhtâr tarafından Muhammed b. Hanefiyye’ye yahut Abdullah b. Zübeyr’e gönderildi.

Her ne tür fiil içinde olursa olsun zalim kişi, er ya da geç mutlaka cezasını bulur, çünkü “eden bulur” ilâhî bir vaat ve temel bir ilkedir.